Yeni Şafak / Yasin Aktay
Rohingya krizi: Bangladeş’in taşıdığı yük, dünyanın vicdan sınav
Bangladeş’e gitmişken, ülkenin yaklaşık on yıldır gündeminden hiç düşmeyen en önemli meselelerinden biri olan Rohingya krizini ele alan bir yuvarlak masa toplantısına da katıldık. Centre for Civilizational Dialogue ile BIIT Trust (Bangladesh Institute of Islamic Thought) tarafından düzenlenen toplantının başlığı: “Rohingya Krizinde Yol Almak: Geri Dönüş Uzak Bir Hayal mi?”
Toplantıya akademisyenler, araştırmacılar, insan hakları savunucuları, medya temsilcileri, eski diplomatlar ve düşünce kuruluşlarının yöneticileri katıldı. Tartışmaların ortak noktası Rohingya meselesinin artık yalnızca Bangladeş ile Myanmar arasında çözülebilecek iki taraflı bir sorun olmaktan çoktan çıkmış olduğu. Bu mesele, uluslararası hukukun, insan haklarının, bölgesel güvenliğin ve her şeyden önce dünyanın vicdanının sınandığı büyük bir insanlık meselesidir.
BUGÜN BANGLADEŞ’TE YAKLAŞIK 1,1 MİLYON ROHİNGYALI MÜLTECİ YAŞIYOR
Bunların büyük çoğunluğu Cox’s Bazar’daki kamplarda, bir kısmı ise Bhasan Char adasında bulunuyor. Dünyanın en büyük mülteci yerleşimlerinden birine dönüşen bu kamplar başlangıçta geçici barınma alanları olarak kurulmuştu. Fakat yıllar geçtikçe geçicilik kalıcılaşmaya, olağanüstü hâl gündelik hayata dönüşmeye başladı.
Kamplarda doğan çocuklar var. Myanmar’ı hiç görmemiş gençler var. Vatansız, geleceksiz ve belirsizlik içinde büyüyen bir kuşak var.
Bir mülteci krizinin en tehlikeli aşaması, yalnızca insanların yerlerinden edilmesi değildir. Asıl tehlike, bu yerinden edilmenin zamanla normalleşmesidir. Dünya bir süre sonra kamplara, rakamlara ve yardım çağrılarına alışıyor. İlk günlerde vicdanları sarsan görüntüler zamanla sıradan haber malzemesine dönüşüyor. Uluslararası gündem başka krizlere kayıyor ve geride unutulmuş bir halk kalıyor.
Rohingyaların yaşadığı trajedi tam olarak budur.
Myanmar’ın Arakan bölgesinde yaşayan bu Müslüman topluluk uzun yıllar boyunca sistematik ayrımcılığa maruz kaldı. Vatandaşlık hakları ellerinden alındı. Seyahat özgürlükleri kısıtlandı. Mülkiyet hakları gasp edildi. Köyleri yakıldı. İnsanlar öldürüldü, kadınlar ve çocuklar ağır ihlallerin hedefi oldu. Özellikle 2017 yılında yaşanan büyük şiddet dalgası yüz binlerce insanı Bangladeş’e sığınmaya zorladı.
Bangladeş, kendi ekonomik ve demografik sorunlarına rağmen bu insanlara kapılarını açtı. Bu, yalnızca siyasi bir karar değil, büyük bir ahlaki sorumluluk örneğiydi. Tarih Bangladeş’i, dünyanın büyük kısmı uzaktan üzüntü bildirmekle yetinirken zulme uğrayan bir halka sırtını dönmeyen ülke olarak hatırlayacaktır.
Fakat burada çok açık bir gerçeği de teslim etmek gerekir: Bangladeş’in tek başına taşıdığı bu yük artık sürdürülebilir değildir.
Kampların bulunduğu bölgelerde sosyal, ekonomik ve çevresel baskılar giderek artıyor. Yerel halk ile mülteciler arasındaki imkân paylaşımı zorlaşıyor. Eğitim, sağlık, gıda ve barınma ihtiyaçlarının karşılanması uluslararası yardımlara bağlı durumda. Yardım fonlarının azalması ise kamplardaki hayatı daha kırılgan hâle getiriyor. Uzayan belirsizlik insan kaçakçılığını, uyuşturucu ağlarını, yasa dışı göç yollarını ve diğer güvenlik sorunlarını da besliyor.
Dolayısıyla Bangladeş’in insani yükünü takdir etmek yetmez; bu yükün uluslararası düzeyde gerçek anlamda paylaşılması gerekir.
HASİNA DÖNEMİNDEN YENİ YÖNETİME
Bangladeş’te Temmuz Devrimi’nden sonra oluşan yeni siyasi atmosfer Rohingya meselesine yaklaşım bakımından da yeni beklentiler doğuruyor.
Şeyh Hasina yönetimi, Rohingya krizini uluslararası gündemde tutmaya çalışmış olsa da zamanla güvenlik, yük ve kontrol eksenli bir yaklaşımın ağır bastığı görülüyordu. Krizin uzaması, uluslararası desteğin azalması ve kamp nüfusunun giderek büyümesi hükümeti daha sert ve idari tedbirlere yöneltti.
Yeni yönetimin ise meseleyi daha insani, daha şeffaf ve daha hak temelli bir anlayışla ele alması bekleniyor. Rohingyaları yalnızca güvenlik sorunu veya ekonomik yük olarak gören bir yaklaşım çözüm üretemez. Onlar her şeyden önce hakları ellerinden alınmış, ülkelerinden zorla koparılmış insanlardır.
Ancak Bangladeş’te yönetimin değişmesi sorunun esas kaynağını ortadan kaldırmıyor. Çünkü kalıcı çözüm Bangladeş’te değil, Myanmar’dadır.
GERİ DÖNÜŞ SADECE SINIRI GEÇMEK DEĞİLDİR
Toplantının temel sorusu şuydu: Geri dönüş gerçekten uzak bir hayal midir?
Rohingyaların büyük kısmı kendi ülkelerine dönmek istiyor. Fakat asıl mesele, geri dönüşün hangi şartlarda gerçekleşeceğidir. İnsanları yalnızca sınırın öte tarafına geçirmek geri dönüş değildir.
Gerçek geri dönüş; güvenliğe, vatandaşlığa, hukuki statüye, mülkiyet hakkına ve insan onuruna yeniden kavuşmak demektir.
Bugün Myanmar’da bu şartların hiçbiri tam olarak mevcut değildir. Rohingyalar hâlâ vatandaş olarak tanınmıyor. Rakhine bölgesinde çatışmalar sürüyor. Güvenlik garantileri belirsiz. Myanmar ordusunun yanı sıra bölgede güç kazanan başka silahlı aktörlerin de Rohingyalara yönelik ihlal iddiaları bulunuyor.
Bu şartlarda yapılacak bir geri dönüş, insanların yeniden şiddet ve sürgünle karşılaşmasına yol açabilir.
TÜRKİYE’NİN BAŞTAN BERİ SÜREN DESTEĞİ
Rohingya meselesinde Türkiye’nin tutumu özel olarak zikredilmelidir. Türkiye bu krize başından itibaren yalnızca diplomatik açıklamalarla değil, fiilî ve sürekli bir dayanışmayla yaklaşmıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın 2017 yılında Cox’s Bazar kamplarına yaptığı ziyaret, dünyanın büyük kısmının sessiz kaldığı bir dönemde Rohingya trajedisini uluslararası kamuoyunun dikkatine taşıyan en güçlü sembolik adımlardan biri olmuştu. O ziyaret, Türkiye’nin meseleyi uzak bir coğrafyanın insani dramı olarak değil, doğrudan sahiplenilmesi gereken bir vicdan meselesi olarak gördüğünü ortaya koydu.
Türk Kızılayı, AFAD, Türkiye Diyanet Vakfı, İHH ve diğer birçok sivil toplum kuruluşu yıllardır bölgede gıda, sağlık, barınma, eğitim ve yetim destek çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye’nin desteği yalnızca kriz anlarında görünen geçici bir yardım faaliyeti değil, devlet ve toplum düzeyinde devam eden istikrarlı bir dayanışmadır.
Bangladeş’te görüştüğümüz insanlar da Türkiye’nin bu ilgisini özellikle hatırlıyor ve takdir ediyorlar.
Türkiye’nin Suriye tecrübesi de bu konuda bütün dünyaya önemli dersler sunuyor. Türkiye, milyonlarca Suriyeliye kapılarını açtığında bunun ağır ekonomik, siyasi ve toplumsal maliyetlerini üstlendi. Bu politika yıllarca içeride ve dışarıda eleştirildi. Fakat bugün görüyoruz ki insani sorumluluk üstlenmek ile stratejik kazanç birbirinin zıddı değildir.
Bangladeş’in Rohingyalar karşısında üstlendiği sorumluluk da aynı şekilde değerlendirilmelidir. Bu fedakârlık yalnızca bugünün maliyetleriyle ölçülemez. Tarih, kriz anlarında güçlülerin hesabına değil, mazlumların yanında duranların tavrına bakar.
ULUSLARARASI TOPLUM NE YAPMALI?
Bugün artık yardım paketlerinden daha fazlasına ihtiyaç vardır.
Birincisi, Myanmar üzerinde vatandaşlık, güvenlik ve hakların iadesi konusunda etkili diplomatik baskı kurulmalıdır.
İkincisi, Bangladeş’in taşıdığı ekonomik ve sosyal yük gerçek bir uluslararası paylaşım mekanizmasıyla hafifletilmelidir.
Üçüncüsü, Birleşmiş Milletler, ASEAN, İslam İşbirliği Teşkilatı, Türkiye ve diğer etkili ülkeler arasında sürdürülebilir bir diplomatik koordinasyon oluşturulmalıdır.
Dördüncüsü, Rohingya meselesinin uluslararası gündemden düşmesine izin verilmemelidir. Çünkü unutulan krizler çözülmez; sadece derinleşir.
Rohingya sorunu, dünyanın adalet üretme kapasitesinin bir sınavıdır.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.