Şeyh Ahmed Yasin’in hatıratı: “Sabah Yakın Değil mi?”

Gazeteci Ahmed Mansur’un 1999’da Doha’da Şeyh Ahmed Yasin ile yaptığı, önce El Cezire’de yayınlanan ve sonra Arapça kitaplaştırılan röportajı Duruş Yayınları tarafından “Sabah Yakın Değil mi?” ismiyle Türkçeye çevrildi.

Şahsiyetleri, duruşları ve çalışmalarıyla milyonlarca insana rol model olmuş, kurdukları siyasi veya toplumsal yapılarla tarihe yön vermiş, mücadeleleriyle halklarına öncülük etmiş insanların hayat hikâyeleri ve hatıraları, düşünce dünyamızda çok önemli bir yer tutar. Duruş Yayınlarının okuyuculara sunduğu, nehir söyleşi tarzındaki “Sabah Yakın Değil mi?” adlı kitap da büyük bir boşluğu dolduracak son derece önemli bir eser.

Filistin İslâmi Direniş Hareketi Hamas’ın kurucu lideri Şeyh Ahmed Yasin, şehit edilmeden birkaç yıl evvel kendisiyle nehir söyleşi gerçekleştiren Gazeteci Ahmed Mansur’a hayat hikâyesini, İslâmi mücadelesini, İntifada sürecini, Hamas’ı nasıl kurduklarını ve sonrasını anlatmıştı. Katar’ın başkenti Doha’da gerçekleşen bu röportaj, 12 Nisan-5 Haziran 1999 tarihleri arasında el-Cezire kanalında yayımlanmış ve sonra “Eş-Şeyh Ahmed Yasin – Şâhidun alâ asri’l-İntifada” (Şeyh Ahmed Yasin – İntifada Çağı’nın Şahidi) başlığıyla Arapça olarak kitaplaşmıştı. İşte bu önemli eser şimdi “Sabah Yakın Değil mi? – Kendi Dilinden Şeyh Ahmed Yasin ve Filistin Mücadelesi” başlığı altında Türkçe olarak elimizde.

Bu kitap, sadece bir direniş önderinin hatıratı değil, siyonizmin işgaliyle kirlettiği bir coğrafyanın bağrından çıkan iman, azim ve sabırla dolu bir mücadele tarihi.

Tekerlekli bir sandalyeden yükselen sesin silahların gürültüsünü bastırdığı, kırılgan bir bedenin emperyal bir düzeni titrettiği bu büyük hikâye, umudumuzu yeşertiyor, mücadeleyi bırakmamamızı tekrar hatırlatıyor.

Umutsuzluğun yaygınlaştığı, Müslümanların yenilgisinin kader gibi dayatıldığı bir çağda, direnişi yalnız silahla değil inanç, ümit ve kararlılıkla inşa eden bir iradenin kelimelere dökülmüş hâli olan bu satırlarda işgal var, zindan var, suikast ve katliamlar var; ama bütün bunların ötesinde siyonist işgale karşı sarsılmaz bir irade var.

