Körfez’de İran savaşı ile değişen güvenlik paradigması

Dr. Mustafa Öztop, İran savaşıyla birlikte Körfez’de sarsılan mevcut güvenlik düzenini ve bölgedeki yeni güvenlik arayışlarını yorumluyor.

Körfez’de İran Savaşı ile Değişen Güvenlik Paradigması

Mustafa Öztop / Fokus+


ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026 tarihinde İran’a yönelik başlattığı savaş, dünyayı pek çok yönden etkiledi. Körfez ülkeleri bu savaştan en çok olumsuz etkilenen aktörlerden oldular. Çünkü Körfez’de uzun yıllardır güvenliğini sağlamada önemli bir rolü olan ABD üslerinin bu ülkelerdeki varlığı İran’ın hedefi oldu. Bu üslerin İran’ın hedefi olması bir yana ABD, Körfez ülkelerine verdiği güvenlik taahhütlerini de karşılamadı ya da karşılayamadı. Ortaya çıkan bu tablo, Körfez ülkelerinin mevcut güvenlik paradigmasının işlemediğini gösterdi. Bunun da ötesinde Körfez ülkeleri iki acı gerçekle daha karşı karşıya geldi. 

ABD ve İsrail, savaşı Basra Körfez’ine taşıdığı gibi Körfez ülkelerini de İran ile karşı karşıya getirdi. Hatta öyle ki; ABD’li gazeteci Tucker Carlson, İsrail’in bölgede bir Körfez-İran Savaşı’nı körüklemek için girişimlerde bulunduğunu ve Suudi Arabistan ve Katar yetkililerinin bu ülkelerde bombalı saldırılar planlayan Mossad ajanlarını tutukladığını gündeme getirdi. Bu savaş İsrail’in ABD desteğiyle çıkardığı bir savaş. Ancak savaşı çıkaranlar savaşın maliyetini savaşın tarafı olmayan aktörlerle paylaşmak istiyor. Bunun ötesinde ABD Başkanı Donald Trump’ın Basra Körfezi’nden dünyaya giden petrol ve doğal gazı satışının sürmesini gerekçe göstererek Avrupa ve Asya ülkelerinden destek istemesi de ABD-İsrail’in İran Savaşı’na diğer ülkeleri ortak etme arzusunun bir yansıması oldu. 

Nereden fırlatıldığı tartışmalı füzeler 

Ayrıca savaş sürecinde Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki İngiliz Üssü’ne İran tarafından füze fırlatıldığı iddiası tartışmalara neden oldu. Bu tartışmalar sürecinde İngilizlerin savaşa dahil olma konusunda yaşadığı gel-gitler de dikkat çekti. Diğer yandan Türkiye ve Azerbaycan topraklarına yönelen füzelerin de nereden fırlatıldığı sorgulamalara neden oldu. 

ABD ve İsrail’in savaş süresince izlediği politikada İran ile başta Körfez ülkelerini ve akabinde de bölge ülkelerini karşı karşıya getirmeye çalıştığı açık şekilde görüldü. Türkiye ve Katar’ın bu konuda gösterdiği duyarlılık ve farkındalık sayesinde bölge ülkeleri şu ana kadar bir savaşın içine çekilmekten uzak kaldılar. Ancak buna rağmen halen ABD-İsrail ve taraftarlarının savaşa bölge ülkelerini de dahil etmeye yönelik oyunları sürüyor.  

Güvenlik: ABD sağlamıyor, İsrail tehdit ediyor 

Oluşan bu tabloya göre Körfez Arap devletleri, Netanyahu kontrolündeki Trump yönetimi destekli İsrail-İran Savaşı’nda yeni bir gerçekliği açıkça tecrübe etti. Bu gerçeklikte, ABD artık güvenlik sağlamıyor ve İsrail bu devletlerin güvenliklerini tehdit ediyor. Türkiye ve Pakistan gibi aktörler de bölgede savaşın derinleşmemesi ve İsrail-ABD ittifakının istediği bir İran-Körfez Savaşı’na asla fırsat verilmemesi ve diplomatik yollarla ateşkes ve barışın tesis edilmesi için var güçleriyle çabalıyorlar. 

Bu gelişmeler doğrultusunda Katar eski Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Hamad bin Casim bin Caber Al Sani’nin Körfez ülkelerine yönelik mesajları yeni bir sürecin işlemeye başladığını gösterdi. Casim bin Caber, Körfez ülkelerinin ortak çıkarları çerçevesinde birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak bazı Körfez ülkelerinin Körfez bölgesine yapılan saldırılar karşısında güçlü bir tavır almayan yaklaşımına tepkiyle Türkiye ve Pakistan ile güçlü bir güvenlik ittifakı kurulması gerektiği mesajını verdi. Burada ortaya çıkan tabloda şu durum kendini gösteriyor. Aklı selimle, ittifak halinde, ABD-İsrail tahriklerine kapılmadan hareket etmeye çalışan ve diplomasiyi öne çıkarak üç aktör var Türkiye, Pakistan ve Katar. Bu ülkelerin yol haritası bölgenin güvenliği için önemli bir çerçeve çiziyor. 

Yeni güvenlik arayışı 

Savaş süresince ortaya çıkan gerçeklik ve bölge aktörlerinin ortaya attığı tartışmalar çerçevesinde Körfez’de mevcut güvenlik paradigmasının çöktüğü görüldü. Yeni bir paradigmaya ihtiyaç duyulduğu ve buna yönelik girişimlerin de başladığı anlaşılıyor. Bu kapsamda Körfez ülkeleri, ABD’den beklediği ancak karşılık bulamadığı güvenlik ilişkisini Pakistan ve Türkiye gibi aktörlerle ikame etmeye çalışıyor. Son yıllarda Suudi Arabistan, dış politikada ilişkileri çeşitlendirmeye çalıştı. Somali, Sudan ve Yemen’de yaşanan gelişmeler sonrası Pakistan ile uzun yıllardır süren güvenlik ilişkisi yoğunlaştırıldı. Türkiye ile bu konuda çeşitli savunma sanayi ürünlerini satın alma üzerinden girişimler yapıldı. Diğer yandan Suudi Arabistan, Rusya ve Çin ile de ilişkilerini tarihinin en üst seviyelerine çıkardı.  

Katar, zaten uzun yıllardır tek bir aktöre bağlı olmadan farklı aktörlerle güvenlik ve dış politika ilişkilerini çeşitlendirdi. Ancak bugün Katar’ın da güvenlik paradigmasında aktör revizyonuna ihtiyacı olduğu görülüyor. Bu anlamda ABD ve İngiltere ile güvenlik ilişkilerinin yerini Türkiye, Pakistan gibi bölgeye daha yakın ve bölgede bir çatışmadan yararlanmak istemeyen aktörlerin alması gerektiği görülüyor. Bu anlamda Katar’ın öncü adımları ise bölge için oldukça önleyici ve faydalı sonuçlar doğurdu. Aktör revizyonu ve sürece dair değerlendirmeleri ile de önemli katkılar sunmaya devam edeceği görülüyor.  

Körfez’in diğer bir aktörü BAE ise son dönemde Körfez’den ayrışan politikaları nedeniyle önemli açmazlarla karşı karşıya. İran Savaşı’nda en çok hedef alınan Körfez ülkesi BAE oldu. Esasen bu sonuç İsrail’le geliştirdiği ilişkilerin bir yansıması niteliğinde oldu. Diğer yandan Katar Umman ve Kuveyt gibi savaşın tamamen dışında kalmaya çalışan ve İran karşısında konumlanmayan Türkiye ile iyi ilişkilere sahip aktörlere saldırılar konusunda Türkiye’nin uyarılar yaptığı ve bu saldırıların durması gerektiği yaklaşımı da bir Türkiye güvencesi olarak kendini gösterdi. Ancak BAE, bölge politikalarında İsrail yanlısı konumlanması nedeniyle bu güvenceyi de elde edemedi. 

İslamabad Dışişleri Bakanları Toplantısı 

Körfez’de yeni güvenlik paradigması arayışının son yansıması Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanlarının İslamabad’da bölgedeki gelişmeleri değerlendirmek üzere gerçekleştirdiği toplantı oldu. Bu toplantıda ortaya çıkan topla kısaca şöyle ifade edilebilir; Suudi Arabistan için yeni bir güvenlik mimarisi arayışı; Ortadoğu için yeni güvenlik koalisyonu oluşturma çabası. Müslüman devletler olarak bu dört aktör için ise hegemona ihtiyaç duymadan bir istikrar arayışı. Bu arayış henüz hegemondan tam bağımsız şekilde gerçekleşmiyor. Ancak hegemonyadan kurtulma çabası olarak önemli bir eşik teşkil ediyor. Çünkü bu girişimler dünden bugüne sonuç vermese de sonuca giden yolda bir kilometre taşı niteliğinde. Bu anlamda İslamabad görüşmesi henüz Müslüman devletlerin ittifak ve ittihat edeceği bir hüviyet taşımıyor. Daha çok ortak tehditler karşısında ortak bir güvenlik yaklaşımı inşa edip bölgedeki ateş çemberinden kurtulmayı ve eğer mümkün olursa da bu ateşi söndürmeyi hedefliyor. Ancak şu an bölgenin buna gerçekten ciddi şekilde ihtiyacı var. Bu görüşme, gelecek daha etkin ve samimi ittifaklar için bir kilometre taşı olabilir. 

Yorum Analiz Haberleri

Suça sürüklenen çocuklar: Şiddetin statüye dönüştüğü toplumsal koşullar
Abdest: Suyun ötesinde bir arınma
“Enerji krizi küresel ekonomiyi Covid’den daha sert vuracak”
“Özür diliyorum” diyen Özgür Özel’in rezilliğinden kim özür dileyecek?
Yeni bağımlılık düzeni savaşla mı geliyor?