MUSTAFA SABRİ BEŞER / STAR
Sekiz yıl evvel bir yazı yazmıştım, başlığı kimine tuhaf, kimine fazla geldi. "Gübre böceği, BTS grubu ve 11 yaşındaki kızlarımız."
O gün oğlum okuldan bir şey anlatmıştı. Sınıfın kızları çantalarından birtakım resimler çıkarıyor, teneffüste öpüyor, erkeklere gösterip "bak ne kadar yakışıklılar" diyorlardı.
On bir yaşındaydılar. Daha hayatın eşiğine ayak basmamış, mayası tutmamış yavrularımız.
İçim sızlayarak yazdım. "Fitne artık çocuklarımıza kadar ilişti. Mayalanma sürecini ateşe atmayalım, pişmeden kavrulur, köz olurlar."
Kimisi güldü, kimisi omuz silkti. Bir kâğıt parçası, bir hevestir, savrulur gider sandılar.
Geçmedi!
Sanmıştım ki aileler, eğitimciler, pedagoglar, toplumun gidişatını okuyan sosyal bilimciler eğilecek, hiç olmazsa "şu noktada yanılıyorsun" diyecekti.
Kapımı çalan on binlerce mesajın hiçbiri onlardan değildi. Hepsi o resimleri öpen yaşı küçük hayranlardandı ve hepsi tehdit yüklüydü.
Bir baba evlâdını düşünüp bir cümle kurmuştu o gün. Karşısında bir toplumun kayıtsızlığını, bir neslin öfkesini buldu.
İşte o gün anladım. Mesele bir çocuğa putu sevdirmekten ibaret kalmamıştı. O putu sevmeyene diş bilemeyi de öğretmişlerdi.
Şimdi geçen haftaya, şehrin göğsüne bakalım.
Olimpiyat Stadı'nda yüz bini aşan gencin karşısında bir adam sahnedeydi. Ertesi gece bir başkası Tersane'deydi.
O çantadaki bir heveslik resim, bir stat dolusu bilete dönüşmüştü.
Sahneye çıkış gecikti, kısa kaldı, yüzü neredeyse hiç görünmedi. Yalnızca doldurulmuş bir salon, boşaltılmış cüzdanlar ve görülmeyen bir put vardı.
Modern tapınak böyle çalışır. İçeri girersiniz, tanrıyı göremezsiniz, ama bağışı ödersiniz.
Sahnede söylenmese de Kanye West'in en bilinen nakaratını gelenlerin ezbere bildiği aşikâr değil mi? "I am a God."
Peki ışıklar sönünce perdenin arkasında kalan yüz kimin?
Biliyor musunuz?
Michèle Lamy. Seksenini aşmış bir kadın.
Paris'in gece kulüplerinden geçmiş, modanın en karanlık köşesine kurulmuş; geyik boynuzlarıyla, altın kaplı dişleriyle, alnındaki kara çizgiyle okült çağrışımlar taşıyan bir şeytan.
West bu şeytana "dünyanın en bilge kadını" diyor. Demek ki put bile yalnız değil, putun da putu bir şeytan.
Tıpkı kendi elleriyle taştan put yontup önünde secdeye varan kavimler gibi.
Bizim evlâtlarımız ise bu karanlık ayinin manasını bilmeden, "moda" sanarak, "eğlence" sanarak o halkanın içine giriyor.
Surların içinde, ezanın gölgesinde, dedelerinin put kırdığı şehirde, yeni putlara gönüllü kalabalıklar taşınıyor.
O resimleri öpen kız, bugün kaç yaşında? On dokuz, yirmi.
Belki o gece kuyrukta bekleyenlerden, belki bir aylık harçlığını bir gecelik gösteriye serenlerdendi.
Sekiz yıl evvel, "Yaratılış gereği Gübre böceğinin bile bir rolü vardır, çocuklarımız da bir rol için seçilmiştir, şahsiyet sahibi olacaklardır. Kendi kimliğini kuramayacak kadar el hayranlığına teslim olacaklarsa varsın cahil kalsınlar" diye yazmıştım.
O cümleleri geri almıyorum. Lâkin bu sefer kendi yakama yapışarak ekliyorum.
Kabahat, o çocuğa öpeceği kendi resmini, secde edeceği kendi manasını veremeyen bizdedir.
İstanbul, yedi tepeli, üç imparatorluğa taht olmuş, surları Fatih'in atının nalıyla ürpermiş şehir, bugün küresel eğlence endüstrisinin takvimine düşülmüş iki satıra indirildi.
Vaktiyle bu şehre gelen surlarına, minarelerine, Boğaz'ın ipek sularına bakar, karşısında diz çöker, edeple dururdu.
O surlar bir zamanlar bu beldeyi cihanın iştahından korurdu.
Bugün o surların içinde, gönüllü açılan kapılardan bir kuşatma sessizce giriyor.
Ne mancınık var ne koçbaşı. Yalnızca sahne, ışık, şarkı ve bilet var. Surları yıkmaya gerek kalmıyor. Kapıyı içeridekiler para ödeyerek açıyor.
Şimdi yeni bir haber!
Başlığı bile ürpertiyor: "Kanye West ve Travis Scott'tan sonra BTS'in İstanbul ihtimali sosyal medyayı hareketlendirdi."
Tarih yok, yalnızca bir ihtimal. Bir ihtimal bile gençleri ayağa kaldırmaya yetiyor.
Postman, "kendimizi eğlendirerek ölüyoruz" demişti. Biz bir adım öteye geçtik. Artık eğlenmek için borçlanıyor, eğlendirilmek için sıraya diziliyoruz.
Sekiz yıl önce bir çantadan çıkan poster, bugün bir stadyuma sığmıyor.
Ya sekiz yıl sonra?