Vali Nasr / Perspektif
İran Neden Bugünkü Anlaşmanın Daha Fazla Savaş Getirmesinden Korkuyor?
Başkan Donald Trump, bir anlaşmanın yakında İran’la savaşı bitirmesini ve Hürmüz Boğazı’nı açmasını umuyor. Ancak ABD’de giderek daha fazla siyasetçi ve yorumcu, İran’a milyarlarca dolar sağlayan herhangi bir anlaşmayı eleştiriyor. Çünkü böyle bir anlaşma, İran’ı boğazın ve nükleer programın kontrolünü elinde tutar halde bırakıyor.
Bu arada İran, teklife hemen atlamak için acele etmiyor. Amerikalı yetkililer, Tahran’ın direncini parçalanmış liderliğine bağlıyor. Ama Tahran’da bir bölünme varsa, bu ABD hükümetine güvenmenin akıllıca olup olmadığı üzerinedir. Ne de olsa İran’ın Trump’la anlaşma yapma konusunda karanlık bir tecrübesi var. Trump 2015 nükleer anlaşmasını bozdu ve müzakereler sırasında iki kez İran’a saldırı düzenledi.
İran sıkı pazarlık yapıyor, çünkü bu varoluşsal bir mücadele. Her şeyden önce istediği şey, savaşın geri dönmeyeceğine dair güvencedir. Bu güvence, yapılacak herhangi bir anlaşmanın yapısına yerleştirilmek zorunda. Şu anda masadaki anlaşma bunu sağlamıyor.
Tahran’da siyasi yelpazenin genelinde paylaşılan hâkim görüş şu: Trump’ın sicili dikkate alındığında, diplomasi vaadi aslında savaş tehdidini artırabilir. Washington’ın görünüşte cömert tavizleri, gerçek olamayacak kadar iyi görülüyor. Bu tavizlerin amacı, Amerika işi bitirmeye hazırlanırken İran’ın rehavete kapılıp gardını düşürmesini sağlamak olarak yorumlanıyor.
Washington’da ABD’nin stratejik yenilgisinden söz edilmesi de işe yaramadı. Bu konu Tahran’da geniş biçimde tartışılıyor. İran’daki analistler, bu tür yorumları daha fazla savaş için bir çağrı olarak yorumladı. Onlara göre ABD yenilgiyi kabullenmeyecektir. Önde gelen Amerikalılar Trump’ın başarısızlıklarını ne kadar çok vurgularsa, ABD’nin yeni bir savaş başlatarak bu savaşın sonucunu tersine çevirmeye çalışması da o kadar olası hale gelir. Tahran, ABD’nin kalıcı barış değil, İran’ı izole ve zayıf tutmak için serbest hareket alanı istediğinden şüpheleniyor. Böylece İran’ın nükleer ve füze faaliyetlerini, zaman zaman “çimleri biçerek” kontrol altında tutabileceğini düşünüyor. Böyle bir ihtimal karşısında önemli olan tek şey caydırıcılıktır. İran da bunu üç cephede arıyor: Hürmüz’de, nükleer dosyada ve Amerika’ya bedel ödeterek.
İran Devrim Muhafızları Ordusu ve müttefikleri, savaşın ağır maliyetinin yeni bir saldırıya karşı tek gerçek caydırıcı olduğuna inanıyor. Savaş şu ana kadar ABD’ye 29 milyar dolara ve 13 Amerikalının hayatına mal oldu. Küresel ekonomi açısından maliyet ise daha da büyük oldu. Trump şimdiye kadar bunu önemsemedi. İran’ın nükleer silah edinmesini engellemek anlamına geliyorsa, “kısa vadeli acı”nın “sorun olmadığını” söyledi. Devrim Muhafızları’na göre ABD’ye ve dünya ekonomisine daha fazla acı vererek Trump’ın hesabını değiştirmek, ABD başkanının ciddi görüşmelere hazır olmasını sağlamanın tek yoludur.
