Eğitimin EMASYA'sı: Milli Güvenlik Dersi

22.04.2010 04:36

İrfan Yıldırım

Doğrusu TSK bürokrasisi, bizleri şaşırtmaya devam ediyor. Her gün bir başkası yayımlanan skandallardan sonra "bu kadar da olmaz" dedirten yeni bir skandalla karşılaşıyoruz.

Anlaşılan o ki, birkaç kişi veya komutanla sınırlı kalmayan kurumsal bir sorunla karşı karşıyayız. Taraf gazetesinin haberine göre 1998-2008 yıllarında liselerde milli güvenlik derslerine giren muvazzaf veya emekli subaylar, bölgelerindeki askerî birlik komutanlıklarının talimatlarıyla gittikleri okulları, orada meslektaşları konumundaki öğretmenleri, öğrencileri ve onların ailelerini fişliyorlar.

Bu fişleme, birkaç işgüzarın kendini bilmezliğiyle değil, kuvvet komutanlıklarının emirleri ve geliştirilen formlardan anlaşıldığına göre yüksek komuta kademesinin emir ve bilgisi dahilinde yapılıyor. Hatta bu istihbarat raporlarına dayanarak il güvenlik toplantılarında sivil bürokrasiye hesap soruluyor, suç duyurusunda bulunuluyor. Belki bu bilgiler henüz ortaya çıkmayan şekillerde de kullanılıyor olabilir. İstihbarat elemanı devşirme, kışkırtma ve yıldırma gibi... Tabiatıyla bu durum, kamuoyuna mal olduktan sonra artık sadece TSK bürokrasisinin ötesinde Parlamento'yu, hükümeti, Milli Eğitim Bakanlığı'nı, sivil toplum kuruluşlarını ve doğrudan vatandaşları da ilgilendiriyor. Önce TSK'dan başlayalım.

TSK, kendi vatandaşlarını ve hatta okul öğrencilerini fişliyorsa bunun ardında, siyasete müdahale etme ve iç düşman tayin etme mantığı yatmaktadır. TSK, Parlamento ve hükümet tarafından tayin edilen dış tehditler dışında, siyasete ve topluma müdahale etmek amacıyla durumdan vazife çıkarmak için iç tehdit değerlendirmesi yapıyorsa Ergenekon türü yapılanmalar da, Balyoz tipi darbe planları da, milli güvenlik dersi hocalarının öğrencileri ve diğer hocaları fişlemeleri de kaçınılmazdır. Üslup değişir veya tehdit olarak görülen unsurlar değişir ama TSK mensuplarının karıştığı yukarıdaki türden yanlışlar değişmez.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, subaylık mesleğinin şövalyelik olduğunu söylüyor. Peki şimdi bu fişlemelerin, Balyoz darbe planlarının veya Ergenekon türü terör yapılanmalarının şövalyelikle ne ilişkisi var? Diğerleri bir tarafa, bu öğrencilerini ve meslektaş hocalarını fişleme görevi verilen kişinin değil şövalyelik, sıradan insanın ahlakından bile uzak bir yozlaşma içine gireceği çok açık değil mi? Öğrencilerini ve meslektaşlarını fişleyen, ihbar eden ve onlara düşman nazarıyla bakan bir kişinin, meslekî hayatında kendi meslektaşlarına ve topluma güven telkin etmesi mümkün mü? Sonra bütün öğrencileri, öğretmenleri ve ailelerini fişleyen bir kurumun, Türkiye'nin güvenliğini tesis edecek bir kabiliyet ve kapasitesinin varlığından bahsedebilir miyiz? Ortaya çıkan tablodan sadece ahlaki bakımdan değil, meslekî olarak da etkinlik, kaynakların verimli kullanımı ve güvenilirlik bakımından da TSK bürokrasisinin sanıldığının çok ötesinde bir problemle karşı karşıya olduğu anlaşılıyor.

SKANDAL FIRSATA DÖNÜŞMELİ

Taraf gazetesinin haberi esasen, TSK ile Emniyet ve mülki idare arasında uygulanan demokratik parlamenter sistemle bağdaşmayan EMASYA protokolünün bir benzerinin milli güvenlik dersleri üzerinden Milli Eğitim Bakanlığı'yla da fiilen uygulamaya sokulduğunu gösteriyor. Çünkü habere göre, derse giren muvazzaf veya emekli subayların fişleme raporları hazırlamanın yanında, okul yönetimini, öğretmenleri ve öğrencileri şikâyet ettikleri, tutanak tuttukları, talepleri yerine getirilmezse dersleri bıraktıkları, bu fişleme ve raporların il güvenlik toplantılarında gündeme getirildiği, kuvvet komutanlıklarına gönderildiği anlaşılıyor. Bu bakımdan EMASYA gibi bilmediğimiz gizli bir protokol veya talimat mı, bunun ortaya çıkarılması lazım. Böyle bir protokol veya talimatname olsun olmasın, bu uygulamaya derhal son verilmesi gerektiği de açıktır.

Meselenin tartışılması gereken bir başka yönü de milli güvenlik dersinin müfredatı ve tatbikat biçimidir. Lise tahsilinden geçen herkes bilir, bu derste dikkat çekilerek ve tekmil verilerek başlanır. Soru sorulduğunda veya söz istendiğinde yine askerlikte olduğu gibi künye bağırarak, okunarak söze başlanır. Müfredat ise tamamen Soğuk Savaş döneminin mahsulü dünyayı iki renge ayıran, militarist ve demokrasiye uyumsuz bir şekildedir. Bu bakımdan dersin muvazzaf veya emekli subaylar tarafından verilmesinin önüne geçilmesi yeterli olmayacaktır. Ders, tamamen müfredattan çıkarılmalıdır.

Tıpkı güneşin doğmasıyla etrafın daha net görülmesi gibi Türkiye'de mevzuat, kurumsal yapı ve daha da önemlisi siyasi kültür demokratikleşip sivilleştikçe, bu tür antidemokratik uygulamaları fark ediyoruz. Parlamento'nun, hükümetin, Milli Eğitim Bakanlığı'nın ve sivil toplum kuruluşlarının milli güvenlik dersi etrafında ortaya çıkarılan skandal vesilesiyle konuya yeniden eğilmesi ve eğitimin militarist ve antidemokratik yönlerinden ayıklanması şarttır. Demokratikleşme, sivilleşme ve özgürleşme için mevzuat ve kurumsal yapıda değişiklikler yapılması yetmez. Eğitim müfredatının, tatbikatının ve eğitim camiasının zihniyet dünyasının da değişmesi elzemdir.

ZAMAN

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim