İsyanın adı yok – Şiir

Faruk Yeşil’in İzzeddin El-Kassam Tugayları sözcüsü şehid Ebu Ubeyde için yazdığı şiiri Muhammed Türkeri seslendirdi.

İsyanın Adı Yok / Faruk Yeşil

Adımı sorma

ben, haritalardan silinen şehirlerin kırık heceleriyim.

Başkentler uykudayken uyanık olan,

yüzümü gizlerim asıl yüzsüz olanlara inat.

Ben parmağımı kaldırdığımda

gırtlağına basılmış bir halkın isyanını haykırırım.

Uyandığım her sabah

bir ev daha eksik gökyüzünden, bir çocuk daha suskun uçurtmasının ipi kopmuş gibi.

Ben sana savaşı değil,

küle dönmüş ekmeğin kokusunu anlatacağım, annemin ellerinde titreyen

yetim tencereyi,

suyu unutmuş kuyuları,

adresi olmayan mektupları.

Bir gün toprağımın damarlarına beton döktüler.

Zeytin dallarımı kelepçelediler ve “barış” dediler,

adını duvarlara kanla yazdıkları bir masalın.

Sordum:

Barış, neden her zaman

benim çocuklarımı yetim bırakıyor? Neden her ateşkes,

bizim için yeni bir mezar taşı demek?

Ben isyanı öğrendim

taştan,

sürgünden,

işbirlikçi ihanetten,

dilimi boğazımda düğümleyen kardeş sessizliğinden.

İsyan, bir silahın tetiğinde değil, annesine sarılırken

gitmeyi reddeden çocuğun ısrarcı ellerindedir.

İsyan, tankın önüne dikilen yalınayak gölgenin

“buradayım” deyişidir,

adını bilmediğin bir sokak arasında öldürülmekten korksa da sustuğundan daha çok utanan

bir kalbin çarpışıdır.

Ama vakit dar,

Ama bıçak kemikte,

Ama söz bitti.

Kırmızı bir kefiye sarar tarihin yaralarını, Anahtarımı cebimde taşıdım,

kapısı çoktan yıkılmış bir evin

inadına hatırası gibi.

Her bomba sesinde

bir dize daha ezberledim,

Burası orta yolcuların yeri değil,

Burası gri masaların kurulduğu yer değil. Burada mürekkep bitti,

Burada sadece kanın hükmü geçer. Sonumuz bellidir, şüphemiz yok:

Ya alnımızda parlayan mutlak bir Galibiyet,

Ya da toprağın bizi ölümsüz kılan öpücüğü; Şehadet! Gerisi...

Gerisi sadece korkakların masalıdır.

Ben sana şiiri değil

tutuklanmış bir nefesi okutmak istiyorum, bir annenin,

oğlunun fotoğrafına bakarken

gözlerinde sakladığı

depremi.

Ve yine de

umudun yakasına yapışırım her akşam.

Çünkü biz

ölmeyi kutsamak için değil, bir dilim ekmeği,

bir yudum suyu,

bir damla direnişi paylaşmak için doğduk.

Benden çaldıkları her şeyin adını tek tek geri istemek. Toprağımı,

sesimi,

denizimi,

inancımı

öldürdükleri her gencin yarım kalan gülüşünü.

Bir gün,

bu kadar ölümden sonra

utanmayı öğrenirse nihayet dünya, biz o gün

taşları bırakıp kalemi alacağız elimize.

Ve bak,

şimdi bile,

yanan şehirlerin küllerinden yeni bir alfabe topluyoruz:

İlk harfi: Direniş. İkincisi: Özgürlük. Üçüncüsü: Dönüş.

Geri kalanı,

henüz doğmamış çocukların açacağı bir defterde saklı.

O güne dek,

adımı sorma.

Beni,

susmayı reddeden her kalbin içindeki isyan diye çağır.

Şiir Haberleri

Yalnız değilim / Şiir
“Ebu Ubeyde, yaralı da olsa muzafferdir”
Gazze için Bir Şiir: “Daha Ne Kadar Hareketsiz Kalacağız?”
“İbrahim’in durduğu yerde duruyorsan...”  
Köksalan