Tahran’daki herkes bu saldırgan yaklaşıma katılmıyor. İran’ın kendisi de ciddi bir bedel ödüyor. Diğer İranlı liderler, caydırıcılığın anahtarının Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol ve İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunu koruması olduğunu söylüyor. Onlara göre savaş hasarı için ekonomik tazminat ve kalıcı yaptırım hafifletmesi içeren dayanıklı herhangi bir anlaşma, bu iki meseleye bağlı olacaktır. ABD ise İran’dan her ikisinde de taviz istiyor. Bu da kalıcı bir anlaşmaya varılmasını son derece düşük ihtimal haline getiriyor.
Tahran boğazı açmayı kabul edebilir, ama boğaz üzerindeki kontrolünden vazgeçmeyecektir. İran artık bu dar geçidi kapatma kabiliyetinin büyük bir caydırıcı olduğuna inanıyor. Özellikle Yemen’deki Husilerin gelecekteki bir çatışmada İran’a katılması ve Kızıldeniz üzerinden ticareti sıkıştırması halinde bu daha da geçerli olacaktır. Ayrıca boğaz üzerindeki kontrol, İran’ın ticari deniz trafiğinden ücret toplamasına imkân verir. Bu gelir ekonomik açıdan memnuniyetle karşılanacak bir rahatlama olur. Ama aynı zamanda dünyadaki ülkeleri, İran’a geçiş ücreti ödeyerek ABD’nin ikincil yaptırımlarına meydan okumaya zorlar. Bu yeterince sık olursa, yaptırım rejimini zayıflatır.
İran artık ABD ile yapılacak bir nükleer anlaşmayı ekonomik ve güvenlik sorunlarının çözümü olarak görmüyor. Amerika’nın yaptırımları kaldırmasının düşük ihtimal olduğunu düşünüyor. İran kendi üzerine düşeni yaptıktan sonra Trump’ın anlaşmadan yeniden çekilebileceğine inanıyor. Ayrıca bir nükleer anlaşma savaş ihtimalini de azaltmaz. Aslında Tahran’da oluşan yeni mutabakat şudur: Yeni bir nükleer anlaşma, Washington’a İran’ı izole etmek ve askerî olarak vurmak için daha serbest hareket alanı sağlamayı amaçlıyor. ABD’ye iki savaşla elde edemediği şeyi vermek, İran’ı daha güvenli değil, daha kırılgan hale getirir. Devrim Muhafızları’nın öne çıkardığı anlatıya göre ABD, ancak kayıp bir pilotu kurtarma görüntüsü altında İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumunu ele geçirmeyi başaramadıktan sonra ateşkesi ve görüşmeleri kabul etti.
ABD, İran’ın zenginleştirmeden vazgeçmesi ve stokunu teslim etmesi konusunda ne kadar ısrar ederse, Tahran da Amerika’nın amacının diplomasi yoluyla İran’ın caydırıcılığını ortadan kaldırmak olduğuna o kadar ikna oluyor. Böylece ABD’nin daha zayıf bir hasma karşı yeniden savaşa dönebileceğini düşünüyor. İran bir süre için zenginleştirmeyi askıya almayı kabul edebilir. Ama liderleri tavizlerin geri döndürülebilir olması gerektiğinde ısrarcı. İran, zenginleştirilmiş uranyum stokunun kontrolünü elinde tutarsa — bu stok seyreltilmiş olsa bile — zenginleştirmeye yeniden başlayabilir. Böylece nükleer eşik noktasına yalnızca haftalar uzaklıkta kalır. İranlı yetkililere göre ABD’yi savaşa geri dönmekten caydırmanın tek yolu, bu seçeneği anlaşmanın içine yerleştirmektir.
ABD ve İran bu çatışma turunu sona erdirmeyi kabul edebilir. Bu dünya ekonomisi için memnuniyet verici bir haber olur. Ama kısa vadeli kazanımların ya da Trump’ın kaçınılmaz zafer ilanlarının dikkatimizi dağıtmasına izin vermemeliyiz. Trump muhtemelen Ortadoğu’da yeni bir dönemin başladığını da söyleyecektir. Oysa Hürmüz’ün ve İran’ın nükleer programının geleceğini ele alacak daha büyük ve kalıcı bir anlaşmaya ulaşmak çok daha zor olacaktır.