***

Şeyh Ahmed Yasin’in hayatını özetlersek: 1936’da Askalan’ın Cevra köyünde doğdu. Siyonist terör devletinin kurulduğu1948’de ailesi ile birlikte Gazze Şeridi’ne göç etti. On altı yaşındayken bir spor etkinliği esnasında kaza geçirdi ve bunun sonucunda bütün vücudu felç oldu. Buna rağmen eğitimini sürdürdü. Lise eğitimini tamamladıktan sonra Arap dili ve İslâmi terbiye derslerinde öğretmenlik, ayrıca Gazze’deki bazı camilerde hatiplik yaptı. Eğitimine Mısır’daki Aynüşşems Üniversitesinde devam etmek istedi, lakin sağlık durumu elvermediği için eğitimini tamamlayamadı. 1983 yılında silah bulundurma, askerî örgüt kurma, siyonist devletin varlığını ortadan kaldırmaya teşvik suçlarından tutuklandı. Mahkemece 13 yıl hapse mahkûm edildi. 11 ay hapsin ardından 1985 yılında işgal güçleri ve Filistinli direniş grupları arasında yapılan esir takasında serbest bırakıldı. Gazze’de yıllardır süren İslâmi tebliğ ve halkı örgütleme çalışmalarının bir semeresi olarak 1987’de İntifada’nın patlak vermesinden sonra, bir grup bilinçli Müslümanla beraber İslâmi Direniş Hareketi “Hamas”ı kurdu. 1988 yılı ağustos ayının sonlarına doğru siyonist işgal güçleri evine baskın düzenledi, ona soruşturma açtı ve onu Lübnan’a sürgün etmekle tehdit etti. 18 Mayıs 1989 gecesi işgal güçleri, Şeyh Ahmed Yasin’i yüzlerce Hamas üyesiyle birlikte tutukladı. İsrail askerî mahkemesi 1991 Ekim ayında, en büyüğü İsrail askerlerini kaçırıp öldürmek ve Hamas’ın siyasi ve askerî kanatlarını kurmak olan birkaç suçtan dolayı aleyhinde müebbet hapis cezası verdi. Şeyh Ahmed Yasin 1997 Ekim ayında Ürdün ve İsrail arasında gerçekleşen bir takas anlaşmasıyla serbest bırakıldı. 22 Mart 2004 tarihinde siyonist güçler tarafından şehit edildi.

***

Röportajın sonunda Ahmed Mansur şu soruyu soruyor:

“Sizden birkaç cümleyle 62 yıllık mücadele ve direnişi anlatmanızı istesem neler söylersiniz? Bu hayata bakışınız nedir?”

Şeyh Ahmed Yasin’in cevabı şöyle oluyor:

“Ben gerçekten hayatı çok seviyorum. Ve Allah’ın yeryüzünde yarattığı her şeyi seviyorum. Hayatı hem kendim hem de diğer insanlar için istiyorum. Hayattan nefret etmiyorum. Allah’ın başkasına verdiğini kıskanmıyorum, bana verdiğini kabul ediyorum. Ancak zilleti, boyun eğmeyi ve bana düşmanlık edilmesini reddediyorum. Adaleti seviyorum ve uyguluyorum. Eğer benim içinse şiddetle uyguluyorum. Bunda geri çekileceğim bir şey yok. Halkım için, ümmetim için ve bütün dünya için hayrı istiyorum. Her zaman iyimserim. Dolu tarafı görürüm, boş tarafı değil. İyiye bakarım, eksiğe değil. Çünkü 45 yıldır engelli olmama rağmen içinde bulunduğum durum bana bunu kattı. Elhamdülillah, Allah’a büyük bir güvene, tevekküle sahibim. Allah’ın kaderimde yazdığı her şeyi kabul ediyorum. Eğer hayırsa şükreder, şerse sabrederim. Bunu kendime tekrar tekrar söyledim: ‘Başına gelen her iyilik Allah’tandır, her kötülük de nefsindendir. (Nisa, 4/69) Duruşum budur, inşallah. Allah izin verirse vatanım özgürleşene kadar mücahit kalacağım. Çünkü ölümden korkmuyorum. Zira ömürler Allah’ın elindedir, artmaz ya da azalmaz. Fakirlikten korkmuyorum, zira rızık Allah’ın elindedir. Dünyadaki rızkını tamamlamadan ölemezsin. Her şey böyleyken korku neden? Tereddüt neden? Neden insan şerefli bir ölümü, Allah Sübhânehû ve Teâlâ katındaki şehadeti seçmez? Duruşum budur. Bütün dünyayı ve bütün yaratılanları seviyorum, ancak zalimlerden ve şerden nefret ediyorum, direniyorum ve bütün gücümle direnmeye devam edeceğim. Kendim için bile olsa adaleti istiyorum İnşallahu Teala.” (s.348)

 

Kitap Haberleri

“İki Eda Arası”: Modern insanın yön arayışına derin bir metin
Salih Aslan’ın “Kırmızı Başlıklı Küçük Gardiyan” romanı çıktı!
“Sosyal medya devrim yapar mı?”
Filistin laboratuvarı; İsrail işgal teknolojilerini dünyaya nasıl ihraç ediyor?
Çocuk Yazarlar “Çocukların Kalbindeki Gazze” kitabıyla fuarda buluşuyor