BAE'nin OPEC'ten ayrılması, Suudi Arabistan'ı en hassas noktasından vurmayı amaçlıyor

İsrail ve İran'a karşı savaş konusunda farklı duruşlar, Abu Dabi'nin petrol politikasını kullanarak bloğun en güçlü üyesinin bölgesel etkisine meydan okumasının da etkisiyle, aradaki uçurumu daha da derinleştiriyor.

Mohamad Elmasry’nin Middle East Eye’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.


Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Salı günü, 12 üyeli ve 60 yıllık geçmişi olan Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nden (OPEC) ayrılma niyetini açıkladığında, bu hamle bazı analistler tarafından tamamen ekonomik bir adım olarak değerlendirildi.

İlk bakışta bu, mantıksız bir yorum değil: BAE, devasa üretim kapasitesinden yararlanmak için uzun süredir OPEC'in petrol üretim kısıtlamalarından kurtulmak istiyordu; ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşı Körfez bölgesinde ekonomik istikrarsızlığa yol açtı ve OPEC'ten ayrılmak Abu Dabi için uzun vadeli ekonomik faydalar sağlayabilir.

Bütçesini dengelemek için yüksek petrol fiyatlarına büyük ölçüde bağımlı olan Suudi Arabistan'ın aksine, BAE üretim kapasitesini genişletmek için büyük yatırımlar yaptı ve varil başına petrol fiyatlarının düşmesine yol açsa bile yüksek hacimli bir ihracat stratejisini tercih ediyor.

Ancak BAE'nin bu hamlesinin bağlamı ve zamanlaması, bunun en azından ekonomik olduğu kadar siyasi nedenlere dayandığını gösteriyor.

Her şeyden önce, bu hamle, BAE liderliğinin OPEC'in en büyük ve en önemli oyuncusu olan Suudi Arabistan'ı en hassas noktasından vurma girişimi olarak görülmelidir.

Petrol gelirlerinde artış gerçekleşmese bile, OPEC'ten ayrılmak, Abu Dabi'ye Riyad ile arasında gelişmekte olan rekabette bir avantaj sağlayacaksa, yine de yararına olabilir.

Üretim kotalarını terk ederek BAE, OPEC grubu genelinde sınırlı petrol üretimini dayatmayı içeren Suudi Arabistan’ın petrol fiyatı yönetim yaklaşımını baltalayacaktır.

OPEC’in fiili lideri olarak Suudi Arabistan, fiyatları yüksek tutmak amacıyla petrol üretimini sınırlamayı amaçlayan bir politikayı uzun süredir dayatmaktadır.

BAE’nin ayrılması OPEC’i derhal zayıflatacak; OPEC artık petrol üretimi üzerinde daha az kontrole sahip olacak ve arzı yönetme ve küresel petrol fiyatlarını etkileme gücünü yitirecektir.

BAE zamanla üretimini önemli ölçüde artırırsa, petrol fiyatlarını aşağı çekebilir; bu da Suudi ekonomik modelini doğrudan zayıflatacaktır.

BAE'nin ayrılması, başka ülkelerin de ayrılmasına yol açan bir “domino etkisi” yaratabilir ve bu da kartelin tamamen dağılmasına yol açabilir.

Ekonominin ötesinde

2020'de İsrail ile ilişkilerini normalleştiren BAE, hem Tel Aviv'e hem de Washington'a daha yakın bir konuma gelmiştir.

Hem İsrail hem de ABD Başkanı Donald Trump, BAE’nin OPEC’ten ayrılma kararından büyük bir sevinç duyuyor olmalı. Trump, uzun süredir OPEC’in “dünyayı soyduğunu” iddia ediyordu ve bu gelişmeyi, sadece petrol fiyatlarının düşme olasılığı nedeniyle değil, aynı zamanda ABD enerji piyasasının bundan fayda sağlayacağı için de siyasi bir zafer olarak görecektir.

Arap bölgesini hem parçalamayı hem de zayıflatmayı aktif olarak hedefleyen İsrail, BAE'nin kararının her iki amacın da gerçekleştirilmesine yardımcı olacağını umuyor.

Önemli bir nokta da, Arap Baharı'ndan sonraki yıllardaki koordinasyon ve işbirliğinin ardından, BAE ve Suudi Arabistan'ın Yemen, Sudan, Somali ve ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşı dâhil olmak üzere bir dizi önemli bölgesel konuda ayrışmış olmasıdır.

Riyad, Abu Dabi'nin İsrail'e yakınlaşmasına karşı çıkmış ve Suudi influencer'lar, BAE'yi bölgede “İsrail'in Truva atı” olarak hizmet ettiği iddiasıyla sert bir şekilde eleştiren bir kampanya başlatmıştır.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Yemen, Sudan ve Somali’deki ayrılıkçı milisleri destekleyerek bölgesel siyasi düzeni yeniden şekillendirme girişimlerine de karşı çıkıyor. Buna karşılık Riyad, devlet dışı aktörlere karşı bölgedeki merkezi hükümetleri desteklemiştir.

2025'in sonlarında ve 2026'nın başlarında Suudi Arabistan, Yemen'de BAE destekli Güney Geçiş Konseyi'ni (STC) doğrudan hedef aldı; bu, iki uzun süredir müttefik olan ülke arasında nadir görülen açık bir gerginlik artışıydı.

Suudiler ayrıca BAE'nin Somaliland yetkililerine ve Sudan'ın Hızlı Destek Güçleri'ne (RSF) verdiği desteğe de karşı çıkmıştır.

Son haftalarda, ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş sırasında, BAE'nin İsrail'den askeri yardım aldığı ve aynı zamanda İsrail ve ABD'yi İran'a karşı kampanyalarını sürdürmeye zorladığı bildirildi.

Bu arada Suudiler, savaşı sona erdirmek için sessizce diplomatik kanalları kullanmaya devam etti.

BAE'nin OPEC açıklamasının zamanlaması da dikkat çekicidir. Karar, Körfez liderlerinin ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşına yönelik “birleşik Körfez tutumu” sergilemek amacıyla Cidde'de üst düzey bir zirve için bir araya geldikleri sırada açıklandı.

Katar, Suudi Arabistan ve Bahreyn devlet başkanlarının katıldığı toplantıya BAE, Cumhurbaşkanı Mohamed bin Zayed'i göndermek yerine dışişleri bakanını göndermeyi tercih etti. Zamanlama ve temsil seviyesinin düşürülmesi, zirvenin amacını baltalamak için kasıtlı bir çaba olduğunu gösteriyor.

Gelecekteki etkileri

BAE'nin OPEC'ten ayrılma kararının etkileri çok geniş kapsamlı olacak.

OPEC’in zayıflaması ve bunun hem Birleşik Arap Emirlikleri hem de Suudi Arabistan ekonomileri üzerindeki etkilerinin ötesinde, BAE, hâlihazırda güçlü ticari, askeri ve turizm bağları kurmuş olduğu İsrail’e siyasi ve ekonomik olarak daha da yakınlaşmaya devam edecektir. Ortaya çıkan İsrail-BAE ekseni, yalnızca Suudi çıkarları için değil, aynı zamanda Filistin, Sudan ve ötesindeki insan hakları davaları için de önemli zorluklar yaratabilir.

Bu arada Suudiler, neredeyse kesin olarak tam tersi yönde, yani İsrail’den uzaklaşacaklardır. Eylül 2023’te Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, İsrail ile bir normalleşme anlaşmasına çok yaklaşmıştı. Ancak Gazze’deki soykırım, Suudilerin hesaplarını değiştirdi ve böyle bir anlaşmanın gerçekleşme olasılığını, en azından kısa vadede, büyük ölçüde azalttı.

BAE'nin OPEC'ten ayrılması, ülkenin İsrail ile artan yakınlaşması ve artık tam anlamıyla patlak veren Suudi-BAE ayrılığı, bin Selman için İsrail ile normalleşmeyi neredeyse kesin olarak imkânsız hale getiriyor.

BAE ile Suudi Arabistan arasındaki artan ayrılık, bölgedeki ülkeleri taraf tutmaya zorlayacak. Her ikisi de Körfez'in mali desteğine büyük ölçüde bağımlı olan Mısır ve Ürdün, kendilerini özellikle zor bir durumda bulabilir.

2013 yılından bu yana Mısır, hem Abu Dabi hem de Riyad’dan önemli destek almaktadır; BAE altyapı ve kalkınma projelerine büyük yatırımlar yaparken, Suudi Arabistan ise hayati öneme sahip mali destek ve enerji yardımı sağlamaktadır.

Bu ilişkiler arasında dengeyi sağlamak, anlaşmazlık derinleşirse giderek zorlaşacaktır. Körfez ülkelerinin yardımına da bağımlı olan Ürdün de benzer bir çıkmaza girecektir.

Mısır ve Ürdün’ün ötesinde, diğer bölgesel aktörler de bu baskıyı hissedecektir. Türkiye, Körfez güçleriyle ilişkilerini dikkatli bir şekilde yürütmüştür ve bu ayrılıkları kendi lehine kullanmaya çalışabilir; Suudi Arabistan ile savunma bağlarını zaten derinleştiren Pakistan ise Suudi Arabistan'ın etki alanına daha da çekilebilir.

BAE'nin Arap Birliği, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) dâhil olmak üzere diğer çok taraflı kuruluşlardan ayrılmayı düşünebileceğine dair spekülasyonlar da artmaktadır. Bu tür ayrılmalar hemen gerçekleşmese bile, sadece bu tehdit bile Arap, Körfez ve İslam devletleri arasındaki ilişkileri daha da bulanıklaştırabilir.

Bir zamanlar nispeten birleşik görünen Suudi-BAE ekseni, yerini alenen rekabete ve açık düşmanlığa bırakmıştır. Zaten savaş ve istikrarsızlıkla damgalanmış bir bölgede, bu yeni dinamik, petrol üretimindeki herhangi bir değişiklikten çok daha önemli sonuçlar doğurabilir.

* Mohamad Elmasry, Doha Lisansüstü Araştırmalar Enstitüsü'nde Medya Çalışmaları profesörüdür.

Çeviri Haberleri

Yeşil kart mı istiyorsunuz? O zaman sosyal medyada İsrail'i eleştirmemiş olduğunuzdan emin olun!
İttifakları parçalayan Trump, Batı ile ilişkilerini nasıl mahvediyor?
Kral III. Charles’ın Washington'ı ziyareti ve Starmer
Özgür filo aktivistleri: “Korsan İsrail'i izole edin!”
Uluslararası sularda, İsrail’in Gazze konvoylarına yönelik saldırısı