Bana onun kellesini getirin

M. Nedim Hazar

Türk medyasının artık geleneksel hale getirdiği Ramazan ayı haberleri vardır. 'Oruç tutmayana dayak' olsun, 'falanca din profesörü buyurdu ki, iftarı üç su yıkanmış viski ile açarsanız sakıncası yoktur' türü özel demeçler olsun, 'Bu sene kimsenin oruç tutmasına gerek yok, heyo' türü haberler olsun, Ramazan sayfalarında yer alan menülerde 'Şarap sosuna batırılmış biftek ile açılan iftarlar' olsun, her yıl geleneksel olarak ufak ufak servis edilir.

Geçmişin Karteli, yakın zaman öncenin Andıcı, günümüzün Bağcılar medyası bu geleneği pek bozmaz. Nitekim bu sene Ramazan malum medyaya biraz geç geldi. Yaklaşık bir haftalık bir gecikme ile açtılar sezonu.

'Otobüste şortlu kıza dayak' başlığıyla verdi bunu malum zihniyet. İddia fenaydı. Şortla otobüse binen bir genç kızımız, yolculardan birinin önce tacizine, sonra şiddetine maruz kalıyordu. Üstelik tüm otobüs olan biteni izliyor, süt dökmüş kedi gibi miyavlayarak kayıplara karışıyordu.

Diyebilirsiniz ki, 'ne var bunda, klasik bir Türk medyası Ramazan üflemesi'... Mesele öyle değil, her yeni keşfi bir şekilde büyüklü küçüklü zarar veren organizmaya dönüştürmeyi başaran yurdumun nadide insanları, sosyal medyayı da kısa sürede ne tür bir konvansiyonel çifte patlara dönüştürdüğünün kanıtı olarak bu tür haberleri alıp, sivriltip, kitlelerin önüne atıveriyor.

Gazeteci Cüneyt Özdemir de bunlardan biri... Kanaatimce başarılı bir sosyal medyacı. Bir kere çok başarılı aplikasyonları var. Sevgili Özdemir de, geçtiğimiz ayın 28'inde yaşanan, ancak medyanın bu ayın 8'inde servis ettiği bu haberi alıp, epeyce gaza getirici unsurlar ekleyerek kendi sitesine koydu. Bununla da kalmadı, sadece bir insanın anlatımına dayanan haberdeki bilip, tanımadığı insanları on binlerce takipçisinin önüne de atıp, adeta 'parçalayın' dercesine trend yapmaya çabaladı.

Misal Twitter denen ortamda #ohayvanibulun şeklinde trend oluşturmayı denedi. (Başardı mı bilmiyorum.) Belki binlerce kişi Özdemir'in yönlendirmesiyle 'o hayvanı' bulamasa da, küfürler arasında arama çalışması yaptığını söyleyebiliriz.

Oysa 5N1K idi Özdemir'i marka yapan programın adı. Ve bu kadar deneyimli bir gazetecinin, sadece bir kişinin beyanlarına dayanarak böylesi bir linç kampanyası başlatması çok sakıncalıydı.

Diyebilirsiniz, 'bu ülkede giydiği kıyafet yüzünden taciz edilen, hakarete uğrayan, dövülen hiç kimse olmadı mı bu kadar hayret ediyorsun?'

Haklısınız onlarca, belki yüzlerce örnek verilebilir bu konuda. Ve evet bir sürü 'hayvan' da vardır böylesi. Şort giydiği için buna maruz kalanlar kadar, örtündüğü için de aynı muameleyi görenler vardır eminim.

Ama bu olayda 'böyle bir şey yaşanmış mı, gerçek mi, taciz eden biri var mı?' gibi onlarca soru havada iken böylesi bir infaz süreci başlatmak değil gazetecilik, en basit insani hassasiyetlerle çok alakalı değil kanaatimce.

Nitekim iş ciddiye binince başta haberi servis yapan medya grubu çark etti. Voleybolcu kızın şikâyetinde gazetenin manşete çekip, gaz verdiği 'şort' ayrıntısının olmadığını yazdı. Başka tanıklar da çıkıp olayın tam tersi bir şekilde cereyan ettiğini belirten ifadeler verdiler. Mesele anlatıldığı gibi değil (hadi olmayabilir diyelim) yani.

Şiddetin şairi olarak bilinen Sam Peckinpah'ı tanır mısınız? Tarantino ağzı biberonlu bebe kalır yanında. Bu tuhaf yönetmenin 1974 yapımı filmi vardır 'Bana onun kellesini getirin' diye. Bir gazetecinin böylesi bir linç işine önayaklık etmesi çok tehlikeli ve basite alınacak şey değil bence. Hani ben, 'hayvanlık' demeyeceğim ama böyle kasaplıklar yapmayalım, kitlelere 'bana onun kellesini getirin' histerisi yaşatmayalım. Alfredo Garcia'ların çokluğu size bir şey kazandırmaz.

ZAMAN