Suriye’de devrimden sonra öne çıkan yönetim anlayışı ve izlenen politikalar hakkında kapsamlı gözlem ve değerlendirmelerin yer aldığı açıklamada bir geçiş sürecinin yaşanmakta olduğu ve bu süreçte de Suriye devriminin yanında olunması gerektiğinin altı çizildi.
Basın açıklamasının tam metni:
YENİ DÖNEMDE SURİYE ve ŞAHİTLİĞİMİZ
13 Şubat 2026
2011 Şubat, Mart aylarından itibaren yaklaşık 14 yıl boyunca kesintisiz bir katliama, korkunç acılara ve aynı zamanda da büyük bir direnişe sahne olan Suriye’de 8 Aralık 2024 tarihinde mücahitlerin Şam’a muzaffer bir şekilde girişi ile yepyeni bir sayfa açıldı.
Mücrim Esed rejiminin devrilişi ile Suriye halkı yeniden özgürlüğüne kavuşurken bu süreçte Ahmed eş-Şara başkanlığındaki yeni yönetim ülkeyi saran sorunlar yumağının üstesinden gelmek için cesur ve kararlı adımlar atmaktan çekinmedi. Etnik ve mezhebi ayrışmayı derinleştirmeye ve ülkeyi dış güçlerin saldırılarına açık hale getirmeye yönelik çabalara karşı Suriye’yi bir ve bütün olarak tutmayı önceleyen devrimci yönetimin gerek ülke içindeki farklı toplum kesimleriyle gerekse de bölgesel ve küresel bazda yürüttüğü müzakerelerle süreci en az hasarla atlatma çabaları meyvelerini verdi.
Bugün artık Suriye büyük ölçüde birliğini sağlamlaştırmış, hem bölge ülkeleri hem de küresel güçler nezdinde güçlü iradeye sahip bir anlayış ile yönetilen, bağımsız ve itibar sahibi bir ülke konumu kazanmıştır. En önemlisi de çok büyük bedeller ödeme pahasına da olsa İslami şiarlara bağlı kalarak sürdürülen mücadele neticesinde bugün itibariyle Suriye İslam Ümmeti için bir ümit ve gurur kaynağıdır.
Halkın mücrim ve müfsit rejime karşı kıyamıyla birlikte özgürleşme yolunda ilk adımlarını attığı andan itibaren Suriye, kelimenin tam manasıyla bir turnusol kağıdı işlevi görmüş, haktan, adaletten yana tavır alanlar ile batıl bir takım gerekçeler ve deli saçması komplo teorileri üreterek zalim rejimi meşrulaştıranları birbirinden derin biçimde ayrıştırmıştır. Rabbimize hamd olsun ki bizler bu süreçte Suriye halkının İslami mücadelesini elimizdeki her imkanla, her şeyimizle desteklemeyi görev bildik. Bugün de yeni Suriye’nin doğuşuna şahitlik etmekten onur duymaktayız.
Suriye halkının zulüm rejiminden kurtuluşunun üzerinden geçen yaklaşık bir yıllık sürede gerek bölgede, gerekse Suriye’de çok hızlı gelişmeler, büyük altüst oluşlar yaşandı. Başından itibaren Suriye devrimine düşmanlık içinde olan kesimler yeni dönemde de devrimci yönetime karşı yoğun karalama kampanyaları yürütmekten geri durmadılar. Yine bu süreçte, belki iyi niyetli, samimi ama gelişmeleri kapsamlı ve sağlıklı biçimde tahlil etmekten aciz kimi çevrelerin hayal kırıklığı içeren eleştiri ve yakınmaları da çokça dillendirildi.
Bizler de İslami Dayanışma Platformu adına bir heyet oluşturarak Suriye’de yaşanan gelişmeleri yerinde gözlemlemek ve tüm bu tartışmaları, eleştirileri objektif bir biçimde değerlendirmek üzere 1-6 Şubat 2026 tarihleri arasında Suriye’ye bir ziyaret gerçekleştirdik. Kalabalık bir heyetle gerçekleştirdiğimiz ziyaretimizde kamuoyu gündemine gelen birtakım soruları yetkili isimlere yöneltme, merak edilen kimi konuları müzakere etme fırsatı bulduk.
İslami Dayanışma Platformu bileşeni kuruluşlara ilaveten başka vakıf ve derneklerin temsilcilerinin de katılımıyla teşkil olunan 20 kişilik heyetimiz başkent Şam’da, Halep’te ve İdlib’te 19 farklı kuruluş temsilcisi ve şahsiyetle bir araya geldi. Yaptığımız görüşmeler neticesinde ulaştığımız sonuçları maddeler halinde özetliyoruz:
Suriye’de kendileriyle görüşme imkânı bulduğumuz gerek idari görev yüklenmiş, gerekse de resmi bir görev almayıp âlim ve davetçi kimliğiyle faaliyetlerini sürdüren hemen herkes Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yönetimine tam bir güven duyduklarını belirttiler. Ülkenin çok ciddi bölünme, parçalanma, işgale uğrama tehditleriyle karşı karşıya olduğu kritik bir dönemde yönetimin gelişmeleri çok başarılı bir şekilde yürüttüğü hususunda tam bir mutabakatın mevcudiyeti dikkat çekiciydi.
Devrim sürecinde yoğun biçimde yaşanan farklı yapılar, örgütler olgusu ve bu durumun ortaya çıkardığı ihtilaflar, zaman zaman çatışmalara dönüşen ayrışmalar sorunu bilinen ve acı bir gerçektir. Gelinen yer itibariyle zaferin gecikmesine de sebebiyet veren bu sorunun tümüyle çözüldüğünü ve önceki örgütsel, cemaatsel bağlılıkların geçmişte bırakılıp yönetime tam bir güven temelinde Suriyelilik kimliğinde buluşulduğunu memnuniyetle müşahede ettik.
Suriye’de baskıcı, otoriter yönetim zihniyeti devrilmiş, rızaya dayalı bir yönetim anlayışı hâkim kılınmıştır. İnsanların iktidara karşı düşüncelerini ifade etme, eleştirme ve muhalefet etmelerine yönelik setler yıkılmıştır. Şu an on yıllar boyunca ezilmiş, sindirilmiş, İslami aidiyetinden ötürü zulme uğramış bir toplumun özgürleşme süreci yaşanmaktadır. Bu süreç gerek kurumsal bazda, gerekse de ferdi zeminde davet ve ıslah çabalarının etkili ve verimli olmasını beraberinde getirmiştir. Ana gövdesi itibariyle zaten İslami davete açık bir yapısı olan Suriye halkı hiçbir zorlamaya maruz kalmadan namaz, hicab, İslami eğitim, haramların terki vb. hususlarla ilgili çağrılara olumlu karşılık vermekte ve toplumsal zeminde tedrici bir dönüşüm yaşanmaktadır.
Suriye’de mevcut hukuk sisteminin dönüşümü ve İslami kuralların tatbikine yönelik çalışmalar da heyetimizin gündemleştirdiği konulardan biri olmuştur. Sürecin yavaş fakat istikrarlı bir şekilde devam ettiği ifade edilmiştir. Bu konuda henüz istenen seviyede bir gelişme elde edilememiş olması Suriye’nin dış müdahalelere son derece açık ve kırılgan bir toplumsal yapıya sahip bir ülke olması gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Yönetimin hukuk sisteminin oturtulması konusunda aceleci davranmak yerine temkinli hareket ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekten de toplumda huzursuzluğa yol açabilecek fevri adımlar atmak yerine, toplumsal değişimi önceleyerek ve tedrici bir yaklaşımla hukuk sisteminin düzenlenmesi daha kalıcı ve başarılı bir sonuç elde etmeyi getirecektir.
Hiç kuşkusuz İslami hareketler açısından farklı coğrafyalarda yaşanan birtakım olumsuz tecrübeler aceleci ve duygusal tepkilerle hareket edilmesinin yanlışlığı hususunda yeteri kadar tecrübe sunmaktadır. Bu itibarla Suriye yönetiminin zecri uygulamalara gitmek yerine, tedricilik eksenli bir tutum takınmasının ve ülkenin istikrarı ve toplumun maslahatını öncelemesinin gayet hikmetli bir yaklaşım tarzı olduğu barizdir.
Yeni yönetim Suriye halkına yönelik İslami davet ve ıslah çabalarının önünü açarken aynı zamanda ülkenin çok farklı etnik ve mezhebi kimliklerden oluşan bir yapıya sahip olduğunun da bilincinde olarak ayrıştırmayan, dışlamayan, İslami ilkeler ve adalet ekseninde herkesi kucaklamaya çalışan bir anlayışla hareket etmektedir. “Dinde zorlama yoktur” hükmü gereğince dini azınlıkların hukukuna saygı gösterilmekte, aynı şekilde farklı etnik toplulukların hakları ve statüleri tanınmaktadır.
Son süreçte ülkenin Kuzeydoğusunda yer alan Cezire bölgesinde SDG/YPG yapılanmasına yönelik operasyonla birlikte yoğun biçimde gündeme gelen tartışmalara ilişkin olarak da yeni yönetim SDG/YPG ile Kürt halkı arasında net bir ayrıma gitmiş, örgütle mücadeleyi sürdürürken Kürt halkının varlığına, diline yönelik tüm kısıtlamalar kaldırılmıştır. 17 Ocak 2026 tarihinde yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Kürtlerin Suriye’nin asli bir unsuru olarak tanınması, Suriye’nin toplumsal çeşitliliğine katkısı yanında Siyonist ve emperyalist çevrelerin ülkeye yönelik kışkırtma çabalarının da engellenmesine yönelik önemli bir adım olmuştur.
Bu çerçevede gündeme gelen bir mesele olarak görüştüğümüz yetkililere Suriye devletinin ismindeki Arap Cumhuriyeti ibaresinin muhafaza edilmesini doğru bulmadığımızı ifade ettiğimizi de burada hatırlatmak isteriz. Bu tanımlamanın Ümmet hassasiyetimizle çelişen bir yaklaşımı yansıttığı eleştirimize cevaben, görüştüğümüz yetkililer yeni yönetimin kabullenilmesinde bir aksaklık meydana gelmemesi ve uluslararası akreditasyon sorunu yaşamamak için böyle bir tercihte bulunulduğunu bildirmişlerdir. Ayrıca yeni anayasa hazırlık sürecinin devam ettiği ve bu konunun da müzakereye açık olacağı tarafımıza iletilmiştir.
Devletin ismi konusunda dillendirdiğimiz bu itirazımıza binaen Suriye’de yeni yönetimin asla Araplık ya da Arapçılık gibi bir derdinin, bir çabasının olmadığını da burada ifade etmeyi gerekli görüyoruz. Yeni yönetim bizatihi 60 yıllık Baas-Arapçılık ideolojisi ile mücadele etmiş evrensel İslami hareket anlayışını temsil etmektedir. Bu bağlamda yönetici kadroların tamamının Ümmet bilincine sahip, küresel perspektife sahip mücahit kadrolardan oluştuğu bir hakikattir.
Suriye’de önümüzdeki dönemde muhacirlerin durumunun ne olacağına dair birtakım tartışmaların devam ettiği malumdur. Bununla ilgili olarak devrim sürecinde farklı coğrafyalardan gelip Suriye halkının zalim rejimden kurtuluş mücadelesine destek veren muhacirlerin dışlanacaklarına, ülkeden çıkartılacaklarına yönelik iddiaların spekülasyondan ibaret olduğu açıktır. Görüşülen yetkililer Ahmed eş-Şara yönetiminin muhacirler konusunu kırmızı çizgi olarak tanımladığını ve ne pahasına olursa olsun hiçbir muhacirin geldikleri ülkeye tesliminin söz konusu olmayacağını en açık biçimde vurguladığını ifade etmişlerdir. Nitekim pek çok muhacir kardeşimizin şu anda gerek orduda gerek diğer kurumlarda en yetkili pozisyonlarda görev üstlendiklerini memnuniyetle gördüğümüzü ifade etmek isteriz.
Devrimin, Suriye’nin sömürgecilik ve ardından gelen Baas dönemleri boyunca gölgelenen, aşındırılmaya çalışılan tarihi misyonunu ve İslam Ümmeti içinde sahip olduğu merkezi konumunu canlandırma kararlılığını pekiştirdiği net bir şekilde görülmektedir. Bu yönüyle Suriye’de iktidarı temsil eden anlayış ülkeyi sıradan bir ulus devlet olarak değil, İslam Ümmeti ve mazlumlar için sorumluluk taşıyan bir yapı olarak algılamaktadır. Güç yetersizliğinden ötürü şu an itibariyle fiilen ve tam manada bu sorumluluğun üstlenilememesi, sorumluluğun algılanması noktasında asla bir belirsizlik manasına gelmemektedir. Başta Siyonist çetenin tasallutu altındaki Kudüs olmak üzere işgal altındaki İslam topraklarına yönelik Suriyeli kardeşlerimizin perspektifleri nettir.
Siyonist çetenin 8 Aralık’tan itibaren Suriye topraklarına yönelik saldırganlık ve işgallerini artırmış olması Suriye yönetimi aleyhine en çok propaganda yapılan, tezvirata konu olan başlıklardan biri olarak öne çıkmaktadır. Suriye ordusunun askeri kapasitesi şu aşamada bu saldırganlığı engellemeye yetmemektedir. Bu yüzden de yeni yönetim doğrudan bir çatışmayı şimdilik göze alamayıp işgal altındaki topraklarını kurtarabilmek adına uluslararası zeminlerde destek arayışını sürdürmekte, küresel ve bölgesel güçleri devreye sokarak müzakereler yoluyla Siyonist yayılmacılığı durdurmaya çalışmaktadır. Açıktır ki burada bir hedef tartışmasından öte bir zamanlama meselesi mevcuttur.
Gerek askeri ve siyasi yetkililer, gerekse de davetçi kimliğine sahip görüştüğümüz tüm isimlerin de gayet vazıh biçimde ifade ettikleri bir gerçek olarak vurgulamak isteriz ki Suriye’yi yöneten kadroların İslami kimliği, Filistin hassasiyeti, Siyonist işgale karşı bakışı gayet nettir. Aslında Siyonist çetenin Suriye yönetimine yaklaşımını anlamak için çok fazla analize gerek yoktur. 8 Aralık 2024’ten itibaren Suriye topraklarına yönelik saldırılar işgal rejiminin yeni yönetimi kendisi için nasıl büyük bir tehdit olarak gördüğünün belgesi olarak ortadadır. Bu açık gerçeğe rağmen Suriye yönetimini İsrail’e yakınlıkla, İsrail çıkarlarına uygun davranmakla suçlamak olsa olsa düşmanlık duygularının ya da yenilmişliğin yol açtığı öfkenin eseri olabilir.
Hiç kuşkusuz Allah Teala Aralık 2024’te tahayyül edemediğimiz büyüklükte bir zafer nasip etti ve Bilad-ı Şam topraklarının büyük bir kısmı özgürlüğüne kavuştu. Bu zaferin kıymetini bilmek, onu büyütmek, Ümmet coğrafyamızın diğer bölgelerine de örnek oluşturması için çaba sarfetmek zorundayız. Bizler İslami Dayanışma Platformu olarak, İslam Ümmetinin büyük kazanımı olarak gördüğümüz Suriye Devrimiyle dayanışmamızı bundan sonra da sürdürecek, emri bil maruf ve nehyi anil münker zemininde kardeşlerimizle ilişkilerimizi, irtibatlarımızı devam ettireceğiz.
Rabbu’l-Alemin Suriye Devrimini muhafaza etsin! İslam Ümmeti’ne bu büyük zaferin kıymetini bilmeyi nasip buyursun! Şam’ın fethini Bilad-ı Şam topraklarının tümünün özgürlüğüne giden yolun kapısı kılsın!
İslami Dayanışma Platformu