Hindistan’ın BJP yönetimindeki Uttarakhand eyaletinde Müslümanların dini eğitim kurumlarına yönelik baskılar giderek artıyor. Medrese kurulunun feshedilmesi ve medreselerde “modern eğitim” sisteminin dayatılmasının ardından, özel olarak faaliyet gösteren Urduca, Arapça, Farsça ve dini eğitim kurumları bu kez mühürleme operasyonlarının hedefi oluyor. Medrese yöneticileri, uygulamaların anayasal haklarını tehdit ettiğini savunuyor.
Uttarakhand’da Başbakan Pushkar Singh Dhami hükümetinin talimatıyla yürütülen operasyonlar kapsamında, gerekli izin ve tanınma belgelerine sahip olmadığı öne sürülen özel medreseler birer birer mühürleniyor.
Son olarak Haldwani’nin Müslüman nüfusun yoğun olduğu Banbhulpura bölgesinde iki medrese daha mühürlendi.
Şehir magistratı ve alt bölge idaresinin (SDM) öncülüğündeki ekipler, bölgedeki medreseleri denetleyerek izin, kayıt ve diğer resmi belgeleri inceledi. Yetkililer, iki medresenin yöneticilerinin gerekli belgeleri ibraz edemediğini ileri sürerek kurumları mühürledi.
Operasyonlar, medrese yöneticileri arasında ciddi bir tedirginliğe yol açarken, bazı kurumların baskı nedeniyle faaliyetlerini durdurduğu belirtiliyor.
Müslümanların dini eğitim kurumları mercek altında
Hindistan yönetimi operasyonları “yasal denetim” ve “gerekli izinlerin kontrolü” olarak sunuyor. Ancak Müslüman çevreler açısından tablo bundan daha geniş bir anlam taşıyor.
Medrese kurulunun kaldırılması ve dini eğitim veren kurumların faaliyetlerinin giderek daha sıkı biçimde denetlenmesi, Hindistan’daki Müslümanların kendi eğitim ve dini kurumlarını yaşatma hakkına ilişkin yeni tartışmaları beraberinde getiriyor.
Özellikle özel olarak faaliyet gösteren medreselerin hedef alınması, Müslümanlar arasında dini eğitimin kamusal alandaki varlığının sınırlandırılmak istendiği yönündeki kaygıları artırıyor.
“İzin için başvurduk, yine de medresemiz mühürlendi”
Uttarakhand’ın Udham Singh Nagar bölgesinde de bir gün önce bir medrese “yasa dışı” olduğu gerekçesiyle mühürlendi.
Ancak medrese yöneticisi, kurumun gerekli tanınmayı alabilmesi için ilgili devlet kurumuna daha önce başvurduklarını ve başvurunun sonuçlandırılmasının yönetim tarafından geciktirildiğini savundu.
Yönetici, başvuru süreci devam ederken medresenin mühürlenmesine tepki göstererek kararı mahkemeye taşıyacağını açıkladı.
Bu durum, resmi izin süreçlerindeki gecikmelerin dahi Müslümanların eğitim kurumlarının kapatılması için gerekçe haline getirilebildiği eleştirilerine yol açtı.
Yönetim: “Kurallara uymayan kurumlara izin vermeyeceğiz”
Haldwani Şehir Magistratı A.P. Vajpayee, gerekli tanınma ve izinleri bulunmayan ve belirlenen kurallara uymayan hiçbir kurumun faaliyet göstermesine izin verilmeyeceğini söyledi.
Yetkililer, denetimlerin devam edeceğini ve ihlal tespit edilen kurumlar hakkında işlem yapılacağını belirtti.
Ancak Müslüman medrese yöneticileri, devletin denetim yetkisini kullanırken dini eğitim kurumlarına yönelik uygulamalarda eşitlik, ölçülülük ve anayasal haklara saygı ilkelerinin gözetilmesi gerektiğini savunuyor.
“Bu uygulamalar anayasal hakların ihlali”
Medrese yöneticileri, hükümetin özel medreselere yönelik yaklaşımını mahkemelere taşıyor.
Müslüman çevrelerde, dini eğitim kurumlarının yalnızca kimlikleri ve verdikleri dini eğitim nedeniyle daha ağır bir idari baskıyla karşı karşıya bırakılmasının, Hindistan Anayasası’nın din ve eğitim özgürlüğüne ilişkin hükümleri açısından ciddi soru işaretleri doğurduğu belirtiliyor.
Eleştirmenlere göre mesele yalnızca birkaç medresenin izin belgeleriyle sınırlı değil. Asıl tartışma, Hindistan’daki Müslümanların kendi dini ve kültürel kurumlarını özgürce yaşatıp yaşatamayacağı noktasında düğümleniyor.
Uttarakhand’da baskı dalgası büyüyor
Haldwani’deki son operasyonlar, Uttarakhand’da dini eğitim veren kurumlara yönelik denetimlerin genişletildiğini gösteriyor.
Yönetim, gerekli izin ve belgeleri bulunmayan kurumlara yönelik işlemlerin süreceğini açıklarken, medrese yöneticileri de haklarını mahkeme önünde savunacaklarını belirtiyor.
Müslümanlar açısından ise medreselerin art arda mühürlenmesi, dini eğitimin ve Müslüman kimliğinin kamusal hayattaki alanının daraltıldığı yönündeki endişeleri yeniden gündeme getiriyor.
