Beni tekrar Gazze’ye götüren yemek

Büyükannemin hikâyelerini hatırlıyorum ve topraklarımı işgal edip tahrip edenlerden geri alacağıma, ne kadar uzun sürerse sürsün iyiliğin eninde sonunda kötülüğe galip geleceğine eminim.

Reem Sleem’in wrmea’da yayınlanan yazısını Barış HoyrazHaksöz Haber için tercüme etti.


Mısır’ın Mansoura kentindeki Ayloul Filistin Restoranı’na ilk girdiğimde, içimde bir anda birbiriyle çelişen duyguların karışımı hissettim.

Filistin bayrağını gördüğümde, nihayet bir sığınak bulduğumu hissettim — ait olduğum, sürgünde beni kucaklayan bir yer. Ancak aynı anda, korkunç savaş anıları zihnimden bir film şeridi gibi geçti ve bir an için tereddüt beni sardı.

Sanki sakinleştirici bir varlığa rastlamış, korkmuş bir çocuk gibi hissettim. Vatanımdan uzakta, sürgünde geçirdiğim son iki yıl boyunca güvenliğin nasıl bir his olduğunu unutmuştum.

Orası beni Filistin'in simgesel görüntüleri ile sarmaladı: duvarda asılı, tüm şehirleri gösteren bir Filistin haritası, harita şeklinde büyük bir ayna, Kaya Kubbesi ve El-Aksa Camii'nin resimleri, restoranın duvarlarında ve menüde sergilenen kendine özgü Filistin yemeklerinin fotoğrafları. Haftanın her günü özel bir yemeğe ayrılmıştı. Salı günü gidip günün spesiyalini denedim: maftoul.

İlk lokmamı aldığımda, kabak ve nohutun tadı beni geçmişe, Gazze'de kuzenlerimle büyükannemin evinde büyük bir maftoul tabağının etrafında toplanıp neşeyle yediğimiz günlere götürdü.

Her lokmada sıcaklık ve özlem hissettim, zihnimde tatlı anılar akıp gitti.

Evimi, arkadaşlarımı, yemeklerimi, üniversitemi ve hayallerimi kaybettim; peki nasıl geri dönebilirdim ki? Şimdi bu restoranda kaybımın bir kısmını telafi etmeye çalışıyorum.

Restoranın ve onu işleten kadının hikâyesini öğrenmek için can atıyordum. Aklımda pek çok soru vardı. Acının yaratıcı tepkileri tetikleyebileceğine yürekten inanıyorum. Bu yüzden hikâyeyi ortaya çıkarmak için restoranın sahibi Azza Saeed Safi ile görüşmeye karar verdim.

Azza, Cebaliye’de büyüdü ve dört yıl önce Mansoura Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde yüksek lisans ve doktora eğitimine devam etmek üzere Mısır’a geldi. Babası Gazze'de tanınmış bir iş adamıydı; aile, adı bir telekomünikasyon şirketiyle anılıyordu ve ayrıca bir benzin istasyonuna da sahiptiler. İsrail ordusu hepsini bombalayarak küle çevirdi.

Soykırımın en şiddetli olduğu dönemde, Azza yüksek lisans diplomasını aldığı gün 15 aile üyesini ve akrabasını kaybetti. Sevincini paylaşmak için ailesini defalarca aradı, ama kimse cevap vermedi. Daha sonra Gazze'deki arkadaşlarından biri ona bir taziye mesajı gönderdi ve haberleri bu şekilde öğrendi.

Yüzüne kazınan keder, onu 33 yaşındaki bir kadından daha yaşlı gösteriyor.

Kederine ve Mısır'da karşılaştığı zor koşullara rağmen Azza, Filistin mutfağındaki olağanüstü becerilerini kullanarak 2025 yılının Kasım ayı sonlarında bir restoran açmaya karar verdi. Menüsünü, kendi hazırladığı günlük spesiyaller konsepti etrafında tasarladı: Pazar günleri musakhan, Pazartesi günleri maklube ve benzeri. Restoranına zeytin hasadının yapıldığı ay olan Eylül’ün adı olan “Ayloul” adını verdi. Zeytin hasadı, Filistin halkının direncinin bir sembolüdür; ne olursa olsun, mümkün olduğu sürece zeytinlerimizi Eylül ayında hasat ederiz.

