Akademinin Gazze soykırımıyla imtihanı

Doç. Dr. Mehmet Rakipoğlu, Gazze’de yaşanan yıkımın akademik literatürdeki yansımalarını ve soykırım tartışmalarını konu edinen Gazze Soykırımı ve Akademi başlıklı yazı dizisinin üçüncü bölümünü kaleme aldı.

Gazze Soykırımı ve Akademi – III

Mehmet Rakipoğlu / Fokus+


Aksa Tufanı sonrasında Gazze’de yaşanan yıkım, yalnızca Orta Doğu siyasetinin değil, aynı zamanda akademik literatürün de yönünü değiştiren bir kırılma yaratmıştır. Uzun yıllar boyunca Batı akademisinde, bir sorun olmasına rağmen İsrail yerine Filistin genelde güvenlik paradigması içinde tartışılmış, İsrail’in hukuk tanımaz saldırganlıkları askeri operasyon olarak resmedilmiş ve çoğu zaman “terörle mücadele” veya “meşru müdafaa” çerçevesi içinde ele alınmıştır. Ancak Gazze’de ortaya çıkan yıkımın ölçeği ve sivil nüfusa yönelik sistematik saldırılar, bu çerçevenin giderek daha fazla sorgulanmasına yol açmıştır.  

Bugün soykırım çalışmaları, uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler literatüründe giderek daha fazla sayıda araştırmacı Gazze’de yaşananları açık biçimde “soykırım” kavramı üzerinden tartışmaya başlamaktadır. Bu dönüşümün dikkat çekici yönlerinden biri, eleştirilerin yalnızca aktivist çevrelerden değil, aynı zamanda akademik dünyanın önde gelen isimlerinden gelmesidir.  

Bu bağlamda SOAS’tan Gilbert Achcar’ın The Gaza Catastrophe: The Genocide in World-Historical Perspective adlı kitabı, İsrail’in Gazze soykırımını küresel siyasal düzenin dönüşümü içinde ele alan en önemli akademik müdahalelerden biri olarak öne çıkmaktadır. Achcar uzun yıllardır Orta Doğu siyaseti, emperyalizm ve küresel düzen üzerine çalışan bir düşünürdür ve analizlerini çoğu zaman materyalist ve anti-emperyalist bir perspektiften geliştirmektedir.  

Daha önce yayımlanan The Clash of Barbarisms, The Arabs and the Holocaust ve The People Want gibi eserlerinde Achcar, Orta Doğu’daki çatışmaları yalnızca bölgesel siyaset üzerinden değil, küresel güç ilişkileri ve ideolojik yapılar içinde analiz etmeye çalışmıştır. Gazze üzerine kaleme aldığı bu kitap da aynı yaklaşımın bir devamı niteliğindedir. Achcar’a göre Gazze’de yaşananlar yalnızca belirli bir savaşın veya askeri operasyonun sonucu değildir; aksine İsrail siyasetinde uzun süredir devam eden sağa kayışın, yerleşimci sömürgeci mantığın ve liberal uluslararası düzenin çöküşünün kesişim noktasında ortaya çıkan tarihsel bir kırılmadır. Bu nedenle kitap, Gazze savaşını yalnızca İsrail sorununun bir parçası olarak değil, aynı zamanda dünya siyasetinin dönüşümünü anlamak açısından kritik bir vaka olarak ele almaktadır. 

Gazze soykırımı ve liberal uluslararası düzenin çöküşü 

Achcar’ın kitabının temel argümanlarından biri, Gazze’de yaşananların yalnızca bölgesel bir güvenlik krizi olarak değil, küresel siyasal düzenin dönüşümü içinde değerlendirilmesi gerektiğidir. Ona göre İsrail’in Gazze’de yürüttüğü ‘savaş’, liberal uluslararası düzen olarak adlandırılan yapının içsel çelişkilerini görünür hale getirmiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemde Batılı devletler uluslararası siyaseti “kurallara/normlara dayalı düzen”, insan hakları ve uluslararası hukuk gibi kavramlar üzerinden tanımlamaya çalışmıştı. Ancak Gazze’de yaşananlar bu söylemin giderek daha fazla sorgulanmasına yol açmıştır. 

