Yine aynı dümen mi?

Önceki gün gazetemizin 19 muhabiri Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde hâkim karşısına çıktı. (Merak edenler internetten şu linke tıklayabilirler: http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1102122,) Rekor bu değildi tabii. Kısa süre önce 23 muhabir ve yönetici aynı gün yine hâkim karşısına çıkmıştı.

Bugün önümüze 'Basın kahramanı' diye servis edilen proje gazetecilerin sadece bir davayı üfüre şişire pazarlandığı mahfiller elbette bu davaları görmediler, görmeyecekler, göremezler...

Sadece Zaman Gazetesi aleyhine açılan dava sayısı üç sıfırlı rakamları çoktan geçti. Sadece bir muhabir hakkında açılan dava sayısı üç rakamlı sayılara ulaşmak üzere.

Neydi konumuz?

Hah basın özgürlüğü!

Çoklu standartların hâlâ baş tacı edildiği memleketimizde bazılarının basını sadece kendinden ibaret görmesini ibretle izliyoruz tabii ki...

Velakin meselenin başka bir boyutu da var. Önce bunu belirtip, sonra güncel mesele ile ilgili kendi kanaatimi söyleyeceğim.

Çok kaba ve uzaktan baktığınızda bu ülkede herkesin darbeye karşı olduğunu görürsünüz. Ekrana çıkan pala bıyıklı yazar bile, 'Artık darbe yapmaya gerek yok' derken düştüğü durumun farkında olmuyor ama darbecilik suçuyla yargılanan darbeciler bile darbeye karşı bu memlekette. Gerçi ara sıra ağızlarından kaçıran siyasiler var ama o kadarı kadı kızında da olur!

İş bu darbe karşıtı güruh, nedense karşı oldukları darbenin aleyhine tek kelime etmezken, darbecileri pek sevip, onlara duydukları muhabbeti her fırsatta dile getirirler.

Darbenin sevilmediği ama darbeciye duyulan muhabbetin her gün bağıra çağıra ilan edildiği şahane bir memleketiz anlayacağınız. Bilirsiniz aynı mantık yıllarca 'Başörtüsü yasağında da uygulandı'... Şahsen sorduğunuzda, 'Elbette yasağa karşıyım ama' diye başlayıp topu kanatlara yazan kanaat yarı aydınları kum gibi Türkiye'de.

Ergenekon diye bir dava var. Aklı başında, vicdanı yerli yerinde hemen herkesin kabul ettiği bir 'kirli teşkilat' bu. Ortaya çıkan şebekenin çapını, yapılmak istenenlerin neler olduğunu sağır sultan bile biliyor. En baba darbeci severler bile, buna pek itiraz edemiyor.

Bunun yerine başka şeyler ön plana çıkarılıyor. Bunlardan biri 'masumiyet karinesi'... Daha düne kadar inançlı olduğu için akla gelmedik işkencelere tabi tutulup, savunma hakkı bile tanınmadan ordudan atılanlarla ilgili akıllarının ucuna bile gelmeyen bu kavram şimdilerde pek moda.

Eyvallah, kimilerinde haklılık da olabilir, bir şey diyemem.

Ve şimdi buna ikinci bir filika daha ekledi yargı: Gazetecilerin tutuklanması. Bunu derken karanlık odalarda kirli entrika kurgulayanları kastetmiyorum. Onların tutulacak milim temiz noktaları olmadığını herkes biliyor.

Ve Ergenekon karanlığına gizlenen mihrakların bu yumuşak noktaları çok iyi fırsata çevirdiklerine inanıyorum. Basın özgürlüğü, demokrasi gibi kimsenin itiraz etmeyeceği kavramları kullanarak Türk tarihinin bu en önemli davasını boşa düşürmeyi planlayanların bu işi hâlâ 'aktif' olarak icra ettiklerini düşünüyorum. Ki bu en son gözaltıların böylesi bir kurgunun ürünü olduğunu düşünmekteyim.

Bahsi geçen isimleri 'Ergenekon'a üye olmak' gibi muğlâk ve izahı tam olarak mümkün olmayan gerekçelerle gözaltına almak, bunu adeta şova dönüştürmek, başta karanlıkçılar olmak üzere birtakım mihrakların önceden kurgulanmış senaryosu olduğuna; yargı, polis ve medyanın bu yemi yuttuğuna inanmaya başladım.

Çok basit bir örnek. Dün yapılan yürüyüş... Atılan sloganlar, bayrak şovları ile olayın bir anda 'Ergenekon'a özgürlük' yürüyüşüne dönüştürülmek amacıyla samimi gazetecilerin arasına sızanlar... Bu iş burada durmaz, bu tiyatroyu devam ettirecek kimileri. Yakında Anıtkabir yürüyüşü, ardından Cumhuriyet mitingleri gelir.

Dava boşa düşürülene kadar devam eder bu dümenler...

ZAMAN