Nefretin ordusu!

Son bir haftada ülkede estirilmeye çalışılan rüzgâr, bana göre bugünün meselesi değil.

28 Şubat (zihniyeti) ile doğrudan ilintisi bulunan birtakım reflekslerin ve (bastırılmış) tavırların en uygun anda tekrar kendini göstermesinden başka bir şey değil.

Gazeteci Ahmet Şık konusunda başından beri dikkatli tavır alanlardanım. Zira, aksi kanıtlanıncaya kadar her insanın suçsuz olduğuna inanıyorum. Bu sadece görüşlerini, tarzını, fikriyatını beğendiğim insanlar için geçerli değil. Tamamıyla zıt bir noktadaki insanlar için de böyledir. İş bu nedenledir ki, her ne kadar gazeteci Şık henüz gözaltına alındığı anda attığı 'Dokunan yanıyor' klişe sloganıyla aklımda birtakım kuşkular oluştursa da, bu konuda dikkatli olmaya çalıştım.

Ama durum çok enteresan bir noktaya geldi/getirildi. Öyle bir nokta ki, 'İçindeki 28 Şubat hislerini pışpışla, kinini boşalt' kampanyasına döndü iş. Özgürlük istekleri, başkalarına kin ve nefret gösterilerine dönüştü. Bu işi yapanlar öylesine kendilerinden geçtiler ki, bırakınız onları uyarmayı, hakikat adına beklemenize bile tahammül edemeyip, 'susuyorsan suçlusun'a çevirdiler kampanyayı.

Öyle böyle değil.

Mesele bir mağduriyeti ifade etmeyi çoktan aştı, bir nefret kusma gösterisine dönüştü. Dört bir yanımız inanç alerjisinden mütevellit kusmuk dolu. "Günde kaç rekat yayınevi basıyorsunuz" diyen öfkeyle gerilmiş, gözaltına alınan Şık'la aynı karede görünen polislerin bakışlarından şeytani anlam türeten insanlar gördü bu gözler! Elbette, şu kutsal referanstan haberdar olmasını bekleyemezdik: "Sen sırf, Rabbimizin âyetleri bize geldiğinde iman ettiğimiz için bize hınç duyuyorsun." (Araf 126)

Mağduriyetten infaz kampanyası türetmeye kalktı 28 Şubat inanlıları... Türkiye bu filmi çok daha yüksek rating değeri ile 28 Şubat sürecinde yaşadı. Ve şükür ki, hafızamız o kadar da kötü değil!

Önce hiç gerek yokken, 'Ahmet Şık darbe günlüklerini ortaya çıkaran eşsiz gazeteci' palavrası atıldı ortaya. Oysa bir insan masumsa, aksi yönde bir şey yapmasına ne gerek vardı ki, böylesi bir güçlü takoz konmaya çalışıldı bu meselenin altına! Gerçek ortaya çıkınca, Şık'ın iradesinin tamamen dışında olduğunu tekrar vurguluyorum, 'Ne olmuş yani, o yazmamış olsa da...' kıvırtmaları geldi.

Sonra, yazdığı iki ciltlik Ergenekon kitabı yine aynı mantık ile önerme olarak sunuldu. Bu illüzyonu da Orhan Miroğlu çürütüp bir kenara bıraktı.

Kaldı ki, Ahmet Şık olayından bağımsız olarak söylüyorum, bu konularda şerbetliyiz biz.

Ne yani?

Bu memlekette JİTEM'den fişli makbuzlu, bordrolu, maaşlı yazarlar çıktı yakın geçmişte. Bu memleket, 'yarın ne yazayım' diye telefonda abisine danışan derya gülü yazarlara sahip nadide bir memleket. Bu memleket, önce kitabı basıldıktan sonra gördüğünü belirtip, sonra, 'İlk kısmı geçen eylül bana yollanmıştı, bir göz atayım' diyen gazetecilere sahip müstesna bir memleket... Bu memleket, yazdığı kitabın mürekkebi kurumadan soluğu Genelkurmay koridorlarında alıp, 'Komutanıma bir nüshayı takdim edecektim' diye gurur duyan gazetecilerin nam saldığı bir memlekettir. Ve bu memleket "Fethullah'ın Copları", "Musa'nın Çocukları" gibi nadide eserlerin yayınlandığı bir ülkedir. Bu eşsiz vatan, paradigmanın kucağına oturup, hem sakalını yolup hem de 'yandım anam' diye bağıranların kol gezdiği bir asude memleket.

Değil mi?

Bir zihniyet var bu memlekette. Zaman zaman kerhen vicdanlı, demokrat gibi bir görüntü veriyorlar ama gerçek bu tür stresli dönemlerde bir anda ortaya çıkıveriyor. Rölantiye aldıklarında ise 'korku toplumu, sivil dikta' heyulalarına sarılıyorlar.

Alper Görmüş'ün ifadesi ile: 'Korkmuyorlar' aslında 'nefret ediyorlar' sadece... Dindar insandan, bu ülkenin moral değerlerinden, duvardaki çorabın sahibinden nefret ediyorlar hatta tiksiniyorlar.

Ve 28 Şubat bin yıl sürer mi bilemiyorum ama öyle bir nefret ki, bin yıl geçse bitmeyecek gibi...

Yine anlaşılan o ki, bu milletin değerlerine, inançlarına ordunun bir kısmının nefreti bitse bile, nefretin ordusu her daim hazır ve nazır olacak!

Gelin görün ki, 'Hakikatin er geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır!' demiş birileri!.

ZAMAN