San Diego Camii'ne yönelik nefret suçu ve fitili ateşleyen siyasi liderler

​​​​​​​San Diego’daki kan, sadece iki kayıp gencin değil; onlara doğrudan ya da dolaylı olarak Müslümanlara karşı nefret ideolojisini aşılayan herkesin de kanıdır.

Jamal Kanj’ın Palestine Chronicle’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


Bir nefret suçu, evimin hemen yakınında meydana gelmişti. Televizyon ekranında, kırktan fazla polis arabası, mavi ışıkları soğuk ve mekanik bir ritimle dönüyordu. Haber bantı televizyon ekranının altından yavaşça geçiyordu, dehşeti bir haber başlığına indirgiyordu: Polis, San Diego’nun Clairemont Mesa mahallesindeki bir “olaya” müdahale ediyordu. Bir olay.

İlk başta pek önemsemedim. Sonra telefonum çaldı. Bir arkadaşımdı. Cevap veremedim. Birkaç saniye sonra, kısa, öz ve şifreli bir mesaj geldi: “İmamı kontrol et, İslam Merkezi’nde silahlı saldırı var.”

Dünya durdu.

Kişiler listemi kaydırdım, numarayı buldum ve aradım. Her zil sesinde kalbim göğsümde çılgınca atıyordu. Sonra onun sesi geldi. Gözlerimi kapattım. “Biz iyiyiz. Okul çocukları güvende. Camiyi tahliye ettik,” dedi İmam Taha.

Nefesimi tutmuş olduğumu fark etmemiştim, ama o anda nefesimi bıraktım. Ancak, takip eden dakikalar ve saatler içinde bunun hikâyenin tamamı olmadığını öğrenecektim. O sabah iyi olan üç adam, bir daha asla iyi olmayacaktı.

İmam Taha Hassane’nin istikrarlı ve vizyoner liderliği altında, San Diego İslam Merkezi bir ibadet yerinden çok daha fazlasına dönüştü. Burası, kültür ve eğitimin canlı, nefes alan bir merkezi; her mezhepten inanç liderlerinin ve her kökenden komşuların her zaman açık bir kapı ve misafirperver bir masa bulduğu bir yer. Burası, kelimenin tam anlamıyla bir topluluk; cömertliğini geri ödeyen bir şehirde on yıllardır köprüler kuran bir topluluk.

10 dakikadan kısa bir sürede, nefret üç insanın hayatını elinden aldı. İçeri girdiğinizde merak dolu bir gülümsemeyle sizi karşılayan Amin Abdullah; bir baba ve bir eş. Her gün camide cemaatine selam veren Mansour Kaziha; bir eş, bir baba ve bir dede. Ve etrafında kurşunlar uçuşurken, başkalarını kurtarmak için ateşin içine koşan Nader Awad. Üç adam. Parçalanmış üç aile. Yas tutan bir topluluk.

Bu nefret suçu tek başına gerçekleşmedi. Bu olay, ABD'de eşi benzeri görülmemiş ve yayılan bir İslamofobi kültürünün ortasında meydana geldi; burada politikacılar Müslümanlara yönelik nefreti seçime giden güvenilir bir yol olarak keşfettiler ve yorumcular, karalanmış bir topluluğun kırık sırtları üzerinde takipçi imparatorlukları kurdular. Bu kampanyaya adını verenler, internetin karanlık köşelerinden boşluğa bağıran marjinal figürler değil.

Onlar görevdeki senatörler. Seçilmiş kongre üyeleri. Amerika Birleşik Devletleri başkanı ve en yakın danışmanları. Onlar podcast'lerden değil, kürsülerden konuşuyorlar ve anonim hesapları değil, basın sekreterleri var. Ve sözlerinin yol açtığı sonuçlar için hiçbir zaman — tek bir kez bile — hesap vermek zorunda kalmadılar.

Başkan adayıyken Donald Trump, “İslam bizden nefret ediyor” iddiasında bulunmuştu. Yakın arkadaşı Laura Loomer ise kurbanların kanını kendi gündemine alet etmekte hiç vakit kaybetmedi. Saldırıdan saatler sonra, Yahudi olduğu iddia edilen Loomer, olayı sorgulayarak, “Bugün ‘sözde’ saldırıya uğrayan cami. Bu camiye giden insanlar hepimizin öldürülmesini istiyor” dedi. Üç adam öldürüldü, o ise kurbanları bir tehdit olarak nitelendirdi.

Alabama Senatörü Tommy Tuberville, İslam'ı “Düşman kapıların içinde” olarak nitelendiriyor. Teksaslı Ted Cruz, Müslüman mahallelerinin Büyük Birader tarafından izlenmesini istiyor. Florida'lı Yahudi Kongre Üyesi Randy Fine, “Daha az değil, daha fazla İslamofobiye ihtiyacımız var” diyerek nefret saçmada en açık sözlü olanı.

Başka bir kongre üyesinin daha fazla Yahudi nefreti gerektiğini söylediğini düşünün, ne kadar büyük bir tepki olurdu.

