CUNDULLLAH AVCI / HAKSÖZ HABER
Zaman nedir? Duvarımızdaki saatin mekanik tik-takları mı, yoksa göğsümüzün altında genişleyip daralan, bazen nefes aldıran bazen de boğan o tarifsiz his mi? Modern seküler akıl, zamanı parçalara böldü; onu ölçülebilir, alınıp satılabilir bir "sayısal dilim"e indirgedi. Oysa hakikat, takvim yapraklarının veya saniye ibresinin ötesindedir.
İbn Rüşd, zamanı Aristotelesçi bir çizgide "hareketin sayısı" olarak tanımlarken, bu tanımın kilit noktasına "idrak eden nefsi" koyar. İbn Rüşd’e göre zaman, hareketin bir ölçüsüdür ancak bu ölçüm, onu algılayacak bir zihin (nefis) ile tamamlanır. Eğer ölçen bir ruh, hisseden bir kalp yoksa, hareketin salt sayısı anlamsız bir döngüden ibarettir.
Bu noktadan sonra mesele şudur: Zamanın kendisi mi değişir, yoksa bize görünen yüzü mü? Değişen sayısal dilim değil, insanın "iç saati" ve o saati kuran iman ayarıdır. Aşkın içinde zaman koşar; ayrılıkta zaman sürünür. Hüzün dakikaları büyütür; öfke anı gerer ve keskinleştirir. Sevinç ise o sayısal ağırlığı eritip akışa dönüştürür. Böylece zaman, yalnızca sayısal bir çizgi değil; ruh hâline göre biçimlenen bir varoluş tecrübesi hâline gelir.