Vahdettin İnce / Star
Bu bayram benim
Hatırlarsanız önceki yazımızda, Batının devşirdiği bazı kimselerin Kurban olgusunu "ilkel insanın doğal felaketleri, tanrıların öfkesine bağladığından, dolayısıyla tanrıların öfkelerini yatıştırmak için onlara kurban sunma gereği duymasından doğmuş ilkel ve vahşi bir ritüeldir" diye açıkladıklarını söylemiştik. Kurban gibi muazzam etkisi bulunan, toplumsal hayatı yakınlaşma, yakınlık kurma ekseninde harekete geçiren, bireyden, topluma doğru somut bir akrabalığın oluşmasını sağlayarak herkesi, her şeyi Allah'a bağlayan bir ibadete ilişkin bu basit, hatta çocuksu yorum, aslında batı medeniyetinin bütün doğal fenomenlere getirdiği izah biçiminde, sosyolojik olgulara ilişkin yorumlarında, tarihin akışını ve dinin ortaya çıkışını güya temellendirme yönteminde görülmektedir.
O açıdan denebilir ki bütün entelektüel söylemine, çarpıcı kavramlarla zihinleri tutsak eden cazibesine, kendisini insanlığın binlerce yıllık tecrübesinin imbiğinden süzülmüş son sosyolojik aşaması olarak dayatmasına rağmen, Batı medeniyeti, insanlığın saf, yalın ve fıtri ilk çocukluk evresinden hemen sonraki düşünmeye, etrafını fark etmeye başlamış ama henüz temyiz çağına ulaşmamış, eğriyi doğruyu ayırt edememiş bulanık çocukluk evresine tekabül etmektedir. Yani Batı medeniyeti, insanlığın ulaştığı son aşama olmak şöyle dursun, değerler ve düşünme açısından bir geriye dönüşü (irtica) temsil etmektedir. "Çocuğun doğar doğmaz annesinin memesini emmesini cinsel bir dürtüye" bağlayacak kadar gericidir batı, insanlık açısından ölümcül bir sapkınlıktır. Sırf Batı medeniyetine özgü bir durum da değil bu. İlahi vahiyden habersiz veya ilahi vahiy ile arasına mesafe koymuş bütün toplumlarda, medeniyetlerde bu gayri mümeyyiz çiğliği, çocuksuluğu, zihin bulanıklığını görebiliriz.
Mesela bizim ülkemiz en az iki yüzyıldır, batı medeniyetine bağlanmanın, hatta içinde erimenin çabasını veriyor. Nitekim Cumhuriyetle birlikte bu çaba, en azından üstyapı bağlamında geçmişin vahiyle şekillenmiş kültür ve medeniyetinden bütün bağlarını radikal bir şekilde kesme noktasına kadar geldi. Tabi bu geriye dönüş, üstyapıyla sınırlı kalmadı ve bir habis hastalık gibi bedenin tamamına sirayet etti. Günümüzde rahatlıkla gözlemleyebileceğimiz gibi altyapıyı, yani kitleleri de sardı. Bu yüzden peyderpey medeniyetimizin ağacı kurumaya başladı. İnsanımız vahiyle sağlıklı bir ilişki kuramadığı için, vahiyden kopuk ilk cahiliye döneminin akıl dışı yorumlarının çağdaş saptama adı altında cirit attığı bataklık bir vasata dönüştü. İnsanımızın vahiyden beslenerek vücut bulmuş gelenek ve ritüelleri yorumlama biçiminden bunu gözlemlemek mümkündür. Evlilikle zinayı, kar ile faizi eşitleyen, aynı gören insanlar bu kokuşmuş muasır bataklığın ürünleridir. Ayrıca çağdaş batı medeniyetine iman etmekle övünen ama gerektiğinde Müslüman olduğunu söylemekten de geri durmayan bazılarının Kurban kesilmesini kast ederek "bu bayram benim değil" demesi de vahiyle bağları kesilmiş kitlelerin nasıl bir zihin bulanıklığına duçar olduklarının bir örneğidir.
Bu bulanıklık ne yazık ki salt zihinle ya da üstyapıyı ilgilendiren söylemle de sınırlı değil. Siyasal, ekonomik, sosyal hayatımızın her alanında bu gericiliğin etkilerini görmek mümkündür. Bin yılları bulan bir tarih boyunca tanık olmadığımız, görmediğimiz, yaşamadığımız, hissetmediğimiz nice sorunları, şu çağdaşlaşma adı verilen irtica sürecinde yaşadık, tecrübe ettik. Etnik ayırımcılık, mezhebi ayrılık, dini çatışma, soykırım gibi bütün çağdaş yaşam kriterlerini gördük. Öyle hadiseler hayatımızı altüst etti ki birçoğundan dolayı yüreğimiz ağzımıza geldi. Eğer batı medeniyetinin yıkıcı, parçalayıcı, dağıtıcı, bulandırıcı etkisine rağmen hala toplumumuz ayakta ise bunun sebebi de onca dejenerasyona, içeriden ve dışarıdan yapılan ölümcül saldırılara rağmen kıyıda köşede, insanların kalplerinin kuytu gözeneklerinde, toplumun kıvrımlarında hala vahiyden kırıntıların mevcut olmasıdır.
Bulanık Batı zihniyetine göre şekillenmiş mevcut eğitim ve hayat sistemini göz önünde bulundurduğumuz zaman, bireysel ve toplumsal hayatın şu veya bu katmanının cidarına tutunmuş vahiy kırıntılarının yok olması felaketinin kapımızı çalması uzak bir ihtimal değildir.