Mazlumder yakalama ve gözaltı işlemlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekti

Mazlumder yayınladığı rapor ile Türkiye’de son dönemde yakalama ve gözaltı işlemlerinde yaşanan hak ihlallerini değerlendiren bir rapor hazırladı.

Mazlumder tarafından hazırlanan raporun tam metni:

Yılbaşında saldırı hazırlığı yapıldığı istihbaratıyla 2025 yılının son günlerinde ve yeni yılda güvenlik güçlerince pek çok şehirde eş zamanlı operasyon yapılmış, bir kısmı yabancı uyruklu olmak üzere çok sayıda kişi terörle suçlanarak gözaltına alınmıştır. Derneğimize gelen bilgilere göre bahse konu operasyonlar terör örgütü üyesi olmak, terör örgütü propagandası yapmak, terörizmin finansmanı gibi suçlamalarla yapılmıştır.

Egemen bir devlet vatandaşının güvenliğini sağlamakla sorumludur; ancak hukuk devleti olmak da her ne şartta olursa olsun hukuka riayet etmeyi gerektirir. Olağanüstü şartlarda dahi riayet edilmesi gereken haklar bulunmaktadır. Terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonların, hukuk devleti ilkesini askıya alan uygulamalara dönüşmemesi için azami titizlik gösterilmeli ve her şart altında adil yargılanma hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağına uygun bir şekilde hareket edilmelidir. Egemenlik ile hukukun birbirinin düşmanı değil kardeşi olduğu unutulmamalı, hukuksuzluk ve şiddet yoluyla hiçbir memleketin ayakta kalamayacağı hatırdan çıkarılmamalıdır.

MAZLUMDER olarak, hukukun ve insan haklarının her şart altında ayakta tutulması adına, operasyonlarda yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek ve halen süren birtakım ihlallerin sona ermesi çağrısında bulunmak için aşağıdaki hususları kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.

Gözaltı Süreci, Lekelenmeme Hakkı ve Masumiyet Karinesi Yönünden

Operasyonlarda gözaltına alınan, aralarında kadın ve yaşlıların da bulunduğu kişilerin ters kelepçeyle, başları zorla eğdirilerek, fiziksel şiddet içerici şekilde ve ifşalama amacıyla yürütülmeleri insan onurunu açıkça zedeleyen aşağılayıcı ve hukuka aykırı muamelelerdir. Bu görüntülerin çatışma sahneleriyle birlikte sunulması ise, haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmayan kişilerin kamuoyu önünde peşinen suçlu ilan edilmesi anlamına gelmektedir. Bu durum, lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin açık ihlalidir. Geçmişte de terör ve casusluk gibi birtakım operasyonlarla adli suç nitelikli operasyonlarda yakalanan şüphelilerinin bu şekilde görüntüleri servis edilmişti. Üstelik daha ifadeler dahi alınmadan “suçlu” olarak kamuoyuna takdim edilen bazı kişilerin daha sonra suçlamalarla ilişkisi olmadığı ortaya çıkmış ve bu kişiler beraat etmişlerdir.

Anayasa’nın 17. ve 38. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. ve 6. maddeleri uyarınca; hiçbir kimse, suç isnadı altında dahi olsa, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamelelere tabi tutulamaz ve suçu sabit oluncaya kadar suçlu gibi teşhir edilemez. Terörle mücadele, bu temel güvencelerin askıya alınmasının gerekçesi olamaz. Böyle bir yöntemin hukuk devleti çizgisinde kalmaya da suçun önlenmesine de hizmet etmediği açıktır.

Gözaltı esnasında orantısız güç kullanımı, kötü muamele ve teşhir niteliğindeki görüntülerin kamuoyuna servis edilmesi; hukuka güveni sarsmakta, adil yargılanma hakkını zedelemekte ve toplumda adalet duygusunu onarılması güç biçimde yaralamaktadır.

Adil yargılanma hakkı ile masumiyet karinesinin soruşturmanın her aşamasında güvence altına alınmadığı bir ortamda, gerçek adaletten ve hukuktan söz etmek mümkün değildir.

Yabancı Uyruklu Kişiler ve Geri Gönderme Yasağı Yönünden

Yılbaşı sürecindeki operasyonlarda gözaltına alınan kişilerin pek çoğu tutuklanırken, yabancı uyruklu şahıslar hakkında sınır dışı ve idari gözetim kararları uygulanmıştır.

Operasyonlar kapsamında bilhassa Özbek göçmenlerin gözaltına alınması, birçoğu hakkında hiçbir somut delil bulunmamasına rağmen IŞİD isnadıyla yaftalanmaları ve bombalı eylemlere hazırlık suçlaması ile itham edilmeleri, suçlamaların içeriği dahi bilinmeden toplu sınır dışı kararlarının alınması, yürütülen işlemlerin hukuka uygunluğuna dair ciddi şüpheleri beraberinde getirmektedir.

Yine şüphelilere yönelik soruşturma yürütülmesi sırasında devletler arası siyasi anlaşmaların veya iade taleplerinin bir sonucu olduğu izlenimi uyandıran sınır dışı ve idari gözetim uygulamaları hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Örneğin gözaltına alınan isimlerden biri olan Özbek alim Fazliddin Parpiyev (Musa Salih) hakkında Nisan 2025’te aynı suçlama ile soruşturma dosyası açılmış, akabinde hakkında hiçbir delil olmadığı ve asılsız bir suçlamaya maruz kaldığı tespit edilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından takipsizlik kararı verilmiştir; ancak hem o hem de onun gibi farklı kişiler aleyhinde sınır dışı ve idari gözetim işlemleri devam etmektedir.

Uluslararası hukuk ve 6458 sayılı Kanunla düzenlenmiş olan geri gönderme yasağı (non-refoulement), bir kişinin işkenceye, insanlık dışı muameleye veya yaşam hakkı ihlaline maruz kalacağı bir yere zorla gönderilmesini kesin surette yasaklamaktadır. Bu ilke sadece modern dönemde değil kadimden beri kabul edilen ve riayet edilen, devlet ya da iktidarların saygınlığıyla ilişkilendirilen temel bir hukuk ve ahlak ilkesidir.

Bahse konu operasyonlarda kısıtlılık kararı (gizlilik) olan ve somut hiçbir delilin bulunmadığı şeffaflıktan uzak soruşturmalar, yabancıların gönderilecekleri ülkede maruz kalabilecekleri insan hakları ihlallerine yönelik risk değerlendirmesi yapma yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Bilindiği gibi geçtiğimiz yıl Özbek alim Alisher Tursunov, geri gönderme yasağına rağmen Özbekistan’a gönderilmiş, ileri bir yaşta bulunan ve hastalıkları bulunan Tursunov’un hapishanede işkence ve kötü muameleye maruz bırakıldığı hak savunucuları ve medya organları tarafından güçlü şekilde dillendirilmiştir.

Derneğimize yapılan başvurularda pek çok Mısırlı mültecinin de son operasyonlarda IŞİD suçlamasıyla gözaltına alındığı ve Geri Gönderme Merkezlerine alındığı ifade edilmiştir. Devletler arası diplomatik ilişkilerdeki normalleşme süreçlerinin, hukuki güvencelerin feda edilmesine yol açtığı bir diğer örnek de Mısır uyruklu sığınmacılar özelinde görülmektedir. Ülkeler arası ilişkilerin gelişmesi demek, o ülkede hukuk sisteminin ve muhaliflere yönelik uygulamaların değişmesi demek olmamalıdır. Unutulmamalıdır ki darbenin ardından mülteci konumuna düşmüş insanlar için, Mısır hala ciddi insan hakları ihlalleri riski barındıran bir ülkedir.

Sonuç ve Öneriler

MAZLUMDER olarak, kamu gücünü kullanan tüm yetkilileri ve ilgili makamları:

Gözaltı işlemlerinde zorunluluk ve orantılılık ilkelerine uymaya,

- Masumiyet karinesini ihlal eden teşhir uygulamalarına son vermeye,

-·İşkence ve kötü muamele iddiaları hakkında etkin soruşturma yürütmeye,

- Geri gönderme yasağına ve masumiyet karinesine aykırı keyfi sınır dışı işlemlerini sonlandırmaya,

- Uluslararası hukuka ve anayasal güvencelere sadık kalarak yargı süreçlerini şeffaf bir şekilde işletmeye davet ediyoruz.

Hukuk Haberleri

Yedi aylık hamile muhacir kadın neden GGM’ye alındı?
2 aydır hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulan Furkan Bölükbaşı tahliye edildi
Köklü Değişim Niğde Temsilcisi gözaltına alındı
İnfazda eşitlik düzenlemesi: “10 yıl hapis almış hükümlülerden cezasının yarısını çekenlere tahliye yolu açılacak”
HÜDA PAR'dan ters kelepçe takılan kadınların görüntülerinin basına servis edilmesine ilişkin açıklama!