Hamza Türkmen 2009 Haziran-Temmuz aylarından bu yana Türkiye gündemini kapsayan Açılım Politikaları'nı konu edindiği konuşmasında gündeme dair önemli tespitlerde bulundu. Türkmen açılım politikaları ve Kemalist darbeci statü karşısında Müslümanlar arasında 3 farklı tutum olduğunun belirttikten sonra, bu tutumların ne olduğu hususunda açıklamalarda bulundu.
Türkmen'e göre:
Birinci tutum içerisindeki Müslümanların "Kemalist statüye karşı olanlar benim dostumdur" deyip onlarla kimliksel bütünleşme içerisine girip, gittikçe kendi bağımsız ve istişari kimliklerini yitirmekteydiler.
İkinci tutum içersindeki Müslümanların ise "Kemalist statüye karşı olanlar dostumdur dolduruşuna gelmemek" için zalim olanla mücadeleyi terk ettiklerini ve her iki tarafa da tavır içinde olduklarını ve sonucunda da mücadeleyi sistem dışı hayali geleceklere ertelemekteydiler.
Üçüncü tutum içersindeki Müslümanların ise Kemalist statüye karşı tavır alan taraf, İslamcı olmasa da veya vahye göre siyaset yapmasa da (yani Türkiye 'deki muhafazakar demokratlar, liberaller, 2. Cumhuriyetçiler) onların olumluluklarını destekleyip, yanlışlarını eleştiren ama bağımsız ve istişari İslami kimliğini devam ettiren bir yaklaşım içindeydiler.
Türkmen bu 3 tutum içerisinde hayata müdahale eden Kur'an talebeleri, takipçileri için doğru olan tutumun üçüncü tutum olduğunu belirttikten sonra bu tutuma sahip Müslümanların kimliklerini gizlemeden ve ayetlerin üzerini örtmeden, sistem içinde yaptıkları mücadeleyi de gasp edilmiş haklarını geri almak olarak görmeleri gerektiğini söyledi. Türkmen bu Müslümanların Mumtehine suresinin 8. ayetinde belirtildiği üzere kendilerine din üzerinden savaş açmayan, yurtlarından sürmeyen ve sürenlere yardımcı olmayan, yasaklar koymayanlara karşıda adaletli davranmaları gerektiğini belirtti. Diğer olumsuz tutum içinde olanların ise dost edinilemeyeceğini hatırlattı.
Türkmen, açılım politikalarını değerlendiren Müslümanların içerisinde yaşadıkları toplumla, tarihle, mevcut konumlarıyla ilgili durum tespiti yapmaları gerektiğini belirttikten sonra Müslümanların bu toplumu, bu çürümüş yapıyı vahiyle, fıtratla nasıl buluşturacağı yani ıslahı nasıl yapacakları hususunda bir çaba içerisinde olmaları gerektiğini ifade etti.
Türkmen Kitab'ı terk edilmiş bıraktığımız için bir ifsad halinde olduğumuzu dolayısıyla yaşadığımız topluma da Kuran toplumu diyemeyeceğimizi dillendirdikten sonra bunun köklerini İttihat Terakkinin başlattığı seküler, laik, batıcı toplum mühendisliğine kadar götürdü. İttihat Terakki Müslümanları Türkleştirirken, Ermenileri, Rumları da asimilasyona uğrattı, onlara acılar yaşattı.
Türkmen daha sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde de, batıcı, laik, ulusalcı projeye yani asimilasyona karşı çıktıkları için Müslümanların öldürüldüklerini belirtti. Türkmen ayrıca hukuk alanında İslami tüm değerlerin tasfiye edildiğini, faşist İtalya'nın ceza yasasının, İsviçre'nin medeni yasasının getirildiğini, yazı dilinin yasaklandığını, hac ve Kur'an eğitiminin yasaklandığını, Necip Fazıl'ın Büyük Doğuda yazdığı üzere resmi yazılarda Allah demenin bile yasak edildiğini, Ezandaki Allah lafzının yerine Tanrı ifadesinin kullanıldığını anlattı.
Türkmen daha sonra sözü günümüze getirip 28 Şubat sürecinde yaşananları dinleyicilere hatırlattı. Bu süreçte 15 yaşın altındakilerin Kur'an öğrenmeleri yasaklanmıştı, 8 yıllık kesintisiz eğitim yasalaşmıştı, 100 bine yakın başörtülü Müslüman kadın üniversitelerden atılmıştı.
Hamza Türkmen içinde yaşadığımız sistemin askeri vesayet rejimi olduğunu söyledikten sonra açılım politikalarının olumlu olduğunu hatta Türkiye tarihinin en önemli gelişmesi olduğunu ifade etti ve bu sayede Kürt halkına yapılan zulümlerin, Alevilere yapılan katliamların, dil yasağının gündeme getirildiğini açıkladı.
Hamza Türkmen açılım politikaları ile ilgili Başbakan Tayip Erdoğan'ın "merkezde devlet mutabakatı var" sözüne dikkat çekti ve dengeli bir yaklaşım için ilk defa bu beyanın çözümlenmesi gerektiğini söyledi. Türkmen bu beyanın çözümlenmesinin açılım politikalarının nereden güç aldığının da cevabı olacağını ifade etti.
