İsyanın Adı Yok / Faruk Yeşil
İsyanın adı yok – Şiir https://t.co/gxpLh1Pc82 pic.twitter.com/31mcqoPKaY
— Haksöz Haber (@HaksozHaber) January 27, 2026
Adımı sorma
ben, haritalardan silinen şehirlerin kırık heceleriyim.
Başkentler uykudayken uyanık olan,
yüzümü gizlerim asıl yüzsüz olanlara inat.
Ben parmağımı kaldırdığımda
gırtlağına basılmış bir halkın isyanını haykırırım.
Uyandığım her sabah
bir ev daha eksik gökyüzünden, bir çocuk daha suskun uçurtmasının ipi kopmuş gibi.
Ben sana savaşı değil,
küle dönmüş ekmeğin kokusunu anlatacağım, annemin ellerinde titreyen
yetim tencereyi,
suyu unutmuş kuyuları,
adresi olmayan mektupları.
Bir gün toprağımın damarlarına beton döktüler.
Zeytin dallarımı kelepçelediler ve “barış” dediler,
adını duvarlara kanla yazdıkları bir masalın.
Sordum:
Barış, neden her zaman
benim çocuklarımı yetim bırakıyor? Neden her ateşkes,
bizim için yeni bir mezar taşı demek?
Ben isyanı öğrendim
taştan,
sürgünden,
işbirlikçi ihanetten,
dilimi boğazımda düğümleyen kardeş sessizliğinden.
İsyan, bir silahın tetiğinde değil, annesine sarılırken
gitmeyi reddeden çocuğun ısrarcı ellerindedir.
İsyan, tankın önüne dikilen yalınayak gölgenin
“buradayım” deyişidir,
adını bilmediğin bir sokak arasında öldürülmekten korksa da sustuğundan daha çok utanan
bir kalbin çarpışıdır.
Ama vakit dar,
Ama bıçak kemikte,
Ama söz bitti.
Kırmızı bir kefiye sarar tarihin yaralarını, Anahtarımı cebimde taşıdım,
kapısı çoktan yıkılmış bir evin
inadına hatırası gibi.
Her bomba sesinde
bir dize daha ezberledim,
Burası orta yolcuların yeri değil,
Burası gri masaların kurulduğu yer değil. Burada mürekkep bitti,
Burada sadece kanın hükmü geçer. Sonumuz bellidir, şüphemiz yok:
Ya alnımızda parlayan mutlak bir Galibiyet,
Ya da toprağın bizi ölümsüz kılan öpücüğü; Şehadet! Gerisi...
Gerisi sadece korkakların masalıdır.
Ben sana şiiri değil
tutuklanmış bir nefesi okutmak istiyorum, bir annenin,
oğlunun fotoğrafına bakarken
gözlerinde sakladığı
depremi.
Ve yine de
umudun yakasına yapışırım her akşam.
Çünkü biz
ölmeyi kutsamak için değil, bir dilim ekmeği,
bir yudum suyu,
bir damla direnişi paylaşmak için doğduk.
Benden çaldıkları her şeyin adını tek tek geri istemek. Toprağımı,
sesimi,
denizimi,
inancımı
öldürdükleri her gencin yarım kalan gülüşünü.
Bir gün,
bu kadar ölümden sonra
utanmayı öğrenirse nihayet dünya, biz o gün
taşları bırakıp kalemi alacağız elimize.
Ve bak,
şimdi bile,
yanan şehirlerin küllerinden yeni bir alfabe topluyoruz:
İlk harfi: Direniş. İkincisi: Özgürlük. Üçüncüsü: Dönüş.
Geri kalanı,
henüz doğmamış çocukların açacağı bir defterde saklı.
O güne dek,
adımı sorma.
Beni,
susmayı reddeden her kalbin içindeki isyan diye çağır.