Sudan'da cephelerin değişimi ve uzayan yıpratma savaşının geleceği

Sudan'da cephelerin değişimi ve uzayan yıpratma savaşının geleceği

"Sudan savaşı klasik kara savaşı ile sınır aşan teknoloji ve silah tedarik ağlarının iç içe geçtiği ve silah üreticilerinin doğal test alanı hâline geldiği bir niteliğe büründü."

Sudan Savaşında Cephelerin Değişimi ve Uzayan Yıpratma Savaşının Geleceği

Kaan Devecioğlu / ORSAM


15 Nisan 2023’te Sudan Silahlı Kuvvetleri (SSK) ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında başlayan savaş, üç yılı aşkın süredir devam eden çatışmaların ardından iki askerî yapı arasındaki iktidar mücadelesi olarak açıklanamayacak bir niteliğe ulaşmış durumda. Eylül 2026 itibarıyla Sudan’da ortaya çıkan tablo, ülkenin farklı bölgelerinde farklı yoğunluklarda sürdürülen askerî mücadelelerin, giderek derinleşen ekonomik parçalanmanın, insani krizin ve dış aktörlerin oluşturduğu sınır aşan destek ağlarının birbirini beslediği uzun süreli bir yıpratma savaşına işaret etmektedir.

Savaşın ilk döneminde Hartum ve Darfur cepheleri çatışmaların merkezini oluştururken bugün askerî ağırlık merkezi önemli ölçüde Kordofan, Darfur ve Mavi Nil hattına kaymış durumda. SSK’nın 2025 içerisinde Hartum ve çevresinde sağladığı ilerleme, Sudan hükûmetinin ülkenin kuzeyi ve doğusundaki kontrolünü konsolide etmesini sağladı. Başkentte görece normalleşme çabaları başlamış olsa da bu durum savaşın sona yaklaştığı anlamına gelmiyor. Aksine HDK’nın Darfur’daki hâkimiyetini sürdürmesi ve savaşın Kordofan ile Mavi Nil’e yayılması, çatışmanın coğrafi karakterinin değiştiğini de gösteriyor. Özellikle Kuzey Kordofan, 2026 yazından itibaren savaşın en kritik düğüm noktalarından biri hâline geldi. SSK’nın temmuz ve eylül aylarında Bara ve çevresindeki güzergâhlarda elde ettiği kazanımlar, El Ubeyd-Darfur eksenindeki lojistik hatlara erişim açısından önem taşıyor. Buna karşılık HDK da El Ubeyd başta olmak üzere SSK kontrolündeki merkezlere İHA saldırıları gerçekleştirerek kara sahasındaki baskıyı uzun menzilli saldırılarla dengelemeye çalışıyor. Eylül ayının son haftasında da Kuzey Kordofan’da karşılıklı saldırılar ve yeni nüfus hareketleri devam ediyor.

Bu noktada savaşın en dikkat çekici dönüşümlerinden birinin insansız hava araçlarının savaşın stratejik karakterini değiştirmesi olduğu söylenebilir. Nitekim Birleşmiş Milletler Sudan Bağımsız Uluslararası Gerçekleri Araştırma Misyonuna göre 2026’nın ilk beş ayında İHA saldırılarında binden fazla kişi hayatını kaybetti. Her iki taraf da cephe hatlarının çok gerisindeki hedefleri vurabilecek kapasitelere ulaşırken elektrik altyapısı, yakıt tesisleri, hastaneler, pazarlar ve yerinden edilmiş sivillerin bulunduğu bölgeler de saldırılardan etkilendi. Böylece Sudan savaşı klasik kara savaşı ile sınır aşan teknoloji ve silah tedarik ağlarının iç içe geçtiği ve silah üreticilerinin doğal test alanı hâline geldiği bir niteliğe büründü.