Washington Post’un yaptığı bir araştırma, 2025’in başından bu yana 100’den fazla Kongre üyesinin sosyal medya paylaşımlarında Müslümanlardan veya İslam’dan bahsettiğini ortaya koydu; bu paylaşımların üçte ikisi radikal İslam, şeriat, aşırılık veya terörizmle ilgiliydi. CAIR’e göre, bu açıklamalar İslamofobiyi artırdı ve Müslümanlara karşı ayrımcılığı besleyen bir ortam yarattı. Nefret ve İslamofobi, Kasım ayında Cumhuriyetçi adaylar için kazanan bir seçim stratejisi gibi görünüyor.

Mikrofonları ve ses getirecek platformları olan güçlü erkekler ve kadınlar, kamuoyuna Müslüman Amerikalıların düşman, işgalci ve insanlık dışı varlıklar olduğunu söylediğinde, bazı insanlar bunu dinler. Bazıları ise harekete geçer. San Diego’daki iki genç de tam da bunu yaptı.

Birçoğunun iğrenç bulabileceği, ancak ben tüm varlığımla inandığım bir şey söyleyeceğim: Katiller Cain Clark ve Caleb Vazquez de kurbanlardı. Amin, Mansour ve Nader ile aynı derecede değil, çünkü bu üç adamdan, ailelerinden ve topluluklarından alınanların değeri hiçbir şeyle azaltılamaz. Ama yine de kurbanlardı.

Onlara sürekli olarak insanlıktan çıkarma, paranoya ve Müslümanlara karşı nefret aşılayan siyasi ve medya ekosisteminin kurbanları. Onlar, ne yaptıklarını çok iyi bilen ama bunun için hiçbir sorumlulukla karşı karşıya kalmayan yetişkinler tarafından radikalleştirildiler. Trump, Loomer, Tuberville, Fine ve diğerleri tetiği çekmediler, ama silahı nefret mermileriyle doldurdular ve onu bir ibadethaneye doğrulttular. O iki genç de dâhil olmak üzere beş kişinin kanı onların ellerinde.

Başarısızlık sadece federal düzeyde değil. San Diego şehrinde, Belediye Başkanı Tod Gloria’nın dayanışma gösterisi, kasıtlı dışlama geçmişine karşı boş bir söz olarak kalıyor. Yönetimi, Gazze’de soykırım yaşanırken sembolik bir ateşkes çağrısı yapmayı bile reddetti. Filistinlilerin yaşamını tanımamanın siyasi bedelinden korktuğu için Müslüman ve Arap topluluk liderleriyle görüşmeyi reddetti.

Son olarak, onun başkanlık ettiği Belediye Meclisi, İsrail’in kötü niyetli politikalarını eleştiren sesleri susturmak için kullanılan bir Siyonist araç olan IHRA’nın antisemitizm tanımını kabul etme kararı aldı. Bu kararların her biri, San Diego’daki Müslüman topluluğa şu mesajı verdi: Ölmedikçe size değer vermiyoruz ve hayatlarınız, iktidardakilerin siyasi rahatlığından daha az değer taşıyor. Bu mesaj, Belediye Binası’nın çok ötesine yayıldı.

Bu reddetme, bu kasıtlı silme, Müslüman Amerikalıların yıllardır onaylanmış bir şekilde insanlıktan çıkarılmasıyla beslenmiş, sulanmış ve ölümcül bir çiçek açmış ve izleyen her nefret dolu aktöre bir sinyal göndermiştir: bu topluluk avlanabilir.

Hayattayken çığlıklarımızı görmezden gelen San Diego Belediye Başkanı Gloria'nın, ölümümüzde bizi teselli etmeye hakkı yoktur. Seçim kampanyalarını Amerikan Müslümanlarını düşman olarak göstererek yürüten politikacılar, bu topluluğa düşünceler ve dualardan daha fazlasını borçludur.

San Diego'daki kan sadece iki kayıp gencin kanı değil. Bu kan, onlara doğrudan ya da dolaylı olarak Müslüman nefreti ideolojisini aşılayan herkese ait.

* Jamal Kanj, “Children of Catastrophe: Journey from a Palestinian Refugee Camp to America” (Felaketin Çocukları: Filistin Mülteci Kampından Amerika’ya Yolculuk) ve diğer kitapların yazarıdır. Çeşitli ulusal ve uluslararası yayınlarda Filistin ve Arap dünyası ile ilgili konularda sık sık yazılar yazmaktadır.

Çeviri Haberleri

Bekleyen bir gelinlik: Gazze’de düğününden birkaç gün önce vurulan gelin adayı
Sakın aldanmayın! Ben-Gvir’e içindeki kinini apaçık yansıttığı için kızıyorlar
İsrail destekli Suveyda nasıl Suriye’nin uyuşturucu başkenti oldu?
Nekbe'den faşist geçit törenlerine: İngiltere'deki aşırı sağ
‘Savaş biçimleri’ bir dönüşüm sürecinde: İran savaşından çıkarılacak dersler