Şeytanın medeniyetinde son savaş
Ali Sait Sadıkoğlu / Star Açık Görüş
Bazılarının sandığı gibi şu an ortada bir "din" savaşı yoktur. Çünkü modern kapitalizme her şeyiyle teslim olan Batı'da "din" diye bir şey yoktur. “Din” yerine ritüellere bürünmüş, toplumsal adalet ve iyilikten tamamen uzak, tuhaf ve sahte inanç biçimleri vardır sadece.
Bazen slogan olarak söylense de, modern kapitalizmi kuran Batı medeniyetinin şeytanın bizzat kendisinin medeniyeti olduğu doğrudur. Bu açıktır. Bunu anlamak için insanın kanını donduran Epstein dosyalarına bile göz ucuyla bakmak yeter. Ama zaten kapitalist modernizm tarihinin dünya savaşlarıyla ve henüz tam olarak bilinmeyen soykırımlarla ürettiği sayısız şiddet biçimine bakmak bize bunu açıkça gösterir. İnsana, doğaya, kültüre ve her türlü ahlâki değere saldırıların tarihi olarak modern kapitalist barbarlık tarihi milyonlarca canlıyı yok etmekle zaten şeytani olduğunu kanıtlamıştır. Ürettiği şiddet biçimleri o kadar çeşitlidir ki burada saymakla bitirilemez.
Venezuela'daki kısa süreli politik operasyondan sonra Batılı sömürgeci kapitalist ittifak Ortadoğu'da büyük bir savaşa girişti. Bu savaş muhtemelen yıllarca sürecek bir kaosu başlatacak. Bu arada savaş başladıktan sonra ekranlara oval ofiste Trump ve etrafındaki bazı kişilerin duaya benzer bir ritüel seansı yansıdı. Bu sahnenin sembolik anlamı üzerine düşünürken durumun vahameti kendini bize daha şiddetli hissettirdi.
Temel tezimizi hemen ifade edersek, tarihsel olarak hem Hristiyanlığın hem de Yahudiliğin zaten uzun zamandır bu kapitalist medeniyetin içinde mahvedildiğini kabul etmekle başlamalıdır. Bunun tarihi uzundur ama Marx'ın bir zamanlar "kutsal ittifak" diye tespit ettiği sürece aittir. Gerçekten de bugün istisnalar dışında genel olarak Batı'da kapitalist medeniyet dinleri sahte birer bireysel inanca dönüştürmeyi başarmıştır. Genel olarak "kapitalizmin dinleri", seans ve ritüellerin arasında tek kelimeyle büyücülüğün birer varyantı dışında başka bir şey değildirler.
Bununla birlikte Batı'da bütün gözler, bu fesat sürecine belli bir direnci hâlâ koruyan İslam'a çevrilmiştir. İslam'ın uzun zamandır modernizmle yaşadığı temel sorunun altında zaten bu anlaşmazlık noktası vardır. Modernizmi kuran kapitalist değerlerin veya daha doğrusu değersizliklerin İslam'ın hiçbir otantik değeriyle uzlaşması mümkün değildir. İster kabul edilsin ister edilmesin, İran'ın her türlü dışlanmaya rağmen kendisinde sakladığı potansiyel de bu modern kapitalist değerlere karşı çıkmasıyla yakından ilgilidir.
Bazen slogan olarak söylense de, modern kapitalizmi kuran Batı medeniyetinin şeytanın bizzat kendisinin medeniyeti olduğu doğrudur. Bu açıktır. Bunu anlamak için insanın kanını donduran Epstein dosyalarına bile göz ucuyla bakmak yeter. Ama zaten kapitalist modernizm tarihinin dünya savaşlarıyla ve henüz tam olarak bilinmeyen soykırımlarla ürettiği sayısız şiddet biçimine bakmak bize bunu açıkça gösterir. İnsana, doğaya, kültüre ve her türlü ahlâki değere saldırıların tarihi olarak modern kapitalist barbarlık tarihi milyonlarca canlıyı yok etmekle zaten şeytani olduğunu kanıtlamıştır. Ürettiği şiddet biçimleri o kadar çeşitlidir ki burada saymakla bitirilemez.
Bu bir din savaşı değil
O hâlde hemen belirtmek gerekir ki bazılarının sandığı gibi şu an ortada bir "din" savaşı yoktur. Çünkü modern kapitalizme her şeyiyle teslim olan Batı'da "din" diye bir şey yoktur. "Din" yerine ritüellere bürünmüş, toplumsal adalet ve iyilikten tamamen uzak, tuhaf ve sahte inanç biçimleri vardır sadece.
Buradaki temel tezimizi bu bakımdan daha net ifade edebiliriz: Günümüzde toplum ve siyaset alanını saran hakiki bir dinin zuhur ediş koşulu şimdilik bize göre İslam'ın modern kapitalist medeniyete bütün gücüyle direnmesine bağlıdır.
Her şeye rağmen "İran" bu direncin başlayacağı topraklar olabilir. Umudumuz bu yöndedir.
