Modern insanın kaybettiği sonsuzluk ufku

Modern insanın kaybettiği sonsuzluk ufku

Gökhan Özcan, modern insanın dünyayı ve hayatı maddi gerçekliklere indirgeyen sabit fikirler içinde düşünmesinin, insanın ruhsal derinliğini ve anlam arayışını körelttiğini anlatıyor

Yeni Şafak / Gökhan Özcan

Yıldızlar ve yere düşen yapraklar

Alemde her şey tabiatı gereği hareketlidir, dinamiktir. Donuk şeyler, statik nazarlar, belli bir şeye sabitlediğimiz düşünceler, katılaşmış duygular, akışı durdurduğumuz fotoğraflar bizi yanıltır. Bunlara inandığımızda alemin tabiatına aykırı bir muhakemeye mahkûm ederiz kendimizi. Muhakeme doğru işlemezse muhayyile de yolunu şaşırır. İnsanın kendi fıtratının uzağında bir yola girmesi demektir bu.

Modern insan, muhtevasının modernist zihniyetçe belirlendiği sabit fikirlerle hareket eder. Dillere dolanan değişim fikirleri ve özgürlük nutukları bu sabit fikirlerin çizdiği çerçevenin içinde uygulanır. Yani bu sistem içinde değişimin değiştiremeyeceği şeyler vardır. Moderniteye karşı, modernitenin donuk rasyonel sabit fikirlerinin dışından bir itiraz getirilemez. Modernizm projeksiyonunun daha ötesine, ötelerine bakan bir ufuk çizilemez

“Biz dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getirmek için yola çıkmıştık aslında” dedi profesör acı acı gülümseyerek, “şimdi her şey bugünkünden de daha kötüye giderse taşınabileceğimiz bir gezegen var mı diye uzayı araştırıyoruz!”

Kendini fikri genişlikle yenileyemeyen zihinlerde her şey geçen yüzyıldan kalma ve bugün artık önemli kısmı yine bilimsel süreçler neticesinde geçerliliğini yitirmiş fiziki teorilerle, sabitlenmiş sebep sonuç ilişkileriyle ifade edilir. Oysa insana kendi sınırlarının ötesindeki ufukları açacak olan hemen her şey insan ruhunun ve metafiziğin eseridir.

Hermann Hesse Siddhartha isimli meşhur kitabında insanın anlam arayışında ilk düğmeyi nasıl yanlış iliklediğine işaret ediyor: “İnsan incelemek istediği bir şeyi okurken harfleri, noktalama işaretlerini küçümsemez, onları yanılsama, rastgele konmuş değersiz kabuklar olarak görmez, tersine onları harf harf okur, inceler, sever. Oysa dünya kitabını, kendi öz yapımın kitabını okumak isteyen ben, harfleri, simgeleri küçümsemeye kalktım. Görünüşler dünyasına yanılsama dedim. Gözlerime, dilime rastlantı dedim”

İnsan tek boyutlu bir varlık değil; varlığı sadece başka insanların çıplak gözle gördüğü kadar da değil! İnsan bir ruha sahip ve o yönüyle görünür dünyanın ötesine uzanan bir hayatı, hayatiyeti var. Esasen bedensel varlığıyla sınırlı bir dünyada yaşarken, iç alemiyle, yani ruhuyla sonsuza, sonsuzluğa açık…

Neredeyse her şeyin bedensel varlığının ihtiyaçlarına göre düzenlendiği bir dünyada insanın gözünü sonsuz ufuklardan çevirmesi kadar yoksullaştırıcı bir şey olamaz. Nazarını sonsuza açık tutan zihinlerin, o enginlik ve genişlik içindeki bir idrakle, bugün dünyanın başa çıkmakta zorlandığı pek çok sıkıntıya geçit vermeyeceği aşikâr… Tek boyutlu insan, dünyayla başlayıp dünyayla biten tek boyutlu bir hayat algısı içinde elde edebileceği her şeye kural tanımadan sahip olmak istiyor. Çünkü modern zihinler, kendilerini ulvi bir hissiyata ve buna uygun engin bir ahlaka taşıyacak bütün patikaların yerini unutmuş durumda.

Hermann Hesse’nin aynı kitabından anlayana çok şey söyleyen kritik bir pasaj daha alalım: “İnsanların büyük çoğunluğu düşen bir yaprak gibidir, kapılıp gider rüzgârın önüne, havada süzülür, dönüp durur, sağa sola yalpalar yaparak iner yere. Pek az kişi de vardır, yıldızlara benzer, belli bir yörüngede ilerler durur, hiçbir rüzgâr varamaz yanlarına, kendi yasalarını ve izleyecekleri yolu kendi içlerinde taşırlar.”

Sen kendi büyüklüğünün farkında değilsen, elbette küçücük bir dünyada yaşarsın, hayat böyle!

“Yoldan gelip geçenleri bırak artık” dedi meczup, “asıl gönlünden geçenlere bak!”

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir