Müminler olarak en büyük idealimiz, hedefimiz, önceliğimiz hayatımızı iman üzere ve Müminler topluluğuyla birlikte yaşamak ve son nefesimizi de Mümin olarak vermektir. Bunun haricindeki her türlü hedef, ideal, özlem geçicidir, basittir, asli hedefe nazaran değersizdir. Bu hedefe ulaşabilmek içinse Rabbu’l-Alemin’in hidayet nimetiyle buluşan Müminler her anlarında ve bulundukları her ortamda cahiliyenin her türlü etkisine, yansımasına tavır almakla ve cahili kirliliğin her türünden teberri etmekle mükelleftirler.
Cahiliye sadece dünya ehli için değil, iman iddiasındaki insanlar için de kapsamlı ve sistematik bir tehdit oluşturur ve en çok da asabiye duygularının harekete geçirilmesiyle etkisini gösterir. Cahili asabiye en yaygın biçimde kendisini fıtri duyguların ölçüsüzce öne çıkartılması ve aklı, bilinci örtmesi şeklinde hissettirir. Bilinçli bir tercihin neticesi olarak çıkılan zulumattan nura yolculuğu tersine çevirir ve bilincini örtmek suretiyle Müslümanı nurdan zulumata sürükleyerek şeytanın dostu ve askeri haline getirir.
Tümüyle yok edildiğinin, bitirildiğinin düşünüldüğünde dahi cahili asabiyenin her an hortlama potansiyeline sahip bir tehlike kaynağı olduğu açıktır. İman iddiası ve sorumluluğu taşıyan herkes nerede ne zaman nüksedebileceği belli olmayan bu hastalıklı duygu ve düşünme biçiminden nefsini arındırmak; zihnini, kalbini ve ilişkilerini bu kirlilikten temiz tutmak için teyakkuzda olmak zorundadır.