Fikirleri kendi seviyemize indirerek yükselemeyiz

Fikirleri kendi seviyemize indirerek yükselemeyiz

Gökhan Özcan, insanın kendi bilgi ve idrak sınırlarına hapsolmasını eleştirerek zihinsel ve insani gelişimin, kendisinden daha derin fikirlerle yüzleşmesi ve kendi ölçüsünü aşmaya çalışmasıyla mümkün olabileceğini ifade ediyor.

Yeni Şafak / Gökhan Özcan

İfadelerin kaldırma gücü

Zihnimizi, kalbimizi ve dolayısıyla insanlığımızı ne yükseltir? Bu soru üzerinde düşünelim biraz. Bizi yükseltecek şeyler murad ettiğimize göre herhalde gözümüzü bizim seviyemizden yukarıdaki şeylere çevirmemiz icap eder, öyle değil mi? Mutlaka öyle! Madem öyle, sadece bildiklerimizin ötesine geçmeyi, yeni ufuklara doğru yürümeyi ve muhakeme kabiliyetimizi zora koşmayı göze almamız gerektiğini kabul edeceğiz. Zihinsel olarak yukarılara uzanmadan idrak boyumuzu uzatamaz, hissiyat derinliğimizi arttıramayız, bu belli. Biz böyle yapıyor muyuz peki?

Yapanlarımız var ama maalesef istisnai diyebileceğimiz sayıda. Şimdilerde bir meseleyi hükme bağlamak konusunda liyakat şartını birileri el çabukluğuyla yürürlükten kaldırmış gibi bir manzara var toplumsal hayatımızda. Bir mesele hakkında bir kanaat ortaya sürüldüğünde hemen herkes sosyal medyanın kendisine verdiği kerameti kendinden menkul afaki ve beleş yetkiye dayanarak kendi lafını onun üstüne koyabiliyor. Bir kitap ya da film hakkında, yine herhangi bir birikime dayanmadan kendi paşa gönlüne göre beğendimli/begenmedimli, olmuşlu/olmamışlı üfürmelerini, üstelik çoğu zaman cehaletini de hiç hicap duymadan aşikâr ederek kamuoyuyla paylaşabiliyor. Ne zararı var bunun? Şöyle bir zararı var; kişiler böyle yaparak muhakemelerini kendi seviyelerine sabitlemiş ve dolayısıyla bütün zihinsel/insani yükselme ihtimallerini toprağa gömmüş oluyor. Bunun adı, kestirmeden söylersek yazık ki ‘zihinsel yerinde sayma’dan başka bir şey değildir. Zihinsel manada idrak kazanmak için yaptığımız bütün o havalı şeylerin boşa gittiği bir atalet hali, bir boşa kürek çekme mahkumiyetidir başımıza gelen. Ve aslında kahir ekseriyetimiz bu dertten malul olduğu halde farkında bile değil bunun!

Bir zihni yükselmeye açık tutacak en olmazsa olmaz şey; kişinin, ölçünün kendisi olmadığını biliyor olmasıdır.

“Sığ zihinler büyük fikirleri barındıramaz ve daha donanımlı beyinlere giremeyen saçmalıklar onları heyecanlandırır” diyor Bronte kardeşlerin en küçüğü Anne Bronte, ‘Wildfell Konağı Kiracısı’ kitabında.ı

Neredeyse hiç kimse zihinsel ve kalbi olarak kendini zorlayan meşguliyetlere girmek istemiyor bu zamanda. Kişiyi kendindekinden fazlasına çağıran, yani yükseltebilecek olan fikre, meseleye, kitaba, sanatsal gayrete, inceltici, güzelleştirici herhangi bir vesileye itibar eden kalmadı pek. Fikirlere doğru giden değil, fikirleri kendi ayağına, seviyesine, çapına çağıran bir zihniyetle ilerlemek, yükselmek umut ediliyor. Bu vehimden başka bir şey değil elbette! Kişi zorlanarak çapını genişletir, kendinden yukarıdaki fikirlere, duygulara yönelirse gelişebilir. Aksi havanda su dövmektir. Değer ve mana taşıyan ifadeleri, bilgileri, hikmetli sözleri, zengin eserleri, engin irfanı kendi sığ sularımıza çekerek bir yere varamayız. Kendimizi ifadelerin kaldırma gücüne bırakmalıyız, bizi yükseltecek olan sadece budur!

“Bu kitap olmamış, hiçbir şey anlaşılmıyor!” dedi toy okur. “Belki de hiçbir şey anlamamaktan bir şey anlamalısın!” dedi ondan daha tecrübeli olan.

Rene Guenon, yani hakikat nezdindeki ismiyle Abdulvahid Yahya (rahmet olsun) ‘Modern Dünyanın Bunalımı’ kitabında tam da üstümüze alınmamız gereken ve her cümlesi günlerce tefekkürü hak eden şeyler söylüyor: “Hayatı, hayatın içine hiç sığamayacağı sınırlı denklemlerle çözmeye çalışıyoruz. Düşüncelerimizin için basmakalıp ve güdümlü ezberlerle başkaları dolduruyor. Hayata dokunmuyor, günlere temas etmiyor, insan olmanın sonsuz imkanlarına dönüp bakmıyoruz.”

“İnsan kendinden kapı dışarı çıkmamayı adet edinirse,” dedi beyaz saçlı adam, “dünyayı kendi kadar sanıyor!”

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir