Ohood Nassar’ın We Are Not Numbers’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Eylül 2025’te, hiç beklemediğim bir davet aldım. Gonzalo adında bir adam bana Facebook üzerinden bir mesaj gönderdi. Kendisini Filistin davasıyla ilgilenen İspanyol bir gazeteci olarak tanıttı. İspanya’da yayınlamayı planladığı bir kitap üzerinde çalışıyordu ve bu kitaba katkıda bulunmamı istiyordu.
Gonzalo’ya kitabın konusunun ne olacağını sordum; o da kitabın Gazze’deki yaşamı ele alacağını açıkladı. Kitaba katkıda bulunmak istediğimi ama İspanyolca bilmediğimi söyledim. Gonzalo, “Kitabı İspanyolca’ya ben çevireceğim” diyerek beni rahatlattı.
Dış dünyaya Gazze’yi anlatma fırsatı
Yıkıma uğramış vatanımdan İspanya’ya kadar—Gazze’den gelen sözlerim işte bu kadar uzağa gidecekti. Heyecandan öteydim. Savaş hakkında yazıyor ve savaşı yaşıyordum; hayatımızın tüm küçük ayrıntılarını içeren rakamlar ve haberler aracılığıyla çevremdeki olayları belgeliyor, Gazze’de neler olup bittiğini dünyaya anlatmaya kararlıydım.
Gonzalo’nun kitabına iki yazı katkıda bulundum. İlki, çocuklar için bir eğitim çadırı kurma konusundaki kişisel bir hikâyeydi. Onlara eğitim imkânı sağlamak için gösterdiğim çabaları, yerinden edilme, bombardıman ve acımasızca zorlu koşullara rağmen öğrenmeye çalışan öğrencileri anlattım. Ayrıca, savaş sırasında tüm çocuklarını kaybeden bir kadın hakkında da bir deneme yazdım. Onun hikâyesi aracılığıyla, Gazze’deki Filistinlilerin yaşadığı acının küçük ama derin bir parçasını ifade etmeye çalıştım.
Denemelerimi WhatsApp üzerinden Gonzalo’ya gönderdim. O beni cesaretlendirdi ve sözlerimle aktarmaya çalıştığım duyguları nasıl hissedebildiğini anlattı. Onun görüşleri benim için çok önemliydi; etrafım savaşla çevriliyken, elektrik ve internet kesintileriyle boğuşurken ve hepimizi saran sürekli bir korku içindeyken yazıyordum.
Bir buçuk ay sonra kitap tamamlandı. Gazze’den on yedi yazar kitaba katkıda bulundu; her biri savaş sırasındaki günlük yaşamın farklı bir yönünü ele aldı. Denemelerimiz aile, dostluk, aşk, korku, yerinden edilme ve Gazze’deki soykırıma rağmen varlığını sürdüren günlük yaşamın pek çok küçük detayı hakkında.
Gonzalo, denemelerimizi İspanyolca’ya çevirdi. Bu arada, kitabın adının “The Black Book” olacağı konusunda hepimiz hemfikir olduk ve 2025 yılının Kasım ayı sonunda Gonzalo, İspanya’daki bir yayınevinin kitabı yayınlamayı kabul ettiğini bize bildirdi. İspanyolca’da kitabın adı “El Libro Negro de Gaza” olacaktı.
Bu, hepimiz için büyük bir mutluluk anıydı.
Büyük bir başarı duygusu hissettim.
Kitabımızın yayınlanması beni ve bakış açımı değiştirdi. Soykırım süresince, hem Arapça hem de İngilizce olarak kişisel hikâyeler yazmış ve haberler yapmış, Gazze’deki günlük yaşamın gerçekliğini belgelemiştim. Artık çalışmalarım bir kitabın parçası olmuştu; üstelik İspanyolca olarak – benim bilmediğim, ancak dünya çapında milyonlarca insanın erişebileceği bir dilde. Gonzalo’ya bunun en büyük başarılarımdan biri olduğunu düşündüğümü söyledim. Kitabın bir gün dünyadaki her dile çevrilmesini umuyordum; böylece daha fazla insan, Gazze’deki yaşamı orada yaşayanların bakış açısıyla anlayabilecekti.
Şubat 2026’da kitap İspanya’da yayımlandı. Yayınevi kitabın yayımlandığını ve basıldığını duyurdu; Gonzalo da bana WhatsApp üzerinden elektronik bir kopyasını gönderdi.
Dijital sürümü açtığımda, içimde karışık duygular uyandı.
Kitap beni mutlu etmişti; hikâyelerimizin Gazze’den çıkıp İspanya’daki okurlara ulaşmış olmasından memnuniyet duydum. Gazze’den 17 yazarın hayatlarını paylaşabilmesinin ve benim de seslerimizi ve deneyimlerimizi taşıyan bir kitabın parçası olmanın ne kadar önemli olduğunu anladım.
