Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül!

Benim 'köşem' öyle bi kez okunup da, iki kez okunup da- Belli 1 devamlılık gerektiriyor Bu Köşenin Okuru olmak. (Çok sınavcıyım, çok!)
Bir nevi 'tefrika' hali: O yüzden de gayet fuzuli buluyorum Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanımız olmasının bende yarattığı duygu ve düşünceleri sayıp dökmeyi.
Şu ceviz benzetmeyle özetleyeyim: Orhan Pamuk'un Nobel'i almasına sevindiğim kadar sevindim.
Çocukluğumuzdan beri bellediğimiz temiz bir hakikattir: İYİ OLAN KAZANSIN!
Orhan Pamuk'a baktığımda da, Abdullah Gül'e baktığımda da yalnızca işlerinde iyi olan iki adam görmüyorum ben. İki iyi insan görüyorum. Bu dünyada, bu ülkede yaşıyor olmalarından sevinç duyduğum, huzur bulduğum 2 İyi Adam.
Ne kadar çok sayıda kişinin bu ülkedeki varlığından, nasıl da muazzep olduğunu düşünürsek ruhumun, Orhan'ın bu sene Nobel'i alması gibi Abdullah beyin cumhurbaşkanı olması da benim için fevkâlâde mutlandırıcı bir 'iyi' haberdir.
Korktum mu? Fena halde ve habire korktum. Paranoya (bilen bilir) yaşla ilerleyen bir 'şey'.
Şahsi hayatımda giderek daha az paranoyaklaşıyorum (herhalde şahsi hayatım kalmadığından) ve fakat toplumsal gidişatı okurken, acayip işkillenen birine dönüştüm mü? Dönüştüm! Mehmet Ali Kışlalı'nın yazılarından, Org. Yaşar Büyükanıt'ın mesajlarına kuruyorum da, kuruyorum!
Kimbilir belki her ikisi de (Kışlalı da, Büyükanıt da) en çok BANA hitap ettiklerini düşünüyorlardır.
Ne yani? TAM 2 GÜN ÖNCESİNDEN verilen 30 Ağustos MESAJI boşa mı gitti? Bir tek ben mi burgulanıyorum bu Temcit Pilavı kıvamındaki uyarılardan/tehditlerden/gözdağlarından?
Bir tek ben mi Askeriye'nin sonu gelmeyen mesajlarıyla kafayı bozmuş vaziyetteyim?
Bu mesajlamalardan fena halde bunalmış?

·  BİRTAKIM KÖTÜ NİYETLİLERİN PLANI deniliyor diyelim 30 Ağustos (2 gün öncesinden) 'mesajında'. Bu planların sonu gelmiyor, gelmiyor. Ya REJİMİN BEKÇİSİ Askeriyemiz 1 gece ansızın Birtakım Kötü Niyetliler'in planlarını alabora etmeye karar verir ise? On biri yirmi filan geçe? Bu dil, bu üslup bende böyle bir olasılığın mümkünatını yankılandırıyor. En azından 'niyet', 'arzu' BU- değil mi?? Kuşkulandırma tutkusu?

·  ŞER ODAKLARININ SALDIRILARI ARTTI deniliyor mesela. 20, 25, 30 yıldır bu Şer Odakları'nın saldırıları artıyor. Onlarla baş etmekle mükellef olan kurum, hemen herrr şeyimizle ilgilenmek zorunda olduklarından olsa gerek; ne bu saldırıları azaltabiliyor, ne bu saldırılar yüzünden kaybettiğimiz Vatan Canları'nın sayısını.

·  TÜRK ULUSU KARANLIK GÜÇLERİ BOĞACAKTIR deniliyor 30 Ağustos Mesajımızda. 'Karanlık Güçler' de son derece güçlü bir metafor.
Hep böyle Şer Odakları'yla birlikte, kımıl kımıl zararlı zararlı var olmaları gerekiyor. Ya da tasvir ve tehdit unsuru olarak kullanılmaları. Böyle metaforlar olmasa tepemizde sallanan, TSK'nın değerinde hiçbir azalma olmaz, ama öneminde?

·  İHANETLER BİZİ ASLA YILDIRAMAZ deniliyor. Hakikaten de öyle. "Türk'e durmak yaraşmaz/Türk önde Türk ileri!" mısraını en sevdiğimiz marşımızda yer alan "Türk'e yılmak yaraşmaz/Türk yıldırır, yılmaz" diye de söyleyebiliriz esasında. "Bu direnç, TSK'nın genlerinde mevcuttur" cümlesi mevcut bu mühim maddede ayrıca. 'TSK'nın Genleri' de güzel 1 başlık olurdu. Bilimkurgusal 1 eserde.

·  KARARLILIĞIMIZDAN TAVİZ VERMEYECEĞİZ deniliyor bir de. Mesaj Verme Kararlılığı'ndan taviz vermediklerini görüyoruz mütemadiyen.
Şimdi peki YENİ+SİVİL bir Anayasa'yla, TSK'nın muasır medeniyet ülkelerindeki ordular gibi, hesap verebilirlik hususunda olsun, denetlenebilirlikte ille de öz hakiki işine konsantre olması temin edilmek yoluna gidilir ise- Görev Tanımı yeniden yapılır ise. Hakiki bir profesyonellik içinde.
Evet, bırakalım o "Bu anayasaya yüzde 92'miz EVET demişti" palavralarını. Evren Diktası altında NASIL bir anayasaya NE KOŞULLARDA oy verildiğini (artı Evren'in cumhurbaşkanlığına da) pek çok iyi biliyoruz.
Şimdi bize Yeni+Sivil 1 Anayasa Lazım! Aynen Abdullah Gül'ün her şeye rağmen, halkın iradesiyle cumhurbaşkanı olması gibi.
Olduğu gibi.
Demokrasiyle yönetilen bir Türkiye'ye yakışan Anayasa. Herrr şeye rağmen. Tüm uyarı mesajlarına.

Radikal