Suriye’de 2011 yılının Mart ayında başlayan devrim hareketi, 200 bine yakın insanın ölümü onbinlerce ailenin yok oluşuna yol açtı. Binlerce kişi gözaltında kayboldu, bazıları ağır işkenceler altında hayatını kaybetti. Gösterilerin başladığı ilk günlerde başlayan gözaltılar ve işkenceler hala devam ediyor. İnsan hakları örgütlerinin ve BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin raporları, rejimin uyguladığı işkence yüzünden binlerce kişinin öldüğünü ortaya koyuyor.
Abdulkerim Berekat 36 yaşında.
|
Suriye'deki İşkence Merkezleri HALEP Genel İstihbarat Bürosu Askeri İstihbarat Bürosu ŞAM Askeri İstihbarat Bürosu 227 Askeri İstihbarat Bürosu 291 Askeri İstihbarat Bürosu 235 Askeri İstihbarat Bürosu 248 Siyasi Güvenlik Mezzeh Bürosu Hava Kuvvetleri İstihbaratı Mezzeh Havaalanı Bürosu Hava Kuvvetleri İstihbaratı Bab Touma Bürosu Genel İstihbarat Bürosu 285 Genel İstihbarat Bürosu 215 Genel İstihbarat Bürosu 215 DERA Genel İstihbarat Bürosu 215 Hava Kuvvetleri İstihbarat Hava Kuvvetleri İstihbarat HUMUS Hava Kuvvetleri İstihbarat Siyasi Güvenlik Bürosu Askeri İstihbarat Bürosu Genel İstihbarat Bürosu IDLIB Siyasi Güvenlik Bürosu Askeri İstihbarat Bürosu 271 Genel İstihbarat Bürosu Merkez Hapishane LAZKIYE Siyasi Güvenlik Bürosu Genel İstihbarat Bürosu Hava Kuvvetleri İstihbarat Askeri İstihbarat Bürosu |
Ancak yüzüne bakanlar onu 50 yaşında zannediyor. Son 3 yılda yaşadıkları, başta ailesi olmak üzere ondan çok şey götürdü.7 ay boyunca ağır işkenceleriyle bilinen Kefer Suse cezaevinde kaldı. Tam 13 kişi 2 metrelik hücrede ölmemek için direndi. Aralarında bazıları dayanamadı. Abdulkerim, hücreye atılan bazı tutukluların nefes darlığı ve aşağılamalara katlanamayıp geldikten bir kaç gün sonra öldüğünü söylüyor. İşte Abdulkerim Berekat’ın anlattıkları..
7 ay boyunca iç çamaşırlarıyla kaldı
Cezaevine girdiğimizde üzerimizdeki bütün elbiseleri çıkardılar. İç çamaşırlarımızla içeri girdik. Çıkana kadar da o şekilde kaldık. Kol ve kafa kesmeye kadar her türlü işkenceye şahit olduk. 5 ay boyunca çok az yemek verdiler, ama işkence sürekli yapılıyordu. 5 ay sonra sorgulandım, ellerim ve ayaklarımı bağladılar gözlerimi kapattılar ve baş aşağı yukarıya astılar. Hem elleriyle hem de sopalarla dövmeye başladılar. Benden silahlı bir grubun komutanı olduğumu ve askeri noktaları patlattığımı itiraf etmemi istediler. 13 kişi iki metrelik bir hücrede tutulduk. Lambalar söndürülüyor kapkaranlık oluyordu, İnsanlar aynı anda oturamıyorlar, nöbetleşe bacaklarımızı içeri çekip kollarımızdan destek alarak oturuyorduk. Gözümün önünde 10 kişiyi öldürdüler.
Ölenleri tuvaletlere atıyorlardı.
İşkence ve aşağılamalar o dereceydi ki ölenleri tuvaletlere atarlardı, onlardan gelen ağır kokular altında yemek yemeğe mecbur bırakıldık. Yerin 10 metre altındaydık ve her gün 10 ölü çıkarılırdı. 1500 kişi vardık 10 kişi girer 4 kişi çıkardı. Özellikle ordudan kaçan askerleri 2-3 ay birinci katta tutar sonra salıverirlerdi.
