ABD’nin Suriye’den çekilmesi ve bölgesel denklem

“ABD’nin, SDG’nin Suriye ordusuna eklemlenmesinin önünü açan ocak ayındaki gelişmelerin ardından ülkeden çekilmesi Şara yönetiminin ülke içinde istikrarlı bir şekilde yoluna devam ettiğini gösteriyor.”

ABD’nin Suriye’den çekilmesi ve bölgesel denklem

Mehmet Emin Cengiz / AA Analiz


ABD/İsrail-İran Savaşı'nın neredeyse tüm bölge ülkelerini etkilediği bir zamanda geçirdiği 14 yıllık savaşın yaralarını hala sarmaya çabalayan Suriye, bölgesel krizin dışında kalmayı büyük ölçüde başardı. Irak’ta İran destekli Şii milis grupların Suriye’ye karşı düzenlediği provokatif bazı saldırılar ve İsrail’in Lübnan’da tetiklediği göç krizi nedeniyle Suriye topraklarına geçen büyük çoğunluğu Suriyeli 200 binden fazla insanın yarattığı komplikasyonlar haricinde, Suriye yaşanan bölgesel krizde ve Washington-Tahran arasındaki kırılgan ateşkes zarfında adeta bir "emniyet adası" görüntüsü çizdi.

Bölgesel kriz henüz sönümlenmemişken, Suriye’nin kuzeydoğusunda epey mühim bir askeri gelişme de yaşandı. ABD, Suriye’nin kuzeydoğusundaki son askeri üssü olan Kasrak’ı 16 Nisan’da boşalttı ve Haseke’deki üs Suriye ordusunun kontrolüne geçti. Bu üs aynı zamanda ABD/İsrail-İran Savaşı devam ederken Haşdi Şabi unsurlarınca hedef alınmıştı. Üssün boşaltılmasıyla 2014’ten beri Suriye’de varlık gösteren ABD’nin ülkedeki askeri varlığı tamamen ortadan kalkmış oldu. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın 5'inci Antalya Diplomasi Forumu'nda vurguladığı üzere, ülkenin kuzeydoğusunda daha önce faal olan Fransız, İngiliz ve Rus üsleri de devreden çıktı. ABD’nin çekilmesiyle Suriye’nin kuzeydoğusunda yabancı ülkelerin üs varlığı kalmamış oldu.

ABD’nin, SDG’nin Suriye ordusuna eklemlenmesinin önünü açan ocak ayındaki gelişmelerin ardından bu adımı atması, hem Şara yönetiminin ülke içinde istikrarlı bir şekilde yoluna devam ettiğini gösteriyor hem de özelde ABD’nin genelde Batı’nın, Şam yönetimine açtığı kredinin artarak devam edeceğine işaret ediyor. Nitekim İran krizi devam ederken mart ayının sonunda Şara, Almanya ve İngiltere’yi ziyaret ederek Berlin ve Londra’da üst düzeyde ağırlandı ve ülkesi için muhtelif dosyaları muhataplarıyla müzakere etti.

SDG ile entegrasyon süreci

30 Ocak Mutabakatı kapsamında SDG tugaylar şeklinde Suriye ordusuna eklemlenmeyi ve Şam’ın komuta kademesi altında hareket etmeyi kabul etmek zorunda kalmıştı. Bu entegrasyon süreci bazı pürüzlere rağmen halihazırda devam etmekte ve farklı dosyalarda ilerleme kaydedildi. Şam’a bağlı askeri yöneticiler ile SDG mensupları arasında sürekli toplantılar da devam ediyor. Suriye güvenlik güçleri ülkenin kuzeydoğusuna da konuşlandı. Şam ayrıca bölgeye askeri temsilciler atadı.

Bunun yanında Şam yönetimi, SDG’nin aday gösterdiği Nureddin İsa’yı Haseke valisi olarak atamıştı. Ayn-el Arab dahil her yerde Suriye bayrağı dalgalanıyor. Şam Haseke’deki petrol alanlarından petrol üretimine de başladı. Askeri ve siyasi dosyaların yanı sıra Kamışlı’daki havalimanının işletilmesi, sağlık sektörü, tarım ve eğitim gibi alanlarda da görüşmeler devam ediyor. Böylelikle entegrasyonun sivil ayaklarının tamamlanması konusunda taraflar arasında temsilciler düzeyinde çalışmalar sürdürülüyor.

Entegrasyon anlaşması çerçevesinde Afrin’e geri dönüşler de başladı. Bu durum Suriye’nin iç barışının güçlendirilmesi açısından en kayda değer gelişmelerden biri olarak okunabilir. Yine SDG ve Şam yönetimi arasında karşılıklı esir takası süreci devam ediyor. Özetle SDG-Şam arasındaki entegrasyon süreci problemlerden azade olmasa da ortada olumlu bir tablo mevcut.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki istikrarsızlaştırıcı rolü

İran’da rejim değişikliği hedefine ulaşamayan İsrail, Levant Bölgesi'nde yeni bir denklem yaratma çabalarını sürdürmeye devam ediyor. Lübnan’da yaşanan kriz nedeniyle Suriyelilerin yanı sıra 30 bin kadar Lübnanlı da Suriye’ye geçti.

Şam yönetimi Lübnan’daki krizden olabildiğince az etkilenmek için Lübnan sınırına asker ve askeri ekipman sevk etmek mecburiyetinde kaldı. İsrail destekli Hikmet El-Hecri üzerinden ülkenin güneyinde etkinliğini sürdüren Tel Aviv, mart ayı içerisinde yine Dürzileri bahane ederek ülkenin güneyinde Suriye ordusuna ait askeri noktaları hedef aldı. Ayrıca İsrail, Kuneytra'ya yönelik baskınlarına ve adam kaçırma eylemlerine devam ediyor. 8 Aralık 2024’ten sonra Suriye’nin güneyinde bazı noktaları işgal eden İsrail’in bölgedeki ihlalleri giderek artıyor. Şam ise yaşanan bu ihlallere karşı halen yeterli bir cevap verebilecek kapasitede değil. Dolayısıyla, İsrail’in özelde Suriye’de, genelde Levant Bölgesi’ndeki işgal girişimleri ve ihlalleri yakın vadede duracağa benzemiyor.

ABD’nin Orta Doğu’daki askeri ayak izi küçülüyor mu?

ABD, Suriye’de kademeli olarak ayak izini küçülterek bu süreci nihayete erdirdi. Ancak bu stratejik tercihin bölgenin bütününe şamil kılınabileceğini söylemek için erken. Zira Suriye 8 Aralık sonrasında jeopolitik kimliği değişen ve Soğuk Savaş’tan beri bulunduğu Rusya, İran ve müttefikleri blokundan Batı blokuna geçiş yapmış bir ülke. Yani bir istisna olarak konumlanıyor.

ABD için bölgedeki diğer ülkelerdeki denklem ise daha farklı işliyor. Örneğin ABD, Suriye’nin komşusu Irak’ta federal hükümetin kontrolündeki bölgelerden çekildi. Ancak bu, ABD’nin tamamen Irak’tan çekildiği anlamına gelmedi. ABD, varlığını Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) bölgesine taşımayı seçti ve İran savaşının sürdüğü bir dönemde Irak’ta Haşdi Şabi unsurlarına yönelik misilleme saldırıları düzenledi.

Körfez ülkelerindeki ABD üslerinin hedef alınmasının ardından, Körfez ülkelerinin ABD ile askeri ittifak ilişkisini gözden geçirip geçirmeyeceği giderek daha fazla konuşuluyor. Ancak ABD’nin Körfez’e sunduğu askeri çerçeve ve desteğe denk bir desteği verebilecek bir aktör olmadığı da açık. Her ne kadar İran, ABD’yi Körfez’deki askeri üslerinden çekilmeye zorlamak istese de bunun rasyonalitesinin olmadığı açık. Ne Rusya’nın ne de Çin’in ABD’nin bırakabileceği bir boşluğu doldurması mümkün görünmüyor. Bu nedenle bazı Körfez ülkeleri, belki kısmi ölçüde, askeri mimarilerini başka aktörlere de açmayı düşünebilir. Ancak bu, ABD’nin bölgeden çıkması anlamına gelmeyecektir. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi bazı Körfez ülkeleri ise İran savaşı sonrası ABD ile askeri ilişkilerini ilerletme yönünde bir irade sergileyecekmiş gibi görünüyor. Kısacası, Suriye’de sona eren ABD askeri varlığı, bölgesel bir çekilme manasına gelmekten bir hayli uzakta görünüyor.

Yorum Analiz Haberleri

“Avampesentlik (Popülizm) çürütür”
“Bulacakları tek şey kum olacak”
Suudi Arabistan ikircikli duruşunu sürdürebilecek mi?
‘Az çocuk’ dedik onu da yetiştiremedik
Türkiye’de Meclis ilk defa 23 Nisan’da mı kuruldu?