Gazze’ye duyarlılığımız birkaç paylaşımın ötesine geçebiliyor mu?

Gazze’ye duyarlılığımız birkaç paylaşımın ötesine geçebiliyor mu?

Bildane Kurtaran, Gazze’deki zulmün kanıksanmasına karşı çıkarak Filistin meselesinin geçici bir gündem değil, gündelik tercihlerden toplumsal sorumluluğa kadar hayatın merkezinde tutulması gereken bir dava olduğunu ifade ediyor.

Gazze Hayatımızın Neresinde?

Bildane Kurtaran / Doğru Haber

Dile kolay, tam üç yıl geçti...

Aksa Tufanı’nın ardından patlayan bombalar, en vahşi işkenceler, tecritler, bilinçli yürütülen açlık ve susuzluk politikaları...

Kısacası yerden göğe, gökten yere kadar uzanan bir zulmet. İnsanlık tarihinin en karanlık sayfalarına şahitlik ediyoruz. Şüphesiz bu zulmün çok daha uzun bir geçmişi vardı; ancak son üç yıldır mazlum Gazze halkına reva görülen zulmü ifade etmeye ne denizlerin mürekkebi ne de ağaçların kâğıdı yeter.

Süreç uzadıkça, acı gerçeklerle yüzleşmekten ziyade kanıksamanın tehlikesiyle karşı karşıya kaldık. İtiraf etmek gerekir ki, bu insanlık dramına olan ilgi zayıfladı. Ne acıdır ki artık sadece en sarsıcı görüntüler ve videolar dikkat çekiyor, geri kalan feryatlar ise gündemin gürültüsünde kaybolup gidiyor.

Oysa Gazze’de zulüm tek bir gün bile durmadı.

Tüm bu yıkımın ortasında ise sarsılmaz bir tevekkül ve inanılmaz bir azimle hayata tutunmaya çalışan insanlar var.

Aksa Tufanı’nın yıl dönümünde, kalbimizin ve vicdanımızın sesini dinleyerek şu sarsıcı soruyu kendimize sormak zorundayız...

Gazze hayatımızın tam olarak neresinde?

Yalnızca birkaç saniyelik WhatsApp durumlarında mı?

Beğeni ve paylaşım sayılarıyla ölçülen heyecanlı sosyal medya gönderilerinde mi?

Yoksa sadece, bu konuda etkin olduğumuzu ispatlamaya çalıştığımız sohbetlerde, panellerde, konferanslarda ve hayır kermeslerinde mi?

Sahi, gündelik hayatın koşturmacası içinde Gazze bizim için ne ifade ediyor?

Mesela, eğitimi devam eden bir öğrenci için Gazze, sadece bir coğrafya dersi ya da haber başlığı mıdır? Yoksa her yeni günde okuluna gitme imkânı ellerinden alınmış, sıraları bombalanmış akranlarının sorumluluğu mu?

Çeyiz hazırlığı yapan bir genç kız veya düğün telaşındaki bir damat için mesela...

Gazze, kendi mutluluğunun gölgesinde unutulan, bir bohçanın yanına veya ceketin yakasına iliştirilmiş bir karpuz detayı mıdır? Yoksa yuva kurma sevincini dahi bombalar altında yaşayan emsalleriyle bir dayanışma, bir dua ve duyarlılık mıdır?

Çocuk bekleyen bir aile veya bebeğini kucağına alan bir anne için Gazze, sığınaklarda doğan bebeklerin, evlatlarına bir yudum temiz su bulamayan annelerin acısını kendi yüreğinde hissetmek midir mesela...

Ya da evlatlarını ihtimamla büyüten bir baba için Gazze, yıkıntılar arasından çocuğunun cansız bedenini çıkaran babaların çaresizliğine ortak olmak ve kendi evladını bu şuurla bezenmiş bir duruşla yetiştirmek midir?

Peki bir tüccar, esnaf ya da her meslekten insan için Gazze ne ifade eder? Kazancı ve sermayeyi her şeyin önüne koymak yerine, vicdanı, rızkın bereketini ve boykot şuurunu gözeterek adil bir duruş sergilemek midir acaba?

Elbette bu acaba ve meselaların ucu açık...

Herkes bulunduğu pozisyonda kendi vicdan kalemiyle doldursun...

Neticede Gazze; hayatımızın kıyısında, köşesinde duracak geçici bir gündem değildir!

Bilakis tam merkezimize almamız gereken bir hakikattir...

Bir dava, bir kavga ve bir sevdadır...

Öyle üç beş günlük değil, ömürlük taşıyacağımız bir sorumluluktur...

Ve bu sorumlulukla soru hâlâ karşımızda duruyor...

Sahi bugün, tam şu an, Gazze hayatımızın neresinde?

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir