Arakan Rohingya Ulusal Konseyi (ARNC) Eş Başkanı Nay San Lwin, AA muhabirine, Gambiya'nın Myanmar'a karşı UAD'de açtığı davayı değerlendirdi.
Lwin, bu hafta yapılan açılış oturumunun son derece önemli olduğunu ve Gambiya heyetinin avukatlarının Arakanlı Müslümanlara karşı işlenen suçların ve Myanmar’ın tutumunun Soykırım Sözleşmesi hükümlerini nasıl ihlal ettiğini açık bir şekilde ortaya koyduğu belirtti.
UAD'nin bu duruşmaları sürdürmeye devam ettiğini ve nihai kararın bu yıl içerisinde açıklanmasının beklendiğini bildiren Lwin, Arakanlı Müslümanlara karşı soykırımın halen devam ettiğini ve bu nedenle, sorumluların hesap vermesini sağlamak için hukuki girişimlerde bulunmanın son derece önemli olduğunu kaydetti.
Lwin, Arakanlı Müslümanlara yönelik zulmün sistematik, yaygın ve kasıtlı olduğuna, tüm köylerin yerle bir edildiğini ve bundan yüz binlerce insanın etkilendiğine dikkati çekerek, "On binlerce kişi öldürüldü, kadınlar ve kız çocukları tecavüze ve toplu tecavüze maruz bırakıldı, en az 750 bin kişi Bangladeş’e kaçmaya zorlandı. Rohingyalılara uygulanan şiddet rastgele değil, topluluğun tamamen yok edilmesini hedefleyen, soykırım niteliğinde, koordineli bir kampanyayı temsil ediyor." dedi.
"Yaşanan acılar tarif edilemez boyutta"
UAD'nin Ocak 2020'de geçici tedbir kararları almasına rağmen Myanmar'ın bu kararlara uymadığını vurgulayan Lwin, Myanmar'ın bir devlet olarak soykırım işlediği için Uluslararası Adalet Divanı aracılığıyla hesap verebilirliğin sağlanmasının büyük bir sembolik değer taşıdığının altını çizdi.
Lwin, uluslararası adalet mekanizmasının, hukuki meselelerin karmaşıklığı, kapsamlı delil gerekliliği ve uluslararası hukukun ulusal bağlamlarda uygulanması nedeniyle yavaş ilerlediğinden bahsederek, "Uluslararası adalet mekanizmasında uzun süreç, davaları lehlerine güvenilir sonuçlarla sonuçlandırabilmek için prosedürü tam olarak anlamak zorunda kalan mağdurlar açısından en can sıkıcı unsur ve büyük bir sabır gerektiriyor." diye konuştu.
Myanmar'ın geçici tedbirlere uymaması nedeniyle bu hukuki sürecin tek başına Arakanlı Müslümanların devam eden acılarını durdurmayacağını belirten Lwin, Rohingyalılara yönelik yeni zulümleri durdurmak ve önlemek amacıyla diplomasi, yaptırımlar ve kamuoyu farkındalık kampanyaları yoluyla güçlü bir uluslararası baskı uygulanmasının şart olduğunu söyledi.
Lwin, hem Myanmar ordusunun hem de Budist Arakan Ordusu'nun (AA) Arakanlı Müslümanlara yönelik zulümden sorumluluğu bulunduğunu, yaşanan acıların tarifsiz olduğunu ve bu durumun devam eden bir soykırım niteliği taşıdığını anlattı.
Arakanlı Müslümanların karşı karşıya olduğu krizi çözmek için tam ve kararlı bir desteğin henüz sağlanmadığını bildiren Lwin, uluslararası toplumun tüm gücüyle ve samimiyetle harekete geçmesi halinde bu meselenin kısa süre içerisinde çözüleceği tahmininde bulundu.
Ne olmuştu?
Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) 12 Ocak'ta görülen duruşmada, Gambiya’nın Myanmar’a karşı açtığı Rohingyalara (Arakanlı Müslümanlar) yönelik soykırım davasında esasa ilişkin süreç başladı.
Lahey’de yapılan duruşmada Gambiya, Myanmar ordusunun Arakanlı Müslümanları kasıtlı olarak hedef aldığını, köylerin sistematik biçimde yakıldığını, kitlesel öldürmeler, tecavüzler ve zorla yerinden etmelerin yaşandığını savundu.
Gambiya, bu eylemlerin Soykırım Sözleşmesi’nin ihlali anlamına geldiğini belirterek, Myanmar’ın azınlığı yok etmeye yönelik bilinçli bir politika izlediğini ileri sürdü. Myanmar tarafı ise suçlamaları reddederek askeri operasyonların "terörle mücadele" kapsamında yürütüldüğünü iddia etti.
Duruşmalar, 2019’da Gambiya’nın başvurusu üzerine başlayan dava sürecinin devamı niteliğini taşıyor. UAD, 2020’de Myanmar hakkında geçici tedbirler kararı vermiş ancak bu kararlara uyulmadığı ifade edilmişti. 2022’de Myanmar’ın ön itirazlarının reddedilmesinin ardından dava esastan görülmeye başlanmıştı.
Söz konusu dava, soykırım iddiasıyla doğrudan mağdur olmayan bir ülkenin başka bir devlete karşı UAD’ye başvurması bakımından emsal olarak görülüyor ve mahkemenin soykırım davalarındaki tutumuna ışık tutması bekleniyor.