HAKSÖZ-HABER
Modern dünyada mülkiyet hakkı, artık kılıç zoruyla değil, 'minimalizm' ve 'hobi bahçesi' romantizmi gibi estetik illüzyonlarla elden alınıyor.
Mustafa Yılmaz, BlackRock ve Vanguard gibi devasa yatırım fonlarının barınma ve gıda üzerindeki tekelleşmesini merkeze aldığı yazısında, bu sürecin toplumu nasıl "modern serflere" dönüştürdüğünü sorguluyor.
Kapitalizmin yapısal krizlerini "abonelik ekonomisi" ile gizlediğine dikkat çeken Yılmaz, küresel finansal kuşatmaya karşı İslam iktisadının adalet ve emanet eksenli çözüm önerilerini masaya yatırıyor.
***
Gönüllü Serflik: Minimalizm İllüzyonu Altında Küresel Mülksüzleştirme
Mustafa Yılmaz
İnsanlık tarihi boyunca mülksüzleştirme, kılıç zoruyla ya da açık sömürgecilikle gerçekleştirilen cebri bir süreçti; yirmi birinci yüzyılda ise bu süreç, rıza üreten estetik bir illüzyonla, bir nevi "gönüllü kölelik" mekanizmasıyla yürütülmektedir. Bugün geniş kitlelerin mülkiyet hakkı ellerinden alınırken, bu trajik kayıp topluma bir "özgürleşme, hafifleme ve minimalizm" hikayesi olarak sunulmaktadır. Modern insanın önüne konulan "tiny house" fantezileri, "1+1" rasyonalizasyonu ve "hobi bahçesi" romantizmi, aslında derinleşen küresel bir mülksüzleştirme politikasının vitrin süsleridir. Sermayenin bu rafine stratejisi, kitlelerin çaresizliğini gönüllü bir yaşam tarzı seçimi olarak yeniden vaftiz etmektedir.
Modern kapitalizm, yapısal krizlerini aşmak ve sermaye birikimini sürdürmek için tarihinin en sinsi mülksüzleştirme dalgalarını devreye sokmaktadır. Orta ve alt sınıflar için konut ve arsa fiyatlarının erişilemez hale gelmesi, yapısal bir çaresizliği doğurmuş; küresel sermaye ise bu çaresizliği romantize ederek yeniden paketlemiştir.
Arka planda ise BlackRock ve Vanguard gibi devasa küresel yatırım fonları, tek başlarına birer devlet bütçesini aşan finansal güçleriyle küresel piyasayı domine etmektedir. Sadece bu iki aktörün yönettiği varlıkların toplamı 20 trilyon dolar sınırına dayanmıştır. Bu akıl almaz meblağ, Almanya ve Japonya gibi dev ekonomilerin yıllık toplam milli gelirlerinin birleşiminden bile büyüktür. Bu devasa finansal kaldıraç, Wall Street ve küresel sermaye ortaklığıyla doğrudan gayrimenkul ve tarım sektörüne akmaktadır. Kurumsal fonlar ve büyük özel sermaye şirketleri, özellikle gelişmiş ülkelerde satılan her 4 konuttan birini kurumsal yatırımcı olarak kapatmakta; kurumsal ev sahipliğinin yerel kiralık konut piyasasındaki payı belirli büyük metropollerde %25'e kadar ulaşmaktadır. Benzer şekilde, dünyanın en zengin figürleri ve bu kurumsal fonlar milyonlarca dönümlük birinci sınıf tarım arazisini sessizce portföylerine katmaktadır. Bireylere hobi bahçeleriyle sahte bir mülkiyet duygusu verilirken; barınma, gıda, temiz su ve tohum gibi hayatın idamesi için elzem olan stratejik alanlar küresel finans elitlerinin elinde "kenz" edilmekte, yani tekelleştirilerek yığılmaktadır.