Kadınlara da işkence yapıyorlar.
Üstümüzdeki katta 200’den fazla kadın vardı. Bazen sorguya götürdüklerinde onları görürdük. Bir keresinde bir kadının ellerini yukarıya kaldırmış tek ayak üstünde tuttuklarını gördüm. Onlara da işkence ettiklerinde üstlerindeki her şeyi çıkarıyorlardı. Kadınlardan ölen sayısı daha azdı. Onları bir iki ay tuttuktan sonra bırakıyorlardı. Çok azı sayıda kadın öldü.
İşkence edenler konuştukları lehçeden anladığımız kadarıyla Nusayriydi. Adra cezaevine naklettiler. Orada 16 bin mahkum vardı. Merkezi hapishaneydi. Orada şartlar daha iyiydi. İşkence yoktu. Kefer Susa’da 7 ay kaldım. Aynı odada. 2 metre uzunluğunda 1 metre genişliğinde. Bazıları geldikten iki üç gün sonra ölürlerdi. Dayanamazlardı. Nefes darlığı ve aşağılamalara katlanamazlardı.
Yaraların içinde kurtçuklar çıkıyordu.
Elektrik verme, kalın (dörtlü) elektrik kabloları, demir ve tahta değneklerle dövme en başta gelen işkence yöntemleriydi. Yere su döküyorlar, ellerini arkadan bağlıyorlar, yüzüstü suya doğru yatırıyorlar sonra seni öldürmeyecek oranda suya elektrik veriyorlar.
Parmak genişliğindeki demir çubuklarla sertçe vuruyorlar ve insanların kemiklerini kırıyorlar. Demirlerle bacaklarımıza ve kaval kemiklerimize vuruyorlar. Bu şekilde iç kanamalar yaşanıyor. Yaralanan bölgelerin tedavi edilmesini izin vermiyorlar. Bu şekilde bazı tutukluların vücutlarında kemik ve insan eti yiyen kurtçuklar çıkardı. Kangren olanların bacakları kesiliyordu.
5 çocuğu da aynı saldırıda öldü.
4 ayrı askeri birimde sorgulandım. Bir grubun komutanı olduğumu itiraf etmemi istiyorlardı. Ben itiraf etmedim. Bu şekilde üstümüze suç atılmış olacaktı. Bilgi almaya çalıştılar. Kim nerede ne yapıyor, isim isim istediler. Kurtulacağımı hiç beklemiyordum. Sonra serbest bıraktılar. Çıktıktan sonra para kazanmak için Lübnan’a gittim. Çocukların vefat haberini aldığımda Lübnan’daydım. Bana annem ve kızkardeşlerimin öldürüldüğü söylendi. Dönünce gördüm gerçeği.
Kalabalık bir aile olan Berekat ailesinden geriye Abdulkerim, babası Ahmet, bacağı kopmuş bir kızkardeş ve Türkiye’de çalışan bir erkek kardeş kaldı.Çocuklarının annesi İman, saldırıdan önce eşi ile aralarında çıkan kavga nedeniyle babaevine gitmiş. Çocukların vefatından sonra da bir daha geri dönmemiş. Lazkiye’de amcasının yanında kalıyor.
Ölüm sandalyesi
Orada bir sandalye vardı, adına ölüm sandalyesi diyorlar. Mahkumları yüzüstü yatırıyorlar, belinin üstüne bir sandalye koyup başını kaldırmasını istiyorlar. Orada sorguluyorlar insanları, istedikleri cevapları alamayınca vurmaya başlıyorlar ve bu böylece devam ediyor, ta ki kendisine yöneltilen suçu itiraf edene kadar.
İtiraf etmeyeceğini anladıkları zaman botlarıyla yüzünün yan tarafına sert bir tekme atarak boynunu kırıyorlardı. Bu şekilde benim gözümün önünde 15 kişi öldü.