Ancak mutluluğumun yanı sıra bir de hüzün vardı. Kitap telefonumun ekranındaydı ama onu ellerimde tutamıyordum. Kitabı açamıyordum, sayfalarına dokunamıyordum. Sınır kapılarının kapalı olması ve Gazze Şeridi’ne eşya sokulmasına getirilen kısıtlamalar nedeniyle, basılı bir kopyasını Gazze’ye sokmak imkânsız olmasa da son derece zor olacaktı.
Kitabımızın basılı bir kopyası Gazze’ye ulaştı
2026 yılının Haziran ayı başlarında, yine beklenmedik bir olay yaşandı.
17 katkıcıdan birinin, aynı zamanda bir insani yardım çalışanı olan bir aile dostu vardı ve bu aile dostu, kitabın basılı bir kopyasını Gazze’ye getirmeyi başardı. Kitabın gerçek bir basılı kopyasının nihayet Gazze’ye ulaştığını öğrendiğimde çok sevindim.
Kitabımız gerçekti ve Gazze’ye ulaşmıştı!
Bu kopya uzun bir yolculuk yapmıştı. Sınırları aşmış, kontrol noktalarından geçmiş, kapalı geçiş noktalarını aşmayı başarmış ve nihayet hikâyelerinin yazıldığı yere ulaşmıştı. Savaşı yaşayan Filistinliler tarafından yazılan kitabımız, bir şekilde fiziksel olarak Gazze’ye geri dönmüştü. Sözlerimiz eve dönmenin bir yolunu bulmuştu; bir kopyası Gazze’de, geri kalanı ise dışarıda kalmıştı.
Hâlâ bir gün sınır geçişinin açılacağını ve kendi basılı kopyamı alabileceğimi, yazılmasına katkıda bulunduğum kitabı ilk kez elimde tutabileceğimi umuyorum. Kendimi sol elimde kitap, sağ elimde bir fincan çay tutarken hayal ediyorum. Yapacağım ilk şey, içindekiler sayfasını açmak, yazdığım denemelerin sayfa numaralarını bulmak ve sanki ilk kez okuyormuşum gibi hissederek onları okumaya başlamak olacaktır. Kitapların kokusuna bayılırım. Benim için bu, özel ve içimi rahatlatan bir koku. Bu kokuda, beni sayfalara—kâğıda, mürekkebe ve içlerinde barındırılan hikâyelere—bağlı hissettiren bir şey var.
Kendi kitabımın kokusu ise daha da özel bir duygu uyandırırdı—sadece kâğıt ve mürekkebin kokusu değil—aynı zamanda benim katkım olan bir şeyin kokusu. O sayfalardaki kelimelerin benden geldiğini bilirdim; düşüncelerim, deneyimlerim ve hayatımın bir parçası. Kitabı ellerimde tuttuğumu, açtığımı ve kokunun kendi kelimelerimi taşıyan sayfalardan geldiğini fark ettiğimi hayal ediyorum.
Belki başka bir yerde yaşayan bir yazar için, kendi kitabını satın alıp ellerinde tutma deneyimi sıradan bir şey olurdu. Ama savaş, abluka ve kapalı sınır geçişleri içinde yaşayan biri olarak benim için, yazılmasına katkıda bulunduğum bir kitabı elde etmek başlı başına bir yolculuğa dönüştü; Facebook’ta bir mesajla başlayan, WhatsApp üzerinden gönderilen mesajlarla devam eden, Gazze’den İspanya’ya uzanan ve sonunda tek bir basılı nüsha şeklinde geri dönen bir yolculuk.
Ve hâlâ kitabımı bekliyorum.
* Ohood Nassar, Gazze’nin kuzeyinden bir çevirmen ve içerik yazarıdır; İslam Üniversitesi mezunudur.
Yazma serüvenine 2024 yılında, soykırım sırasında başladı ve yazıları aracılığıyla Filistinlilerin çektiği acıları dünyaya aktardı. Yazıları Electronic Intifada, The New Arab, Filistin Araştırmaları Enstitüsü ve Al Jazeera’da yayımlandı.
Savaşa rağmen önemli başarılara imza atmaya devam etti: Gazze’nin kuzeyinde bir eğitim çadırı kurdu (bu çadır Mayıs ortasında bombalandı); Eğitim Fakültesi’nden üstün başarıyla mezun oldu ve eğitim çadırları üzerine yazdığı akademik makalesiyle dünya çapında birincilik kazandı. Şu anda 14 yaşındaki öğrencilere hikâye yazma ve deneyimlerini belgeleme konusunda eğitim veriyor.