Türkmen öncelikle çevre–merkez ikileminin bu açılım politikalarına sebebiyet verdiğini, merkezde asker-sivil bürokrasi ve jakoben sermaye sınıfının var olduğunu, AK Parti'nin de çevrenin sermaye gücü MÜSİAD ve benzeri öbeklenmelerin önünü açmaya çalıştığını dillendirdi. AK Parti İslam'a saygıyı elden bırakmadan "hedefimiz muasır medeniyet seviyesi" diyerek TÜSİAD'la aynı hedefi düşündüğünü belirtti.
Konuşmacı, Türkiye'de Çevre denilince akla sadece yeni zenginleşen veya kapitalizme evrilen insanların gelmediğini, çevre denilince inancı, başörtüsü, ana dili yasaklanmış, parya yerine konulan insanların da geldiğinin altını çizdi. Hayrettin Karamanın aktarımına göre Kur'an okumanın yasak olduğu dönemde bile 40 bin hafız yetiştiren bu çevre ve bu hafızlar Kur'an lafzınının anlamını bilmeseler dahi İslam'a olan aidiyet ve özlemlerini ifade ediyorlardı. İşte bu aidiyet Türkiye'deki Jakoben sisteme yönelik en önemli muhalefeti temsil ediyordu. Türkmen, bu muhalefetin sesi olma iddiasındaki bir parti de, bu insanlara alan açmak yükümlülüğünden kurtulamayacağını yoksa tasfiye olacağını belirtti.
Açılım ikinci itici gücünün TSK içerisindeki paşaların arasındaki tartışma olduğunu belirten Türkmen bu bağlamda Gen. Kur Başkanı İlker Başbuğun 14 Nisan 2009 yılında Harp okullarında yaptığı konuşmanın çok önemli olduğunu, Başbuğun bu konuşmada Kemalizm'i şekilcilikten çıkarıp bir öze dönüştürmek gerektiğini vurgulamış, ırk veya etnik temelli bir milliyetçilik tanımı yerine kültürel temelli bir tanımı savunmuştu. Başbuğ ayrıca küçülen değil liberal yolla büyüyen Türkiye'nin büyüyen ordusu olma gerekliliğine temas etmişti. Tayyip Erdoğan'ın devlet mutabakatı dediği hususlar bunlardır. Ordu içindeki Ergenekon kanadı ise Kemalizmi şekil olarak ve Türk ulusunu da ırk olarak algılıyordu.
Açılımın üçüncü itici saik'inin dış etkenli olduğunu belirten Türkmen bu açılımın sadece ABD istediği için AKP tarafından gündeme getirildiğini söylemenin doğru olmayacağını söyledi.1 Mart tezkeresinin kabul edilmesini Tayyip Erdoğan'ın kendisinin istemesine rağmen reddedilmesinin AK Partinin kendisine güven getirdiğini anlatan Türkmen bu noktadan sonra AK Partinin sadece ABD ve İsrail'le işbirliği yapmadığını işbirliği politikalarını diğer ülkelerle çoğaltarak kendisine ve Türkiye'ye çeşitlenen işbirlikçiliği kartıyla inisiyatif alanı açmaya çalıştığını vurguladı.
Hamza Türkmen sözü son olarak Müslümanların bu açılım politikalarına karşı nasıl tavır almaları gerektiğine getirdi ve bu konuda şu vurgularla konuşmasını bitirdi:
Bu açılım politikaları değerlendirmesini bilenler için görece alan açan imkanlar sağlamaktadır.
Bizi yerlerimizden fiili olarak sürmeyen ve işkence uygulamayanlarla haksızlıklara, işkencecilere ve fiili inanç ve düşünce yasakçılarına karşı bazı paralelleşmeler olabilir.
Ancak açılım politikaları, abartmadan, İslami kimliğimizi bulandırmadan ve fikri, itikadi, ameli her türlü cahili anlayıştan hicret ederek değerlendirilmelidir.
Sasanilere karşı Rum'un galibiyeti gözetilse de, asıl görevimizin bir şüheda toplumu oluşturmaktır. Bunun için de tevhidi kimliğimizi küresel kapitalizme karşı inşa etmeye, bizi eritmeye çalışan "muasır medeniyet seviyesine" ulaşma hedefine yani büyük fırtınalara karşı Nuh aleyhisselam gibi vahyin gemisini yapmaya çalışılmalıdır. Safhamızı doğru okuyor isek, öncelikli görev, hayatın ve mücadelenin içinde bağımsız bir istişari karar mekanizmasına dayanan nitelikli Kur'an nesli nüveleri oluşturabilmemiz ve bu halkaları birbirine geçirerek vahyin gündemini güçlü kılabileceğimiz bir zincir ağı gerçekleştirebilmemizdir.
Seminer programı dinleyicilerin soru ve katkılarıyla sona erdi.
Haksöz Haber / Murat Yürükoğulları





