Cahil halk sendromu

Ahmet İnsel

Halkoylamasında bekledikleri hayır oranını bulamayanlar, bu açık başarısızlığın nedenini iktidar partisinin...

Halkoylamasında bekledikleri hayır oranını bulamayanlar, bu açık başarısızlığın nedenini iktidar partisinin kurumsal, mali ve siyasal tüm imkânları seferber etmesinde, açık ve örtük baskı yöntemlerini yaygın biçimde kullanmasında ve neredeyse sadece buralarda aramayı tercih ediyor. Bu, bir bakıma, maçı kaybedenin kabahati hakemde, sahada, seyircide arayıp, kendinde hiç aramamasına benziyor. AKP’nin bütün bu imkânları kullanıyor olmasıyla evet oylarını açıklayanlar, seçmenlerin ezici çoğunluğunun neye oy verdiğini bilmeden sandık başına gittikleri iddiası ile avunmaya çalışıyorlar. Buna inanmaya devam ettikçe, her seçimde daha büyük hayal kırıklığı yaşamaya kendilerini mahkûm ediyorlar.

“Ay bu insanlar ne bilirler ki oylarının değeri olsun” diyerek dudak bükenler, ‘halkın ezici çoğunluğunun neye göre evet ya da hayır oyu verdiğini açıklayamadan oy verdiğini’ iddia edip, halkı budala yerine koyan iyi okumuşlar, bu tavırlarıyla halkın kime oy vereceğine karar vermesine yardımcı oluyorlar. Küçük gördüğü, tercihlerini yaparken vesayet altına alınması gereken aşağı-ortadan düşük zekâlı zihinsel özürlüler olarak baktığı ve onlar biraz yanına yaklaşınca korkuyla karışık bir nefretle irkildiği bu kitlenin kendilerini gayet iyi anladığını idrak etmekten aciz bir zümre bu. AKP’yi proto-faşist olmakla suçlarken, kendisinin ağır bir otoriter elit hükümranlığı özlemini ele verdiğini görmüyor. Kendini demokrat, solcu, ilerici, vs. zannediyor.

Bir de bir tür çaresizlik itirafına benzer bir tavır var. Kemal Kılıçdaroğlu’nun oylama sonuçları açıklandıktan sonra yaptığı konuşma, bunun zirve noktasıydı. Aldıkları tavrın ve yürüttükleri kampanyanın içeriği ile ilgili en ufak bir eleştirel değerlendirme dile getirmedi. Yapılabilecek olan her şeyin yapıldığını, son derece büyük bir çaba sarf ettiklerini söylerken, “Bu malla yapılacak en iyi satış budur” der gibiydi.

Kılıçdaroğlu’nun çok büyük bir çaba sarf ettiği kuşkusuz. CHP örgütünün bu çabayı taşıyacak bir yapıda olmadığı da bir o kadar açık. Ama bunun ötesinde, hayır kampanyası tuzağına düşmüş olmaktan başlayıp, kampanya sırasınca işlediği temaları da sorgulaması gerekmiyor mu yeni CHP Genel Başkanı’nın? “Olabilecek en büyük çabanın sarf edildiğini” söyleyip, ardından alınan tavrın ve yürütülen kampanyanın bütünüyle doğru olduğunda ısrar etmek, CHP’nin bundan daha başarılı bir seçim sonucu elde etmesi mümkün değildir demek değil midir? Belki de bu haliyle, bu yönetim kadrosu ve bu tabanıyla CHP’nin bundan daha fazlasını başarma şansı gerçekten yoktur.

Sorun gene seçmene olan yaklaşıma gelip dayanıyor. Seçmenleri şahsi çıkarları dışında gözü başka hiçbir şey görmeyen miyop yaratıklar olarak görenler, Kılıçdaroğlu’na aş ve iş temalı bir kampanya yaptırttılar. Belki Kılıçdaroğlu da, halkoylamasına uyup uymadığına bakmadan, “halkın en rahat anlayacağı sözler bunlardır” inancıyla, siyasal formasyonuna uygun olan bu popülist temayı tercih etti. Böyle bir kampanya da halk kitlelerini aşağı yaratıklar olarak görmek değil midir? Sekiz yıldır iktidarda olmalarına rağmen, AKP’den kültürel, etnik veya dinsel nedenlerle hâlâ büyük ölçüde akılla izahı olmayan bir korku duyanlar dışında, kim kendini bir çıkar makinesi yarı budala olarak gören ve onu dolaylı biçimde aşağılayanın çağrısını dinleyip, onun işaret ettiği oyu verir? “Bu anayasa değişikliği size iş sağlamayacak” demek, insanlarla alay etmektir. Anayasa ile iş ve aş bulunacağına yurttaşların inandığını mı zannediyor CHP’liler ve bazı sosyalistler?

Böyle bir tavır, yurttaşların erdemli veya partizan olabileceklerine, en azından erdemli veya partizan gibi hareket etmeye çalıştıklarına inanılmadığını ifşa etmektir. Bu durumda, CHP’liler ve onun etrafında oluşan arkaik sol koalisyon ne kadar çaba gösterirse göstersin, serbest seçimlerde bu halk tabakalarından kendilerine daha büyük bir desteğin gelmesinin mümkün olmamasından daha doğal bir durum ne olabilir?

Siyasal alanda cahil, okumuş, okumamış, bilir bilmez ayrımı yoktur. Eşit yurttaşlar vardır. Demokratikleşme tam da bu ilkenin hayata geçmesidir. MHP oylarını, emekli darbecilerin oylarını, nasyonal sosyalistlerin oylarını solun hanesinde gösterme çabasında olanları bu inanılmaz gafletleriyle baş başa bırakıp, halkoylamasının sonuçlarını sosyalistlerin bu gözle değerlendirmesi Türkiye’de solun geleceği açısından yararlı olacaktır.

RADİKAL