Bildiğimiz medyanın sonu

Elbette tüm keşif ve icatların önemi vardır. Her keşif dünyanın şeklini, yönünü ve ivmesini değiştirmiştir. Ancak bazı keşifler vardır ki, insanlık tarihi için kırılma noktasıdır.

Şahsen tekerleğin keşfini böyle görürüm ben. İnsanoğlunun mesafe almasını sağlamıştır tekerleğin keşfi. Ve başka keşifleri, yenidünyaları, düzlemleri hızla yaklaştırmıştır.

İnsanoğlu 1900'lü yılların ortalarına gelene kadar yaptığı keşiflerin neredeyse yüz katını bu tarihten sonra yaptı. Bilgisayarın icadı, kısa sürede yepyeni bir iletişim kanalını açtı. Üstelik etkileşimli bir iletişimdi bu.

Sonradan internet adı verilen bu keşif, geçen yüzyılın sonlarında gerçek yaşamı etkilemeye başladı. 2000'li yılların henüz başında ise internet insan yaşamının vazgeçilmez bir parçası oldu.

Mesafeleri kısaltan, zaman kazandıran, bilgiye ulaşmayı kolaylaştıran bu yeni icat, belki insanlık tarihinin en büyük icadı oldu.

Kof bir kutsamadan bahsetmiyorum burada. Kim bilir, belki kısa bir süre sonra internetten adeta bir veba gibi kaçış başlayacaktır bilemiyorum. Zira insan fıtratına ters bir hız ve genişlikte yayılıyor internet. Ne ki bu sakıncalardan dolayı reddetmenin anlamı da yok. Şimdi akıl fikir veren danışmanlar gibi, 'Önemli olan ölçülü kullanılması' filan diyeceğim ama biliyorum ki bir anlamı olmayacak.

Özellikle bizim gibi medyanın içinde bulunanlar için akıl almaz bir kolaylık ve konfor sağladı internet. Özellikle son bir-iki yılda artan hız ile artık filmleri bile neredeyse birebir izleyebiliyoruz.

Hiç unutmam; yaklaşık 15 yıl önce transandantal meditasyon ile ilgili bir belgeye ulaşmak için tam 2,5 ayımı ve bir dolu parayı harcamıştım. Geçen -nerden esti bilmem- aklıma esti, bir siteye girdim ve on saniye bile dolmadan geçmişte aradığım o belgeyi buluverdim.

İnternet ile beraber gelişen yeni kavramlar ve yazılımlar, medyayı da bambaşka mecralara itmeye başladı. Biliyorsunuz son trend 'Sosyal Medya' denen ortamlar. Artık her kanalın bu tür bir programı var. Dahası bu ortamlar inanılmaz derecede hızlı ve interaktif.

Yeryüzünün en ücra köşesindeki bir ufacık bir gelişme bile birkaç saniye içinde bu ortamda yayılıp, derinlemesine tartışılır oluyor.

İki örnek vereceğim...

Birincisi deprem. Yakın zamanda olan İstanbul ve İzmir depremleri klasik medyadan çok çok önce Facebook ve Twitter gibi sosyal medya ortamında duyuldu. Hatta gazetelerin internet edisyonları bile 'Flaş haber' diye ilk duyuruyu yaptıklarında, bu ortamda, depremin şiddeti, verdiği hasar filan çoktan konuşulur olmuştu.

Bir de olumsuz yönü var tabii...

Nasıl ki doğru bir haber hızla yayılıyorsa, yalan haber de aynı süratle yayılıp, hatta evrim geçirebiliyor bu ortamlarda. Ne yazık ki, bunu engelleyecek bir mekanizma da yok. Olması da mümkün değil. Allah uzun ömür versin Münir Özkul olayı. Hangi deli kuyuya ilk taşı attı bilinmez ama sosyal medyada bir gün 'Münir Özkul ölmüş' haberi yayılmaya başladı. Şükür ki, kısa süre sonra gerçek anlaşıldı ve düzeltildi.

Ve bu hafta yaşadığımız Wikileaks gelişmeleri. Şunu rahatlıkla iddia edebilirim; klasik medya Cablegate denen skandalda sosyal medyadan fersah fersah geride kaldı. Sadece haber hızı ve genişliği bağlamında değil. Şahsen bu ortamı kullanan birçok amatör kullanıcının profesyonellere taş çıkartacak performans sergilediklerini gördüm. En deneyimli köşe yazarına nal toplatacak analizleri yapanları mı ararsınız, diplomatik dile dış politika editörlerinden daha hakim kalemleri mi ararsınız? Tekmili birden vardı sosyal medyada.

Şahsen, bildiğimiz medyanın sonunun yavaş yavaş geldiğine inanmaya başladım. Bu yeni medya düzlemine ayak uyduran yayın organları etkinlik ve itibarlarını devam ettireceklerdir şüphesiz. Ama klasik medya, tarihin tozlu raflarında yerini almaya başlayacaktır kısa süre içerisinde.

ZAMAN