1. YAZARLAR

  2. Ali Bayramoğlu

  3. 95 yıl sonra: Talat (Paşa) ile Zohrab...
Ali Bayramoğlu

Ali Bayramoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

95 yıl sonra: Talat (Paşa) ile Zohrab...

24 Nisan 2010 Cumartesi 14:14A+A-

31 Temmuz 1908... 2. Meşrutiyetin ilanından bir hafta sonra Taksim Belediye Bahçesi'nde büyük bir miting var. İslam ve Osmanlı şehitleri anısına düzenlenen bir miting... Alanda onbinler var, içlerinde yan yana Türkler, Ermeniler ve diğerleri...

Hatip o ünlü konuşmasını yapmak üzere kürsüye doğru ilerliyor.

Konuşma şöyle bitiyor:

"O ferdayı (yarını) siz ey şüheda-yı Osmaniye (Osmanlı şehitleri) bize gösterdiniz. Sizin kabirlerinizin üzerine diz çöküp dua etmek bize vacip idi.

Nerede kabirleriniz?

Kabirleriniz kalbimizin, vicdanımızın içindedir.

Heykelleriniz taştan değil nurdandır.

Siz orada fahr ü mübahat-ı ebediye (sonsuz övünme) ile yaşıyorsunuz ve sizinle birlikte hürriyet, müsavat (eşitlik) ve uhuvvet (kardeşlik) yaşıyor..."

7 yıl sonra...

20 Temmuz 1915...

Urfa, şeytan Deresi civarı...

Çerkes Ahmet anlatıyor:

"... Tuttum, ayağımın altına aldım, taşla başına vura vura geberttim..."

Bu itiraf 29 Aralık 1918'de İkdam Gazetesi'de yayınlanır, daha sonra da Yeni İstiklal Gazetesi'nde...

Çerkez Ahmet Teşkilat-ı Mahsusa'ya bağlı bir çetebaşıdır.

Başını taşla ezdiği kişi ise Taksim'deki hatiptir:

Krikor Zohrab...

Ünlü avukat, edebiyatçı, hukuk profesörü...

Üç dönem meclis-i mebusan üyeliği yapmıştır.

Talat Paşa'nın yakın arkadaşıdır.

Halaskâr Zabitan günlerinde, daha sonra onu ölüme göndererek ittihatçılardan Halil Bey'i (Menteşe), Ayazpaşa'daki Gümüşsuyu Apartmanı'nda, evinde, saklamıştır.

21 Mayıs 1915 günü İstanbul'da bir başka mebus Vartkes Seregülyan'la birlikte tutuklanmıştır.

Ve birlikte katledilmişlerdir...

Kendilerinden 1 ay önce, 24 Nisan 1915'te tutuklananları kurtarmak, akibetlerini anlamak, yardım etmek için sağa sola koşturan bu iki milletvekilinin sonu, aslında bir dönemin de sonudur.

Ve vicdanların aldığı kapanamayacak yaranın başlangıcıdır.

24 Nisan sizin sandığınız gibi kara çalmanın tarihi değildir.

24 Nisan sadece "öfke seslerinin" seslerinin yükseldiği gün de değildir.

24 Nisan birileri için acı, diğerleri için utanç günüdür. Saygı günüdür.

Sorumluluk günüdür.

O gün İstanbul'da sabah 4'te kapısı çalınan Ermeni aydınları, yazarları, sanatçıları, gazetecileri, milletvekilleri gözaltına alındılar...

Sayıları 220 civarındaydı...

Neden tutuklandıklarını bilmiyorlardı. Önce Merkez Hapishane'ye, Mehterhane'ye gönderildiler...

Ardından bölümlere ayrılıp Ayaş, Çankırı ve Çorum'a sürüldüler.

Bir süre sonra tekrar sürgüne çıkarıldılar.

Bu kez niyet farklıydı. Teşkilatı-ı Mahsusa harekete geçti. Çeteler, tetikçiler yolda kafilelere saldırdılar.

Çoğu hayatını kaybetti. Çok küçük bir kısmı hayatta kalabildi, Rahip Gomidas gibileri çıldırdı.

Ardından tehcir başladı...

Bir gün bir trende Teşkilatı Mahsusa'nın kurucularından Bahattin Şakir'in elini kim olduğunu bilmeden sıkan Halide Edip'in buna vesile olan arkadaşına dönüp, "bana kanlı katilin elini sıktırdın" demesi bu yüzdendir...

Ermeniler 1915'te yaşananları bu yüzden 24 Nisan'da hatırlar ve anarlar...

Türk basını 24 Nisan tarihini Ermeni milliyetçiliğinin ve Türk düşmanlığının şaha kalktığı gün olarak yansıtır. Dünyanın çeşitli kentlerinde yapılan gösteri ve anmalara tepki verir ve Türk kamuoyunu buna göre koşullar...

Ne var ki, kim ne derse desin, 24 Nisan 1915 şu ya da bu nedenle, şu ya da bu şekilde, Talat Paşa'nın defterindeki rakamlara göre 1.200.000 Osmanlı Ermenisi'nden 800.000'inin üç dört ay içinde buharlaşacağı bir trajedinin başlangıç tarihidir.

Ama insanlık her zaman yol alır...

Biz de yol alıyoruz ve alacağız...

Bu trajedi karşısında yüreğinde samimi bir acı duymak, kayıpları anmak, o yolda bir adım atmak demektir.

Saygı ve sorumluluk...

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum