Ohood Nassar’ın WANN’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Bir düğüne katılıp gözyaşları içinde ayrılacağımı hiç beklemiyordum.
Beyt Lahia’daki Yengemin evinin penceresinin yanında durmuş, artık İsrail’in kontrolündeki “kırmızı bölge”nin içinde mahsur kalmış olan evimizi görebilme umuduyla başımı yukarı kaldırmıştım. İki buçuk yıl süren aralıksız İsrail hava saldırılarının ardından, bir zamanlar kendi evim kadar aşina olduğum mahallemizi zar zor tanıyabiliyordum. Sokaklar yok olmuştu, evler ortadan kalkmıştı ve 7 Ekim 2023’e kadar “normal” hayalleri ve özlemleri olan bir çocuk olduğum evim, artık sadece kum ve molozdan ibaretti. Evimizi ancak Endonezya Hastanesi’ni bir işaret noktası olarak kullanarak tespit edebildim — çevresindeki her şey kasıtlı ve anlamsız bir şekilde yıkıldıktan sonra geriye kalan tek yarı sağlam yapı buydu.
Uzaktan, evimizin olması gereken yerin yakınında konuşlanmış bir İsrail tankı ve askerleri gördüm. Manzara mesafe nedeniyle bulanıktı, ama kalbimi parçalamaya yetecek kadar netti. Keşke o harabelere yürüyüp, kırık betonların arasına oturup, bizden alınan hayatın yasını tutabilseydim. Ancak soykırım, tanıdığımız her şeyden zorla ayrılmayı da içerir ve bu, kullanmama izin verilmeyecek bir hak daha idi.
İronik bir şekilde, orada bulunma nedenim evimi ziyaret etmek değil, kuzenimin düğününe katılmaktı.
Soykırımdan önce düğünler nasıldı?
Size Gazze’deki yaşamla ilgili önemli bir şey anlatayım. Soykırımdan önce düğünler, hayatımızın en mutlu günleri arasındaydı. Aileler, komşular ve arkadaşlar bir araya gelir, gece geç saatlere kadar süren şarkılar, danslar ve ululamalarla yeni evli çifti onurlandırırdı.
Hayatımız tam bir cehenneme dönmeden önce evlenen son aile üyemiz olan kuzenim Hasan’ın düğününü hatırlıyorum. Düğünü, neşe ve iyimserlikle dolu, büyük ve coşkulu bir kutlamaydı. Tüm ailemiz katılmıştı ve o akşamı birlikte dans edip şarkı söyleyerek, samimi mutluluk anlarını paylaşarak geçirdik. Hayatın çok, çok daha zor hale gelmek üzere olduğunu ve düğünlerin yerini sevgili aile üyelerimizin, dostlarımızın ve komşularımızın cenazelerinin alacağını bilmiyorduk. Hasan da 10 Ekim 2023’te evinden ayrılmak zorunda kalacağını ve bugüne kadar geliniyle, şimdi de çocuklarıyla birlikte bir çadırda yaşayacağını bilmiyordu.
Hasan’ın düğün gününde bizi bekleyen dehşet ve terörden haberdar değildik. Kadınlar Yengemin evinde toplanmışken, konuklardan biri geleneksel davul çalarken biz de geleneksel Filistin halk şarkıları söyledik ve her şarkıyı evin her köşesine yankılanan neşeli zılgıtlarla bitirdik. Zılgıtı biliyor musunuz? Dilimizi sallayarak çıkardığımız uzun, tiz ve hızlı titreme sesleriyle ululamayı çok seviyoruz. Bu, kültürel mirasımızın çok değerli bir parçasıdır ve mutluluğumuzu, dayanışmamızı ifade etmek için kullanırız.
En coşkulu ses her zaman Umm Yenge’ye aitti; o, şu anda düğününe katıldığım kuzenim Abdullah’ın annesiydi. Geleneksel düğün şarkılarını çok severdi ve yeni evliler için derin duygularla dolu, ritmik bir sesle hayır duaları söylerdi:
“Gelin ve damada tebrikler. Allah evinizi mutlulukla doldursun ve size oğullar ve kızlar bahşetsin. Gelin ve damadın anne babalarına da tebrikler — evlerinizde daima neşe olsun.”
Umm Yenge düğünleri herkesten daha çok severdi. Her zaman gülümserdi ve sık sık şöyle derdi: “Umarım bu mutluluk evimden hiç ayrılmaz.”
Ve 7 Ekim’den sonra
Ancak İsrail, Aralık 2025’te kocasını öldürdükten sonra mutluluk evinden ayrıldı. Umm Yenge, bugüne kadar kocasının ölümünün ayrıntılarını konuşmayı istemiyor. Ama biz bunun korkunç ve gereksiz bir olay olduğunu ve hayatının artık bu yıkıcı kaybın derin acısıyla dolu olduğunu biliyoruz.
Amcamla birlikte Yengemin bir parçası da öldü. Bir zamanlar düğünleri şarkılarıyla neşelendiren kadın artık yok. Eskisi gibi gülmüyor artık. Biri onu güldürmeye çalışsa bile, karşılığında sadece soluk bir gülümseme gösterebiliyor. Hayatının en verimli döneminde dul kalan Umm Yenge, artık sekiz çocuğuna hem anne hem de baba rolünü üstleniyor.
Yengem ve ailesi, Sarı Hat yakınlarındaki Beyt Lahia’da yerle bir olmuş evlerinin enkazına geri döndüler. Han Yunus’ta bir çadırda bir yıldan fazla süre barındıktan sonra ateşkes ilan edildi, İsrail güçleri mahallelerinden çekildi ve geri dönebildiler. Umm Yenge, evin yaşanacak durumda olmadığını biliyordu, ancak amcamla ilgili anıları ve birlikte paylaştıkları hayat, onu geri dönmeye itti.
Evlilik hayatlarını geçirdikleri, çocuklarını büyüttükleri, hayatlarını kurup yaşadıkları evden neredeyse hiçbir şey kalmamıştı. Eksik duvarların yerine branda örtüler koydu ve yıkık binayı yaşanabilir bir yere dönüştürdü. Büyük kayıplara ve kederine rağmen Umm Yenge, en büyük oğlu Abdullah’ın düğün hazırlıklarına devam etmeyi başardı. Abdullah, 27 yaşında, sorumluluk sahibi ve çalışkan bir genç; 7 Ekim’den önce hayal ettiği hayatı yaşamak için elinden geleni yapıyor.
Abdullah’ın düğünü
15 Haziran’da Umm Yenge’nin “evine” doğru yola çıktık. Soykırım öncesinde sadece yaklaşık 20 dakika süren kısa bir yolculuk, mevcut koşullar altında çok daha uzun ve yorucu bir yolculuğa dönüşmüştü.
Enkazın altında kalmış yollardan geçerken araç sürekli sallanıyordu. Düğün mekânına vardığımızda, yıkılmış evlerinin yanına dikilmiş, tahta direkler ve brandalardan yapılmış basit bir yapı ile karşılaştık. Başımızın üstünde, birkaç ampul zinciri ile süslenmiş renkli çarşaflar asılıydı; etrafımız ise enkaz ve çöp yığınlarıyla çevriliydi. Havada, harabelerden yükselen tozla her yer kaplıydı ve müzik, sanki hoparlörlerin sesi bile devam eden soykırım yüzünden kısılmış gibi, çok hafif bir şekilde çalıyordu.
Yengem misafirlerine gülümsemeye çalıştı, ancak yüzündeki acıyı gizlemesi imkânsızdı.
Düğün “partisi” sadece birkaç yakın akrabadan ibaretti. Yolların çoğu geçilmez durumda olduğu için birçok aile üyesinin ulaşım imkânı yoktu; diğerleri ise İsrail saldırılarından korkuyordu. Yengemin komşuları bile çoğunlukla yoktu; evleri yıkıldıktan sonra hepsi zorla daha güneydeki bölgelere yerleştirilmişti. Düğün, Sarı Hat’ın yakınında yapıldı ve kutlama boyunca silah seslerinin akşamı mahvedebileceğinden korktuk. İnsanlar aynı duayı fısıldayıp duruyordu:
“Allah bu günü sağ salim atlatmamıza yardım etsin.”
Neşeli görünmek için elimizden geleni yaptık ama kutlama hüzünle gölgelendi ve öğleden sonra saat beşte aniden sona erdi. 7 Ekim’den önce düğünler öğleden sonra başlar ve gece geç saatlere kadar sürerdi. Ancak korku hâlâ hayatlarımızı yönlendiriyor ve Gazze’nin güneyine yerinden edilmiş akrabalarımız, hava karardıktan sonra geri dönmekten korkuyorlardı. Hepimiz mutlu ve umutlu hissetmeye çalıştık. Kederimizi, ölüm ve terörle ilgili anılarımızı bir kenara bırakmak istedik, ama başaramadık. Kaybımız çok büyüktü ve korkularımız hâlâ devam ediyor. Kendime ve Allah’a, dünyamıza ne olduğunu sorup durdum. Bir düğünü ve onun simgelediği geleceği kutlarken, nasıl oluyor da güvenliğimizden endişe etmek zorunda kalıyoruz?
Ben de kuzenimin düğününe katılmaktan korkmuştum ve düğün bittiğinde üzülmüş olsam da, uzun zamandır özlemini çektiğim bir şeyle oradan ayrıldım — yıkılmış evimin kalıntılarını görebildim. Uzaktan olsa da, oraya ulaşamasam da, yanında bir İsrail tankı dursa da, onu görmek benim için çok büyük bir anlam ifade ediyordu. Duvarlarına dokunamadım ya da enkazının üzerine oturamadım, ama onu görmek bile beni her gün özlediğim evime ve 7 Ekim’den önceki hayatımızın anılarına bir adım daha yaklaştırdı.
Belirsiz bir gelecek
Artık evli olan Abdullah ve eşi, zorlu koşullarının ötesine bakıp istikrarlı bir hayat kurmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Abdullah, altı kız kardeşi ve küçük kardeşi Adem için bir baba figürü haline geldi. Onların refahı için büyük ve haksız bir sorumluluk üstlenmiş durumda; onlara rehberlik ediyor, tavsiyelerde bulunuyor ve bir ebeveynin sevgisi ve şefkatiyle onlara bakıyor. Bunu hiç şikâyet etmeden yapıyor, ancak hayatı haksız bir şekilde zor ve geleceği, yeni eşininkiyle birlikte, oldukça belirsiz.
* Ohood Nassar, Gazze’nin kuzeyinden bir çevirmen ve içerik yazarıdır; İslam Üniversitesi mezunudur.
Yazma serüvenine 2024 yılında, soykırım sırasında başladı ve yazıları aracılığıyla Filistinlilerin çektiği acıları dünyaya aktardı. Yazıları Electronic Intifada, The New Arab, Filistin Araştırmaları Enstitüsü ve Al Jazeera’da yayımlandı.
Savaşa rağmen önemli başarılara imza atmaya devam etti: Gazze’nin kuzeyinde bir eğitim çadırı kurdu (bu çadır Mayıs ortasında bombalandı); Eğitim Fakültesi’nden üstün başarıyla mezun oldu ve eğitim çadırları üzerine yazdığı akademik makalesiyle dünya çapında birincilik kazandı. Şu anda 14 yaşındaki öğrencilere hikâye yazma ve deneyimlerini belgeleme konusunda eğitim veriyor.