Achcar, özellikle ABD ve Avrupa devletlerinin İsrail’e sağladığı askeri ve diplomatik desteğin bu düzenin normatif iddiaları ile açık bir çelişki oluşturduğunu savunmaktadır. Gazze’deki yıkım karşısında Batılı devletlerin büyük ölçüde İsrail’i koruyan bir pozisyon alması, uluslararası hukukun seçici biçimde uygulanması (İsrail istisnacılığı) Siyonizm sorununu yeniden gündeme getirmiştir. Bu durum yalnızca Orta Doğu siyasetini değil, aynı zamanda küresel güç dengelerini de etkilemektedir. Achcar’a göre Gazze savaşı, Batı’nın uluslararası sistemdeki ahlaki otoritesinin ciddi biçimde aşınmasına yol açmış ve özellikle Küresel Güney’de Batı merkezli düzenin meşruiyetini zayıflatmıştır. 

Kitapta dikkat çeken bir diğer nokta, Achcar’ın Gazze savaşını küresel ölçekte yükselen aşırı sağ siyasetle ilişkilendirmesidir. Ona göre İsrail’de son yıllarda güç kazanan aşırı sağ partiler, dünya genelinde yükselen popülist ve otoriter hareketlerin bir parçasıdır. Bu bağlamda Gazze savaşı yalnızca İsrail iç siyasetinin ürünü değildir; aynı zamanda küresel ölçekte yükselen milliyetçi ve otoriter ideolojilerin bir tezahürü olarak değerlendirilmelidir. Achcar’ın “neofaşist uluslararası” olarak adlandırdığı bu eğilim, İsrail’deki aşırı sağ hükümet ile Batı’daki benzer siyasi akımlar arasında ideolojik bir yakınlaşma yaratmaktadır. 

Söylem, meşruiyet ve akademik tartışmalar 

Achcar’ın çalışmasının en önemli yönlerinden biri, Gazze savaşının yalnızca askeri ve siyasi boyutlarıyla değil, aynı zamanda söylemsel boyutuyla da analiz edilmesidir. Ona göre İsrail’in Gazze’de yürüttüğü ‘savaş’ yalnızca askeri güç kullanımıyla değil, aynı zamanda belirli bir söylemsel çerçeve aracılığıyla meşrulaştırılmaktadır. Batı medyasında ve siyasi söylemde sıklıkla kullanılan “terörle mücadele”, “human shield/sivillerin araçsallaştırılması veya kalkan olarak kullanılması” veya “meşru müdafaa” gibi ifadeler, İsrail’in askeri operasyonlarını haklı göstermek için kullanılan kavramsal araçlar olarak değerlendirilmektedir. 

Achcar bu noktada antisemitizm suçlamalarının da önemli bir rol oynadığını ileri sürmektedir. Ona göre İsrail politikalarına yönelik eleştirilerin antisemitizmle eşdeğer görülmesi, akademik ve politik tartışma alanını daraltan bir mekanizma işlevi görmektedir. Özellikle IHRA antisemitizm tanımının Batı ülkelerinde yaygın biçimde benimsenmesi, İsrail eleştirisini sınırlayan bir araç olarak kullanılmaktadır. Achcar ve bazı akademisyenlere göre bu durum, antisemitizmle mücadele ile İsrail’in politikalarının eleştirisini bilinçli biçimde birbirine karıştırmaktadır. Bu bağlamda Achcar’ın kitabı Gazze savaşının yalnızca askeri bir çatışma değil, aynı zamanda bir söylem mücadelesi olduğunu savunmaktadır. Ona göre Gazze’de yaşananların nasıl adlandırıldığı, uluslararası siyasetin geleceğini de şekillendirecek bir mesele haline gelmiştir. “Soykırım” kavramının kullanımı bu tartışmanın merkezinde yer almaktadır.  

Achcar hukuki anlamda soykırımın kanıtlanmasının zor olduğuna dikkat çekmekle birlikte, İsrail’in Gazze’de uyguladığı askeri stratejilerin uluslararası hukukta soykırım tanımına yaklaşan özellikler taşıdığını ileri sürmektedir. Bu tartışma, akademi içinde de önemli bir bölünme yaratmıştır. Martin Shaw, Omar Bartov gibi soykırım çalışmalarının önde gelen akademisyenleri Gazze’de yaşananları soykırım olarak tanımlarken, diğerleri bu kavramın kullanımına temkinli yaklaşmaktadır. Achcar’ın çalışması bu tartışmayı genişleterek Gazze meselesini uluslararası hukuk, soykırım çalışmaları ve uluslararası ilişkiler literatürünün kesişim noktasında ele almaktadır. 