Ona restoranı açmanın nasıl bir duygu olduğunu sordum. Yüzü solgun bir şekilde cevap verdi: “Aynı anda hem güzel hem de hüzünlü bir andı. Aileniz uzakta, Gazze’de acı çekerken bir projeyi tek başına açmak acı verici bir duygu. Kalbinizde bir yumru varken sevinç duymak zor.”

Müşterileri çeşitli milletlerden geliyor. Filistinliler ve Mısırlıların yanı sıra birçok Suriyeli, Ürdünlü ve Iraklı da yemek yemeye geliyor. Müşterilerinin çoğu, kendilerini kucaklayan ve yalnızlıklarını hafifleten bir yer bulan Mısırlı olmayan öğrenciler.

Filistinli bir müşteri ona şöyle dedi: “Bizi Gazze’deki evimize geri getirdin. Sanki annemin yemeklerini yiyormuşum gibi hissediyorum.”

Bir başka müşteri olan Huda Rabee ise şunları ekledi: “Oğlum maftoul yemeğine bayılıyor. Gazze’deyken ona bu yemeği pişirirdim; Mısır’a sığınmak zorunda kaldığımızda ise, Azza’nın maftoul’undan ilk lokmayı alana kadar yemeklerden hiç tatmin olduğunu görmemiştim. Oğlum bu yemeği çok seviyor.”

Azza, restoranı açarak vatanının bir parçasını geri kazandığını söylüyor. Restorana her girdiğinde, özellikle de müşterilerin olumlu tepkilerini gördüğünde, sanki Gazze’deymiş gibi hissediyor; tıpkı bir annenin yemekleriyle onları şefkatle kucaklaması gibi.

Azza ile tanışmak ve hikâyesini dinlemek, bir şeyini kaybetmiş birinin başkalarına cömertçe ve sevgiyle verebileceğini, kaybını başkaları için bir armağana dönüştürebileceğini fark etmemi sağladı.

Restorandan, bana yaşattığı samimi anlar için minnettar olarak ayrıldım. Sanki içimdeki yaralı bir parça iyileşmiş gibi, endişem yok olmuştu. Azza’nın hediyesi olarak bir kavanoz humus aldım ve ona çok yakında tekrar ziyaret edeceğime söz verdim.

İçimde belirsiz bir umut vardı: savaşın biteceği, süslü tabaklarla donatılmış büyükannemin mutfağında maftoul yiyebileceğim, taze hurma kekleriyle nane çayı içebileceğim, penceresinin dışındaki zeytin ağaçlarına bakabileceğim ve miras ile tarihi birleştiren eğlenceli hikâyelerini keyifle dinleyebileceğim.

Büyükannemin hikâyelerini hatırlıyorum ve topraklarımı işgal edip tahrip edenlerden geri alacağıma, ne kadar uzun sürerse sürsün iyiliğin eninde sonunda kötülüğe galip geleceğine eminim.

*Reem Sleem, Al-Azhar Üniversitesi İngiliz Dili, Edebiyatı ve Çeviri Bölümü öğrencisi olup Mısır'a sığınmıştır. We Are Not Numbers projesinde eğitim görmektedir ve kariyer hedefi, romancı ve edebiyat ile hukuk metinleri çevirmeni olmaktır.

Filistin Haberleri

Katil İsrail Gazze'de 6 Filistinliyi katletti
Filistinliler, savaş bahanesiyle 5 haftadır kapalı olan Aksa'ya akın etti
İşgal rejimi Gazze’den 14 esiri serbest bıraktı
Gazze hükümeti, Mladenov'un Gazze'ye 602 yardım tırının giriş yaptığına ilişkin açıklamalarını yalanladı
İşgal rejimi Gazze’ye insani yardım girişini engellemeyi sürdürüyor