Mekke’de ibadetin turistik bir deneyime dönüşme riski

Taha Kılınç, Harameyn’deki aşırı tesisleşmeniin kutsal mekânların ruhani derinliğinden koparılarak, seküler bir tüketim nesnesine dönüştürülmesi riskini taşıdığını aktarıyor.

Taha Kılınç / Yeni Şafak

Harameyn notları

Geçtiğimiz yıl, bazı dostlarımızla “Siyer Umresi” konseptiyle Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’yi ziyaret etmiştik. Hz. Peygamber’in hayatındaki her hadiseyi yerinde konuştuğumuz, bol sohbetli ve müzakereli bir programdı. Aynı çerçevede yoğun talep olunca, programı 5-14 Şubat tarihleri arasında bu yıl da tekrarladık. Toplamda 10 günü bulan ziyaretlerimize dair bazı notlarımı paylaşmak istiyorum:

• İstanbul’dan ilk olarak Medine-i Münevvere’ye geçtik. Bu durumun pratik sebebi, Mescid-i Nebevî ve etrafında topluca sohbet edebilme imkânlarının fazla olmasıydı. Mekke-i Mükerreme’nin kendine has yoğunluğu ve temposu, böyle bir fırsata müsaade etmiyordu zira.

• Medine-i Münevvere, her zamanki gibi dingin, huzurlu ve sekînet doluydu. Şehrin, her gideni muhakkak sarıp sarmalayan bu sıra dışı atmosferi, İslâm tarihçileri tarafından, Hz. Peygamber’e kucak açmasının bereketiyle izah edilir. Yine de, modern zamanların esintilerinin buralara da erişmeye başladığını gördüm. Sosyal medyada meşhur edilen mekânların önünde izdiham vardı mesela. Instagram fenomenlerinin ayak izleri, sokak aralarında görülebiliyordu.

• Daha önceki dönemlerde ziyaretlerin “mahzurlu” görüldüğü veya en azından teşvik edilmediği birçok mekân, hızlı bir şekilde erişime açılmış. Hz. Peygamber döneminden kalma tarihî kuyular mesela, ziyaretçi akınına uğruyor. Keza Kıbleteyn ve Kubâ mescitlerinin çevreleri de kafelerle, dinlenme ve yeme-içme mekânlarıyla donatılmış. Medine-i Münevvere’nin bundan 15-20 yıl önceki halini hatırlayanlar için, baş döndürücü gelişmeler bunlar. Ziyaretlerin odak noktası ibadet mi olacak, yoksa “hoş vakit” geçirmek mi? Bu, oldukça hayatî ve kritik bir soru.

• Hz. Peygamber’in sünneti üzere Zü’l-Huleyfe Mîkât Mescidi’nde ihrama girip umreye niyetlendikten sonra Bedir’e uğramak istedik. Ancak geçtiğimiz kasım ayında bir otobüsle petrol tankerinin çarpışması sonucu 45 Hindistanlı Müslümanın hayatını kaybettiği feci kaza sebebiyle, Bedir’e ulaşımlar ciddi biçimde kısıtlanmıştı. Bunun üzerine doğrudan Mekke-i Mükerreme’ye geçtik.

• Ramazan ayı başlamak üzere olduğundan, Mekke-i Mükerreme giderek kalabalıklaşıyordu. Yine de umrelerimizi rahat bir şekilde yaptık, sonrasında rutin ibadet ve ziyaret tempomuza döndük.

• Medine-i Münevvere’de içimi arada yoklayan his, Mekke-i Mükerreme’de tamamen somutlaştı: Harameyn’de “manevî derinlik ve tefekkür” zamanları hızla geride kalıyor. Bundan sonrası artık, mümkün olduğu kadar ibadetleri ve görevleri yerine getirme telaşıyla geçecek gibi görünüyor. Zira ulaşım ve konaklama imkânlarının artışıyla birlikte, Hicaz’a kelimenin tam anlamıyla insan selleri akıyor. Bilhassa Mekke-i Mükerreme’de bir köşeye çekilip sakince kendi kendine kalabilmek imkânsız. “Altınoluk’un tam karşısına oturup Kâbe’yi seyrederken…” diye başlayan cümleler, artık kitaplarda yer alacak. Efsane misali…

• Medine-i Münevvere’deki tarihî mekânlarda karşımıza çıkan “tesisleşme” olgusu, Mekke-i Mükerreme için de geçerliydi. Eski Suudi anlayışında “oraya tırmanmanın dinde yeri yok” denilen Hirâ Mağarası’nın altı şimdi restoran, kafe ve alışveriş mekânlarıyla doldurulmuş. Mağaraya “kolayca” çıkış için bir teleferik projesinin gündemde olduğu söyleniyor. Yıllar evvel tam 2,5 saatlik bir tırmanışla ulaştığımız Sevr Mağarası’na şimdi yollar yapılıyor, oraya çıkış da “kolay”laşacak. Alt taraftaki kafelerde içeceklerinizi yudumlayacak, hediyelik eşya dükkânlarından gönlünüzce alışveriş edecek, yukarıda da hicreti “deneyim”leyeceksiniz. Hirâ ve Sevr’in mevcut manzarasını görünce, “İyi ki eski zamanlarında buraları adımlamışım” demekten kendimi alamadım doğrusu.

• Yol arkadaşlarıma da söyledim: Konfor çok ciddi bir sınav. Zira bunca ışıltı ve keyfin, kalpleri öldürücü bir tarafı da var. Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’yi bundan sonra ziyaret edecek Müslümanlar, esas olarak, kalplerini diri tutmak ve dünyanın çeldiriciliklerine kapılmamak imtihanıyla baş etmek durumunda kalacaklar.

Yorum Analiz Haberleri

Kaç Ramazan daha nasip olacak
Batı Avrupa’nın ABD karşısındaki ilk büyük sınavı: Grönland
Liberal düzen masalı çökerken Avrupa’nın çaresizliği
Gazze'de silahsızlandırma tartışmasının politik arka planı
Devrim sonrası Şam’ın manevi uyanışı