İsrail siyaseti, Hamas ve stratejik çıkmaz 

Achcar’ın analizinin önemli yönlerinden biri de Gazze savaşını yalnızca İsrail politikaları üzerinden değil, aynı zamanda Filistin siyasetinin iç dinamikleri üzerinden değerlendirmesidir. Kitapta Hamas’ın 7 Ekim 2023’te icra ettiği Aksa Tufanı operasyonu sert biçimde eleştirilmektedir. Achcar’a göre bu operasyon, ‘yalnızca insani açıdan trajik sonuçlar doğurmakla kalmamış, aynı zamanda Filistin davası açısından da stratejik bir hata’ oluşturmuştur. Achcar, İsrail’in askeri üstünlüğü göz önüne alındığında, bu tür bir operasyonun Gazze için yıkıcı sonuçlar doğuracağının öngörülebilir olduğunu ifade etmiştir. 

Ancak Achcar Hamas’ın yükselişinin yalnızca Filistin iç siyasetinin bir sonucu olmadığını da vurgulamaktadır. Ona göre İsrail ve ABD politikaları da Hamas’ın güç kazanmasında dolaylı bir rol oynamıştır. Oslo sürecinin başarısızlığı, Filistin Yönetimi’nin zayıflaması ve Gazze’ye uygulanan abluka Hamas’ın siyasi meşruiyetini artıran faktörler arasında yer almaktadır. Bu nedenle Achcar Filistin siyasetindeki bölünmüşlüğün yalnızca iç dinamiklerle açıklanamayacağını savunmaktadır. 

Kitapta ayrıca İsrail’in askeri stratejileri de detaylı biçimde incelenmektedir. Achcar, özellikle “Dahiye doktrini” olarak bilinen ‘askeri yaklaşımın’ Gazze’de uygulanan stratejilerin önemli bir parçası olduğunu ileri sürmektedir. Bu doktrin, askeri hedeflerin yanı sıra sivil altyapının da hedef alınmasını içeren bir caydırıcılık stratejisi olarak tanımlanmaktadır. Gazze’deki yoğun bombardıman ve altyapı yıkımı bu stratejinin bir uzantısı olarak değerlendirilmektedir. 

Sonuç olarak Gilbert Achcar’ın The Gaza Catastrophe adlı çalışması, Gazze savaşını yalnızca bölgesel bir çatışma olarak değil, küresel siyasal düzenin dönüşümünü anlamak açısından kritik bir vaka olarak ele almaktadır. Achcar’a göre Gazze’de yaşananlar İsrail siyasetindeki aşırı sağ dönüşümün, yerleşimci sömürgeci mantığın ve liberal uluslararası düzenin krizinin kesişim noktasında ortaya çıkan tarihsel bir kırılmayı temsil etmektedir. Bu analiz aynı zamanda Gazze meselesinin akademik literatürde nasıl tartışılacağına dair daha geniş bir soruyu gündeme getirmektedir.  

Gazze savaşı, uluslararası ilişkiler ve soykırım çalışmaları alanında yeni kavramsal tartışmaların ortaya çıkmasına yol açmıştır. “Soykırım”, “yerleşimci sömürgecilik”, “neofaşizm” ve “liberal uluslararası düzenin çöküşü” gibi kavramlar bu tartışmanın merkezinde yer almaktadır. Bu yönüyle Achcar’ın çalışması yalnızca Gazze savaşına dair bir analiz sunmakla kalmamakta, aynı zamanda akademinin bu tür krizler karşısındaki rolünü de yeniden düşünmeye davet etmektedir. Gazze’de yaşananlar uluslararası siyasetin normatif iddiaları ile gerçek güç ilişkileri arasındaki gerilimi görünür hale getirmiştir. Bu nedenle Gazze meselesi, yalnızca Orta Doğu’nun değil, küresel düzenin geleceğini anlamak açısından da belirleyici bir vaka olarak akademik literatürdeki yerini almaktadır. 

Yorum Analiz Haberleri

Irak zorlu bir sınavla karşı karşıya: Hükümet silahlı gruplarla çatışacak mı?
Trump'ın NATO çıkışı ve ABD/İsrail-İran Savaşı'nın lojistik ironisi
Hız çağında anlam arayışı
Stratejik boğazlarda geçiş hakkı: Hürmüz Boğazı'nın hukuki çerçevesi
Arz-ı Mev’ud inancının psikolojik çözümlemesi