HAMZA TÜRKMEN / HAKSÖZ-HABER
Bize arınma, Kur’anî ve İslamî donanım, muhasebe ve dinginlik kazandıracağını umduğumuz Ramazan ayının içindeyiz. Rabbimiz “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi takvâya ulaşasınız diye size de farz kılındı” (2/183) ayetinin peşinden siyam yani oruç günlerinin “sayılı günler” olduğunu bildiriyor. Ve peşinden de “Ramazan ayı ki: İnsanlar için hidayet rehberi olan, doğru yola ileten, doğru ile yanlışı birbirinden ayıran; apaçık kanıtları içeren Kur'an o ayda indirildi.” buyuruluyor. O zaman Ramazan ayı aynı zamanda Kur’an ayıdır da. Hadi ve Furkan özelliği ile Kur’an’ın nüzulü Ramazan ayında gerçekleşmiştir. O halde Kur’an ayımız bereketlere vesile olsun.
Muhammed (a) ve ilk sahabe nesli Ramazan ayını Kur’an’ı okumak, anlamak ve uygulamak için talim günlerine çeviriyorlardı. Vahiy ve hayat iç içe yaşanıyordu.
Bugün ise İslam’a nispet edilen 2 milyar’a yakın Müslim var ve bu insanların gözlem ve anketlere göre önemli bir kısmı oruç tutuyor. Bu yönelim ümmet adına hakkı savunmak ve yaşamak için yeterli değil ama, tabii ki kendini kulluk dairesiyle irtibatlandıranlar açısından da iyi bir tablo. Çünkü bu insanların tuttukları oruç İslami kimliklerini ve takvalarını geliştirebilmeleri için bir vesile. Ramazan ayında oruç tutmak fıtri ve İslamî bir atmosferle yakınlaşmanın ilk adımlarından birisi.
Sadece bulunduğumuz ülkedeki cahili sistemin değil, dünyadaki küresel cahili sistemin de cenderesi altında yaşamaktayız. Küresel cahiliye tüketim telkinlerinden modasına, görsel süslemelerinden dijital dünyasına kadar büyük bir cinnet toplumunu, küresel bir cinnet yaşantısını oluşturuyor.