“Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmeti sahibidir”

“Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmeti sahibidir”

“Biz senden önce hiç bir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dileğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp-bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Hac: 52)

hacc-52

Peygamberler -salât ve selâm üzerlerine olsun- ilahi mesajı (risalet) insanlara duyurmakla görevlendirildikleri zaman, en çok istedikleri şey, insanların bu çağrının etrafında toplanmaları, Allah katından kendilerine sunulan bu iyiliği kavrayıp ona uymalarıdır. Ne var ki, davetin önünde birçok engel vardır. Peygamberler birer insandırlar ve yaşama süreleri de sınırlıdır. Bunu algılıyorlar, biliyorlar. Bu yüzden insanların en kestirme yoldan çağrılarına koşmalarını içtenlikle isterler. Örneğin insanların terk edemedikleri gelenek ve göreneklere, atalarından miras kalan alışkanlıklara bir süre ses çıkarmamayı isterler. Böylece onların doğru yola girebileceklerini umarlar. Doğru yola geldikten sonra onları bu terkedilmesi güç alışkanlıklardan vazgeçirmek kolay olur diye düşünürler.

Davanın yayılması ve zafere ulaşmasına ilişkin bu gibi beşeri isteklere meyledebilirler. Bu istekleri yüce Allah’ın kendi davasının eksiksiz temelleri doğrultusunda, duyarlı, titiz ölçüleri uyarınca hareket etmesini, bundan sonra dileyenin mü’min, dileyenin de kâfir olmasını öngören iradesini açıklayana kadar sürer. Çünkü davanın her şeyi her yönüyle değerlendiren ilahi ölçüdeki gerçek değeri, insanların eksik ve yanlış değerlendirmelerinin çok üstündedir.

Davaya mensup kişiler daha yolun başında iken bozguna uğrasalar bile davet hareketi kendisi için belirlenen bu prensiplere göre ve bu ölçüler uyarınca yoluna devam etmelidir. Davanın prensiplerine ve ölçülerine sıkı sıkıya sarılmak, onlara kararlı bir şekilde ve titizce uymak bu kişilerin ya da onlardan daha hayırlı olanların eninde sonunda davaya bağlanmalarının garantisidir.

Şeytan, insanın yapısından kaynaklanan bu doğal istekleri, ayrıca bu isteklerin fiili tercümanı konumunda olan kimi davranış ve sözler aracılığı ile, davaya komplo kurmak, onu temelden değiştirmek ve onun hakkında gönüllerde kuşkular uyandırmak için iyi bir fırsat bulur. Ama yüce Allah şeytanın komplosunu boşa çıkarır, sergilenen davranışlar ya da söylenen sözler hakkında kesin ve çözüme bağlayıcı hükmünü verir. Peygamberlere de yüce Allah’ın çözüme bağlayıcı, kesin hükmünü insanlara açıklamaları, ayrıca davanın yayılması hakkında görüş bildirirken yaptıkları hataları da açıkça duyurmaları yükümlülüğünü getirir. Nitekim Hz. Peygamberin -salât ve selâm üzerine olsun- kimi davranışlarında ve kimi eğilimlerinde böyle yanılgılar olmuş, yüce Allah da bunları Kur’an-ı Kerim’de açıkça duyurmuştur…

Bu şekilde yüce Allah şeytanın komplosunu boşa çıkarır ve ayetlerini açık ve tutarlı olarak ortaya koyar. İzlenmesi gereken doğru çizgi hakkında kafalarda bir kuşku bırakmaz.

“Allah,, her şeyi bilir ve her yaptığı yerindedir.”

FİZİLALİL KUR’AN

Fahruddîn er-Râzî Hac Suresi 52. ayetini incelerken özellikle ismet-i enbiyâ (peygamberlerin günahsızlığı ve vahiyde yanılmazlığı) ilkesini savunmayı ana gaye edinir.

2- Râzî, ayette geçen "temennâ" (تَمَنّٰى) ve "ümniyye" (أُمْنِيَّة) kavramları üzerinde durur ve Arap dilindeki iki temel kullanımını açıklar:

Kalbin Arzusu ve Amacı: İnsanın zihninden geçirdiği dilek, niyet ve beklentiler.

Tilâvet ve Okuma (Kıraat): Klasik Arap şiirinde de görüldüğü üzere "temennâ" kelimesi "okudu" anlamına gelir.

3- Garânîk Rivayeti ve Râzî'nin Sert Reddiyesi

Râzî, Tefsîr-i Kebîr’de bazı tefsirlerde yer alan Garânîk Hadisesi’ni (Hz. Peygamber’in Necm Suresi'ni okurken şeytanın etkisiyle "Onlar yüce kuğulardır/putlardır, şefaatleri umulur" cümlesini eklediği iddiasını) akli ve nakli gerekçelerle kesin bir dille reddeder.

Râzî’ye göre bu rivayet tamamen uydurma ve batıldır. Bunu şu delillerle ispatlar:

Kur'an'ın Korunmuşluğu: Eğer şeytan Hz. Peygamber'in diline batıl lafızlar sokabilseydi, Kur'an-ı Kerim'in bütününe olan güven sarsılırdı. Şeriatın temeli çökerdi.

Akli Delil (İsmet-i Enbiyâ): Peygamberler, tebliğ hususunda kasten veya yanılarak vahye batıl karıştırmaktan masumdurlar (korunmuşlardır).

Hadis ve Senet Kritiği: Râzî, büyük hadis imamlarının (örneğin İmam Buhârî’nin) Necm Suresi'ndeki secde olayını aktardığını ancak bu uydurma sözlerden asla bahsetmediğini vurgular.

4. Şeytanın Katması (İlkâ) Nasıl Gerçekleşmiştir?

Râzî, "Şeytan onun temennisine/okuyuşuna bir şey kattı" ifadesini açıklarken Garânîk uydurmasına düşmeden ayete şu makul ve caiz izahları getirir:

Gürültü ve Müdahale: Hz. Peygamber Kur'an okurken, şeytanın kışkırttığı kâfirler ve müşrikler gürültü yapıyor, araya batıl sözler karıştırarak dinleyenlerin kafasını karıştırmaya çalışıyorlardı. Ayet, bu sabotajı şeytana nispet etmektedir.

Dinleyenlerin Zihnine Vesvese: Hz. Peygamber ayetleri doğru ve eksiksiz okurken, şeytan dinleyen kâfirlerin zihinlerine ve kalplerine vesvese atarak duydukları lafızları yanlış anlamalarına veya çarpıtmalarına sebep oluyordu.

Râzî’ye göre Allah-u Teâlâ'nın şeytanın kattığı şeyi iptal etmesi şu anlamlara gelir:

Şüphelerin Giderilmesi: Şeytanın müşrikler vasıtasıyla yaymaya çalıştığı dedikodular ve vesveseler, indirilen açık ve net ayetlerle hükümsüz kılınır.

Hak ile Batılın Ayrılması: Allah, kendi kelamı ile şeytani fısıltıların arasını kesin hatlarla ayırarak vahyini koruma altına alır.

TEFSİRİ KEBİR

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir