İran Savaşının Stratejik Sonuçları
İan Bremmer / Project Syndicate - Perspektif
ABD-İsrail’in İran’la savaşı, Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırmaktan, enerji ve diğer fiyatlarda artışı tetiklemekten ve küresel ekonomiyi aksatmaktan çok daha fazlasını yaptı. Aynı zamanda ABD’nin müttefiklerini ve rakiplerini, öngörülemez ve güvenilmez bir süper güce nasıl karşılık verecekleri konusunda telaşlı bir arayışa itti. Bunun sonucu, önümüzdeki on yılda küresel güç dengesini değiştirecek tarihî bir jeopolitik yeniden hizalanmadır.
Elbette savaşın etkileri, en hızlı ve en derin biçimde, savaşın yürütüldüğü bölgede hissediliyor. Savaş, uzun süredir iç çekişmelerle boğuşan gevşek bir diplomatik, ekonomik ve güvenlik düzenlemesi olan Körfez İşbirliği Konseyi’nin artık amaca uygun olmadığına birçok Körfez Arap devletini şimdiden ikna etmeye yardımcı oldu.
Savaş ayrıca, Suudi Arabistan ile yakın zamanda OPEC’teki neredeyse altmış yıllık üyeliğini sona erdirme niyetini açıklayan Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki rekabeti yoğunlaştırıyor. BAE artık İran rejimini felce uğratma umuduyla istihbarat, teknoloji ve güvenlik alanlarında İsrail’le daha yakın hizalanacak. Buna karşılık Suudi Arabistan, nükleer silaha sahip Pakistan’la, ayrıca Mısır ve Türkiye’yle daha sıkı askerî hizalanma ve Çin’le daha yakın koordinasyon arayışı yoluyla İslam Cumhuriyeti’yle barış içinde yan yana yaşamanın yollarını bulmaya çalışacak.
Bu iki blok da ABD ile yakın güvenlik bağlarını korumaya çalışacak; ancak bu artık eskisi kadar kolay olmayacak. Savaşın en hızlı ve en çarpıcı etkilerinden biri, Ortadoğu genelinde koordineli karar alma zemininin aşınmasıdır.
Bir de zayıflayan transatlantik ilişki var. Rusya’nın Ukrayna savaşı Avrupa genelinde kaygıları beslerken, Trump yönetiminin İran’a odaklanma kararı — ardından da yardım etmedikleri için Avrupa liderlerine çıkışması — NATO dışında bir Avrupa kolektif savunma düzenlemesine doğru yeni bir ivme yaratıyor.
Doğru, Başkan Donald Trump’ın ABD’yi transatlantik ittifaktan çekmeye çalışması pek olası değil ve ABD Senatosu böyle bir adımı hukuken engelleyebilir. Ancak Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in savaşı eleştirmesinden yalnızca birkaç gün sonra gelen, Trump’ın Almanya’da konuşlu 36.000 Amerikan askerinden 5.000’ini çekeceğine ilişkin 1 Mayıs açıklaması, kıta genelinde daha fazla alarm yarattı. Trump ayrıca Rusya’ya yönelik bazı yaptırımların askıya alınmasına ilişkin Avrupa itirazlarını da görmezden geldi.
Sonuç, Batı ittifakı içinde daha derin bir parçalanma ve Beyaz Saray’ın sonunda ABD-Rusya güvenlik mutabakatı için bastırabileceğine dair Avrupa’da büyüyen korkulardır. Bu ihtimal, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, NATO çözülürken Rusya’nın sonunda bir yarma gerçekleştirebileceği umuduyla Ukrayna’daki savaşını sürdürmesi için yeterli neden veriyor.
Asya genelinde, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması ağır bir ekonomik maliyet yaratıyor. Amerika’nın Avrupa’daki tarihsel ortakları gibi, Asyalı müttefikleri de Trump yönetiminin uzun vadeli güvenlik ve ekonomik taahhütleri konusunda kendilerini güvensiz hissediyor. Ancak Japonya, Güney Kore ve Tayvan gibi ülkelerin Almanya, Fransa ve Britanya’ya kıyasla daha az alternatifi var. Onları Washington’a bağlayacak bir Asya NATO’su yok; birbirlerine bağlayacak AB benzeri bir kurum da yok.
Dahası, hepsi Çin’in ekonomik, teknolojik ve büyüyen askerî gücünün yarattığı baskılarla karşı karşıya. Çin artık Tayvan’ın iktidar partisine ve Japonya hükümetine karşı daha iddialı davranıyor. Bu ve diğer etkenler, Amerika’nın Asyalı müttefiklerinin Avrupalıları izleyerek ABD’den daha fazla bağımsızlığa yönelme ihtimalini önemli ölçüde sınırlıyor.
Çin’in kendisine gelince, ekonominin yavaşladığının ve Trump ile Putin’in maceracılığının ne kendilerine ne de ülkelerine bir fayda sağladığının farkında olan Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Amerika’nın dikkatinin dağıldığı bu anı yeni riskler almak için kullanmaktan kaçındı. Bunun yerine, Trump bu ay Pekin’i ziyaret ettiğinde onu büyük bir ihtişam ve törenle ağırlaması, Tayvan’ın bağımsızlık iddialarının ABD tarafından açıkça reddedilmesini sağlamaya çalışması muhtemel. Buna karşılık Xi, ABD mallarını satın almak için büyük ölçekli Çin taahhütleri vaat edebilir. Trump’ın en yakın danışmanları bile onun bu cazibeye direnip direnmeyeceğinden emin olamaz. Söylemeye gerek yok, ABD’nin Asya’daki ve başka yerlerdeki müttefikleri bunu yakından izleyecek.
İran savaşı Çin’i ilgilendiren bir başka önemli değişimi de hızlandırdı. İran liderlerine ve dünyaya, stratejik açıdan hayati Hürmüz Boğazı’nı petrol ve gaz ticaretine kapatmanın ne kadar kolay ve ucuz olduğunu gösterdi. Yemen’i Afrika’dan ayıran Babü’l-Mendeb gibi diğer darboğazlar ve hatta Güneydoğu Asya’daki Malakka Boğazı bile potansiyel olarak devreye girebilir. Üstelik bu, Çin’in sürdürülebilir enerji, elektrikli araçlar ve bataryalar ile bunları destekleyen kritik mineraller ve yeniden işleme alanlarında tartışmasız küresel lider olduğu bir dönemde gerçekleşiyor.
Çin’in karbon sonrası enerji üretimine doğru kendi tarihî kayışı, onu dünyanın büyük enerji ithalatçıları için çok daha cazip bir ticari ortak haline getiriyor. Herkes daha fazla enerjiye ihtiyaç duyuyor; bu durum dünyanın en büyük hidrokarbon üreticisi olarak ABD’ye ve dolara kısa vadeli faydalar sağlasa da, savaşın açığa çıkardığı kırılganlıklar Çin için devasa uzun vadeli fırsatlar yaratıyor.
Bütün bu nedenlerle, hâlâ süren Ortadoğu çatışması, uluslararası ortaklıkları ve küresel güç dengesini Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana yaşanan herhangi bir olaydan daha fazla değiştirecek.