Unutmamalıyız ki modern kapitalist barbarlık ve kötülük her yerdedir, irili ufaklı birçok saldırıyla kendini göstermeye devam ediyor. Her gün masum bir insan bu saldırıyla hayatını kaybediyor.
İslam'ın bu şeytani medeniyete ayak uyduramaması onun büyüklüğü ve azizliğidir. Zamanla bu direnç daha şuurlu bir hâle gelecek ve gelişecektir.
Şunu da kaydetmeliyiz: Son gelişmelere baktığımızda günümüz Batı medeniyeti kendi yok oluş sürecini başlatmıştır. Zamanla yeni bir şuur oralarda da gelişecektir. Hepimizin bildiği gibi yeni bir çağ geliyor. Biz şimdilik bu yeni çağda doğacak manevi çocuğun sancılarına şahit oluyoruz. Doğacak olan çocuk hakkında şimdiden İslam'ı dertli ve çileli bir hırka olarak zaten kabul etmişiz. Çünkü uzun zamandır onun dertli ve çileli hırkası, bütün insanlığın karşısında bulduğu şeytani imparatorluğun tehditliyle aynı şekilde karşı karşıya bırakılmıştır. Diğer bir tabirle, Deccal'in "sahte cennetleri" ve "sahte cehennemleri" arasında bir seçime zorlanıp durduk.Sahte cennetlerini kabul etsek imanımızdan ve bizi insan yapan her türlü iyi değerden feragat etmekle tehdit ediliyoruz, sahte cehennemini kabul edersek bu sefer dünyevi alanda geriliğe veya fakirliğe itilmekle tehdit ediliyoruz. İlki ikincisinden daha kötüdür, ikincisine göre onun telafisi yoktur şüphesiz. İnanıyoruz ki Müslümanlar bu sorunu zamanla çözecek kabiliyeti ortaya koymayı başaracaktır. Önce durumu bütün açıklığıyla görmek lazımdır. Önce şuur lazımdır.
İslam'a sadece şimdi İran'da değil, uzun zamandır neredeyse her yerde saldırıp onu parçalamak isteyen güçler şeytanidir. Gazze soykırımıyla başlayan bu güçlere ait yalan makinesi olarak politika Batılı basın tarafından bile örtülemiyor. Açıkça ortaya çıktığı gibi, hukuksuz, ahlâksız ve sömürgeci bir medeniyetin bütün özgürlük, demokrasi ve insan hakları söylemleri bile artık bu yalan makinesine aittir.
Yeni bir evrensellik gelişiyor
İmdi bize göre geçeceğimiz büyük kaos tünelinin ardından İslam'ın modern dünyada bir medeniyet olarak yeniden doğuş günleri yaklaşıyor. Adaletin ve iyiliğin tek dini vardır. O tek dinde her insana yer olmalıdır. Yeni bir evrensellik gelişiyor. Biz onu hissediyor ve seziyoruz. "İran" barbar sömürgeci güçlerin yeni "vietnam"ı olabilir, hatta ondan bile çok büyük bir tesir bırakabilir. Çinli Profesör Xueqin'in bu savaşın sömürgeci güçler tarafından nihayetinde kaybedileceğine varan analizine tamamen katılıyoruz. Savaşın getireceği büyük kaos tünelinin sonunda yine de bir ışık doğacağına inancımızı koruyalım. Belki de ışığın en güçlü açısıyla yer-yüzüne vuracağı günlere bile şahit olabiliriz.
Adalet ve merhamet bütün hesapların ötesinde
Hakikate karşı yalan, iyiliğe karşı kötülük, dürüstlüğe karşı aldatma karşısında her yeni gelişme şuurlanmayı daha hızlı getirecektir. Buna paralel olarak Batı'da bile yeni bir manevi uyanış olacaktır böylece. Asıl düşmanın aslında asla İslam değil, insanlığımızı ve bütün değerlerimizi yok eden modern sömürgeci kapitalizm olduğu anlaşılacaktır. Eski totaliter ideolojiler değil, yeni evrensel bir maneviyat gelişecektir. Şimdi onun davası ve tutkusu kendini açmayı bekliyor. Her şeye rağmen insanlık bu büyük atılımı yapacaktır.
Temel tez, yaşamaya başladığımız zor günlerin sonunda hakiki ve evrensel bir dinin kötü güçler karşında galibiyetine yönelik olmalıdır. İnsanlığın bu karanlık çağdan kurtuluşu hem selam hem de hakikate teslimiyet olarak hakiki dinin tahakkukuna bağlıdır. Aşkın sembolü olan gülün kan rengine benzer kırmızılığı belki bunu zaten haber vermiş olmalıdır. Hakikate iman edenlerin şehitliği onların şahitliği olduğu kadar yarınki ihtişamlı ve kutsal günlerin bedelidir. Fedakârlık ve gariplik her canlıya merhametin büyüklüğünü getirmelidir. Her şeye rağmen her savaşta öldürülen insanlar masumdur. Her öldürülen insanın yüzünde bize bakan bütün zulme uğramış insanlıktır. Unutmamalı ki adalet ve merhamet bütün hesapların ötesindedir.