“Türkiye’nin zencileri” Müslümanlar mı?

ABDURRAHMAN GÜNER

Geçtiğimiz günlerde son yıllarda ülke sathında yaşanan Kemalizm’in tahkim sürecine ışık tutan bir hukuk garabetine daha şahit olduk.

İsmail Aydemir, 1 Ocak sabahı katıldığı eylem dönüşü elinde tevhid bayrağı taşıdığı için Ege Akersoy isimli ırkçı tarafından burnu kanatılmak üzere darp edilmişti. Olayın ardından Ege Akersoy tutuklanmış ve cezaevine gönderilmişti. Yaşanan olay kamuoyunda yoğun tepkilere sebep olmuştu. İslami çevreler tevhid bayrağının ne olduğunu anlatmaya çalışırken darbeciliği üstüne vazife edinen barolar işi anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ithamında bulunmaya kadar götürdü. Yaşananların üzerinden henüz 17 gün geçmişti ki Ege Akersoy’un tahliye edildiği haberine şahitlik ettik.

Gelelim yakın zamanda yaşanan bir diğer olaya. Hatırladığınız üzere 10 Kasım günü Ahmet Bostancı gittiği cuma namazında Mustafa Kemal'e rahmet okuyan imama tepki göstermiş ve tepkisini bir video kaydıyla paylaşmıştı. Hutbede yer almamasına rağmen Mustafa Kemal'e rahmet okuyan imamın işgüzarlığına hiç girmiyoruz.  Olayın ardından ters kelepçeyle apar topar cezaevine gönderilen Ahmet Bostancı 2 ay geçtikten sonra ancak tahliye edilebildi.

Şimdi bu iki olayın hukuki mukayesesine gelelim. Bilindiği üzere 5816 sayılı "kişiye özel" kanun. Atatürk’ün hatırasına hakaret edenin 1 yıldan 3 yıla kadar cezalandırılmasını öngörüyor. Burada 5816 sayılı kişiye özel kanunun uluslararası hukuka, adalete ve vicdana ne kadar uygun olduğu tartışmasını da bir kenara bırakıyoruz.

Hukuk düzenimizde hakaret suçunun hedefinin belirlenebilir olması şart… Ahmet Bostancı ise farkettiyseniz isim vermeden konuşuyor. Hadi bunu geçtik söylediği sözlerin hakaret olduğu iddiasını nereye koyalım? Bir insana kâfir demek onun inanç durumu hakkında bir tanımlamada bulunmaktır, hakaret bunun neresinde? Yani suça konu bir eylem olduğu bile çok tartışmalı! Hepsini geçtik eylemin kanunda öngörülen cezası 1 yıl hapis. Bu suçtan dolayı genç yaştaki birini hapse atıp 2 ay cezaevinde tutmak kime ne fayda sağlar?

Şimdi bir de Ahmet Bostancı’ya bu muameleyi uygun gören hukuk düzenimizin Ege Akersoy için işlettiği hukuka bakalım. Ege Akersoy’un eylemi öncelikle açıkça kasten yaralama suçuna giriyor. Muhatabının burnunu kanatacak şekilde yaralayan Akersoy’un eyleminin kanunda öngörülen cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis. Ancak bununla bitmiyor çünkü Ege Akersoy’un eylemi inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçunu da oluşturuyor ve bu eylemin de öngörülen cezası yine 1 yıldan 3 yıla kadar hapis. Bir eylemiyle iki farklı suça sebep olan ve halkın farklı kesimlerini birbirine düşüren Ege Akersoy ise sadece 17 gün cezaevinde tutulduktan sonra tahliye ediliyor.

Ege Akersoy’a işleyen vicdanlı(!) hukukumuz, Ahmet Bostancı’ya sadece söylediği bir sözden dolayı 2 aydan fazla süre cezaevinde kalmayı layık görüyor. Demek ki genç yaştaki bir insanı iki aydan fazla bir süre mahkûm etmenin müesses nizam için önemli bir faydası söz konusu. Ege Akersoy’un işlediği cürme açıkça sahip çıkan kesimler söz konusu. Örneğin CHP İstanbul Gençlik Kolları, Akersoy’u kahraman ilan ederek işlediği suçu sahiplenmişti.

Ancak fiili hiçbir durum olmamasına rağmen üstelik hakaret dahi içermeyen sözleri sebebiyle Ahmet Bostancı bu ülkede mahkûm edilip linçe maruz kalırken müesses nizamın destekçileri tarafından hedef tahtasına oturtuluyor. Türkiye’de Müslümanların “eşit vatandaşlar” olmadıklarını gösteren bu iki hadise Türkiyeli Müslümanların bu ülkenin “zencileri” olduğunu kanıtlamaya yetmiyor mu?

Efendisine direnen kölenin yargı karşısındaki konumu

Muhafazakar-dindar bir partinin 20 yıllık iktidarında Müslümanların elde edebildiği kazanım tutukluluk sürelerinin 67 günle “sınırlandırılmasından” mı ibaret? Hala içerde olan Sivas davası mağdurları örneğinde olduğu gibi geçmişte Müslümanlar yargı ile karşı karşıya kaldıklarında çok daha ağır muamelelere maruz kalıyorlardı malum. Müesses nizamın koruyucu kanatları altındaki Ege Akersoy tahliye edileceği için mi Ahmet Bostancı da serbest bırakıldı? Yanlış anlaşılma olmasın Ege Akersoy’un salıverilmesi hukukun işleyişi açısından normal karşılanabilir. Esas mesele Ahmet Bostancı’nın bu kadar akıl dışı bir sebeple uzun süre tutuklu kalmasıdır!

Bostancı’dan bir gün sonra serbest bırakılan Akersoy’un duruşma günü dahi gelmemişti. Mahkeme, Akersoy’un tutukluluğunun “ölçülü olmadığına” kanaat getirerek tahliye kararı vermişti. Bostancı’nın hangi suçu tutukluluğuna gerekçe oluşturuyordu ki 67 gün boyunca “ölçülü olduğu” düşünülerek mahkûm edildi?

Ahmet Bostancı’nın suçu belli... Türkiye’nin canını okuyan Kemalizm belasına karşı açıktan tavır aldığı için her türlü muameleyi görmesi doğal karşılanıyor. Bu mesele isimlerden bağımsız olarak ele alınması gereken bir konu. Türkiyeli Müslümanlar kendilerine bir deli gömleği gibi 100 senedir giydirilmeye çalışılan Kemalist boyunduruğu reddettikleri için Türkiye’nin zencisi gibi muamele görüyorlar.

Bir Müslüman zalimlere tazimi reddettiğini söylediği için doğru dürüst bir gerekçe dahi bildirilmeden 67 gün boyunca mahkûm edilebilirken elinde tevhid bayrağı olan bir başka Müslümana saldırıp burnunu kıran ırkçı Kemalist duruşma günü dahi gelmeden serbest bırakılıyor. Bu durum akıllara 1705 Virginia Kölelik Yasası’ndaki kölelere haddini bildiren efendinin suçsuzluğunu ilan eden maddeyi getiriyor:

“Bu yönetim bölgesindeki tüm zenci, melez ve Kızılderili köleler taşınmaz mal olarak elde tutulacaktır. Herhangi bir köle efendisine karşı direnirse sahibi ıslah etmeye çalışırken asi köleyi öldürecek olursa böyle bir kaza hiç olmamış gibi köle sahibi tüm cezalardan muaf tutulacaktır.”

Türkiye’de Kemalist müesses nizama karşı ufacık bir söz söylemek dahi sistem tarafından yok edilmek üzere hedef alınmanız için yeterli. Türkiye bu şartlar altında distopik bir romandan farksız olarak “büyük biraderin” mavi gözleriyle bizleri izlemeye devam ettiği bir tasallut rejimidir! Kimse bu yaşananları AK Parti’ye indirgeyerek de tartışmamalı. AK Parti olumlu-olumsuz icraatlarıyla Türkiye’yi hasbelkader yaşanabilir bir ülke haline getirdi. Ancak son örnekte de gördüğümüz üzere devlet, yaşayan bir organizma olarak kuruluş kodlarına dönmenin yollarını arıyor. En ufak bir taviz yürünen bütün yolların geri gidilmesine sebep oluyor...

Kemalizm’in kurucu ideoloji olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde reform ve düzenlemelerin çok daha ötesinde çok esaslı bir değişim gerektiğini görmemiz lazım. Bu değişimin mahiyetini belirleyecek olan Türkiyeli Müslümanlar var olan sorunlarının üstüne eklenen yeni meselelerle uğraşmak zorunda kalıyorlar. Zorlu olsa da maruz kaldıkları haksızlıklara ve Kemalizm’in ahlak ve hukuk düşmanlığına karşı bunu başarmak zorundalar. Değişimi talep etmekten vazgeçmeleri durumunda ise dönüşümü kabul etmiş olacaklarının farkındalar!


Katkılarından dolayı Mehmet Salih Tuğcuoğlu'na teşekkür ediyoruz...