Darfur’dan Kordofan’a Uzanan Yeni Mücadele Ekseni

Darfur ise HDK açısından savaşın askerî ve ekonomik derinliğini oluşturmaya devam ediyor. El Faşir’in Ekim 2025’te HDK’nın kontrolüne geçmesi, örgütün Batı Sudan’daki hâkimiyetini konsolide etti. Bunun sonucu olarak Sudan’ın fiilî kontrol haritasında giderek belirginleşen bir doğu-batı ayrışması ortaya çıktı. SSK ağırlıklı olarak ülkenin kuzeyini, doğusunu ve Hartum çevresini kontrol ederken HDK’nın hâkimiyet alanı Darfur ve buraya bağlanan bazı Kordofan sahalarında yoğunlaşıyor. Ancak bu durum iki taraf arasında istikrarlı bir sınır oluştuğu anlamına gelmiyor. Kordofan, tam tersine, iki kontrol alanı arasındaki geçiş bölgesi hâline geliyor. El Ubeyd’in kontrolü yalnızca askerî açıdan değil, Hartum’dan Darfur’a uzanan kara bağlantısı bakımından da stratejik nitelikte. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Sudan savaşının kaderinin Hartum’dan ziyade, bilhassa son aylarda taraflar arasında kontrolün sürekli değiştiği Kordofan koridorlarında belirlenmesi ihtimali giderek artmaktadır.

Diğer taraftan buna Mavi Nil’deki yeniden tırmanma da eklenmiş durumda. HDK ile Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) unsurlarının bölgedeki faaliyetleri, Etiyopya ve Güney Sudan sınırına yakın coğrafyayı yeni bir güvenlik sahasına dönüştürdü. Özellikle son haftalarda Geissan ve Kurmuk çevresinde yaşanan çatışmalar ve sınır aşan lojistik hatlara ilişkin iddialar, savaşın Afrika Boynuzu istikrarsızlıklarıyla daha doğrudan kesişmeye başladığını göstermektedir.

Askerî Bölünmeden Ekonomik Bölünmeye

Sudan’daki fiilî parçalanmanın belki de en önemli boyutlarından biri ekonomik alanda görülüyor. SSK kontrolündeki bölgelerde Sudan poundunun dolar karşısındaki karaborsa değeri 2026 yazından bu yana neredeyse yarı yarıya gerilerken HDK kontrolündeki bazı bölgelerde kurun daha istikrarlı seyretmesi dikkat çekiyor. Örneğin eylül ayındaki verilere göre dolar, SSK kontrolündeki bölgelerde karaborsada yaklaşık 7 bin 500 pound (Sudan cüneyhi) seviyesinde işlem görürken, HDK kontrol alanlarında yaklaşık 4 bin 200 pound (Sudan cüneyhi) civarında kalıyor. Sudan’ın altın, hayvancılık, yağlı tohum ve Arap zamkı üretiminin önemli bölümünün HDK kontrolündeki veya tartışmalı coğrafyalarda bulunması ekonomik parçalanmayı giderek derinleştirmektedir.

Bu nedenle Sudan’da toprak hâkimiyetinin yanı sıra savaş ekonomisini finanse eden kaynakların ve ticaret güzergâhlarının kontrolü de belirleyici hâle gelmiş durumda. Altın üretim bölgeleri, Libya ve Çad’a uzanan kara güzergâhları, Kızıldeniz limanları ve petrol altyapısı savaşın sürdürülebilirliği açısından askerî üsler kadar önemli hâle gelmektedir.

Bölgeselleşen Savaş ve İnsani Maliyet

Sudan savaşının uzamasındaki en önemli faktörlerden biri olarak dış destek kanallarının tamamen kesilememesine işaret edilebilir. Nitekim BM raporları da HDK’ya yönelik silah, lojistik ve yabancı savaşçı ağlarında BAE, Çad, Libya ve Somali bağlantılı kişi ve yapıların rolüne ilişkin bulgular ortaya koyuyor. BAE ve Çad bu yöndeki suçlamaları reddediyor. Aynı zamanda SSK’nın da dışarıdan tedarik edilen İHA ve mühimmat sistemleriyle uzun menzilli saldırı kapasitesini artırdığı belirtiliyor. Dolayısıyla Sudan giderek bölgesel ve küresel askerî teknolojilerin test edildiği bir vekâlet rekabeti alanına dönüşmektedir.

Diğer taraftan bu süreç Sudan’ın komşularını da doğrudan etkiliyor. Çad, Libya, Güney Sudan, Etiyopya ve Mısır’ın hem mülteci hareketleri hem kaçakçılık ve silah güzergâhları hem de sınır güvenliği açısından savaşın sonuçlarıyla karşı karşıya olduğu açık bir gerçek. Özellikle Darfur-Çad ve Darfur-Libya hatlarıyla Mavi Nil-Etiyopya sınırı, savaşın Sudan sınırlarının dışına taşınabileceği en hassas bölgeler arasında bulunuyor. Etiyopya’da Eylül ayının son haftasında açıklanan, yedi muhalif silahlı grubun bir araya gelerek ilan ettiği “hayatta kalma ittifakı” da Sudan savaşıyla etkileşim bağlamında takip edilmesi gereken güncel bir gelişme olarak dikkat çekmektedir.

İnsani tablo ise hâlâ son derece ağır. Savaş nedeniyle yerinden edilenlerin toplam sayısı 14 milyonu aşmış durumda. Yaklaşık beş milyon kişinin SSK’nın yeniden kontrol ettiği bölgelere geri döndüğü belirtilse de geri dönüş, güvenli ve sürdürülebilir bir normalleşme anlamına gelmiyor. Temel altyapının tahrip olması, işsizlik, enflasyon ve gıda fiyatlarındaki artış, geri dönen nüfus açısından yeni sorunlar yaratıyor. Örneğin, IPC verilerine göre 2026’nın ilk yarısında yaklaşık 19,5 milyon kişi ciddi akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalmış durumda.

Sudan’ı Nasıl Bir Gelecek Bekliyor?

Kısa vadede savaşın askerî yollarla kesin biçimde sonuçlanması güç görünüyor. SSK’nın Hartum’daki kazanımları ve Kordofan’daki ilerlemeleri merkezî devlet kapasitesini güçlendirse de HDK’nın Darfur’daki derinliği, ekonomik kaynaklara erişimi ve sınır aşan bağlantıları çatışmayı sürdürebilecek kapasiteye sahip olduğunu gösteriyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde üç gelişmenin belirleyici olacağı söylenebilir. Birincisi, El Ubeyd ve Kordofan hattındaki askerî denge; ikincisi, Darfur’a ulaşan dış tedarik kanallarının geleceği; üçüncüsü ise ABD, Suudi Arabistan, Mısır ve BAE’nin yer aldığı diplomatik girişimlerin sahadaki aktörleri gerçek bir ateşkese yöneltip yöneltemeyeceğidir. BM de mevcut diplomatik çabalar kapsamında insani ateşkes ve bölgesel koordinasyon ihtiyacını öne çıkarmaktadır.

Orta vadede ise asıl risk, Sudan’ın resmen bölünmese de tek bir devlet altında iki farklı askerî-ekonomik alana ayrışmasıdır. Böyle bir yapı yalnızca Sudan’ın devlet kapasitesini aşındırmayacak; Kızıldeniz, Sahel ve Afrika Boynuzu arasında zaten kırılgan olan güvenlik kuşağını daha geçirgen hâle getirecektir. Bu nedenle Sudan savaşının geleceği yalnızca Hartum veya Darfur’un kontrolü meselesi değildir. Sudan’da oluşacak yeni güç dengesi, Kızıldeniz’den Libya’ya, Çad’dan Etiyopya’ya uzanan geniş coğrafyanın güvenlik mimarisini de doğrudan şekillendirecektir.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir