1. YAZARLAR

  2. Hulusi Ersoy

  3. Afganistan'da Direniş ve İslam

Afganistan'da Direniş ve İslam

Haziran 1992A+A-

Afganistan'da müslümanların Rus emperyalizmine ve yerli işbirlikçilerine karşı verdiği mücadele, siyasi açıdan belirsizliğini korusa da başarıya ulaşmış görünüyor.

Konuyla ilgili olarak, Türkiye'de Afgan cihadının tarihi seyri üzerine dergilerde yayınlanan haber-yorum ağırlıklı yazı ve makalelerin, bir iki tane hatırat türü kitabın ötesinde ciddi bir araştırma yapılmış değildir.

Aralık 1979 Rus işgaliyle dünya gündemine giren Afgan cihadı, Batı'nın ilgi alanlarından biri olmuş ve bazı oryantalistler Batı'nın çıkarları doğrultusunda olayla ilgili çeşitli siyasi inceleme ve analizler yapmışlardır.

Bu araştırmalardan birisi de Dr. Olivier Roy tarafından yapılmıştır. Afgan cihadı hakkında oldukça nesnel yaklaşımlar içeren Roy'un kitap çalışması, bizler açısından dikkate değer aktarımlara sahiptir. Kitap, 1990 yılında Yöneliş Yayınları tarafından Afganistan'da Direniş ve İslam adıyla Türkçe'ye kazandırıldı.

Roy, 1978'e Kadar İslami Hareket başlığını taşıyan kitabın 4. bölümünde Hizb-i İslami ve Cemiyet-i İslami'nin doğuşunu, gelişimini ele alıyor. Çalışma, genelde Afganistan toplumunun siyasi, tarihi, kültürel, ekonomik ilişki biçimini ele alarak içice geçen yönlerini incelemeye çalışıyor. 1989 sonrası gelişmeler ise kitapta yer almıyor.

O. Roy, Afganistan'daki İslami mücadelenin, dünyadaki konjonktürel değişimle alakalı olarak 1960'lı yılların başında canlılık kazandığını vurgulayarak tespitlerini sergilemeye başlıyor. Afganistan İslami hareketinin geçmişi Ahmed Serhendî Farukî (d. 1564)'ye kadar dayandırılıyor. Yakın tarihte yaşamış, müçtehid Şah Veliyullah Dehlevi (1703-1762) ile oğlu Abdülaziz, öğrencisi Seyyid Ahmed Barelvi (öl. 1831) ve Cemaleddin Afgani (1838-1897)'nin, Afgan İslami siyasi gelenekte önemli bir yere sahip olduğunu görüyoruz.

Afgan ulemasının çoğu, Hint alt kıtasında önemli bir yere sahip olan Deoband Medresesi'nden yetişiyor. Medresenin geleneksel Eşari bir eğitim programı uyguladığı bilinmektedir. O. Roy, Afgan toplumunda tarikatların etkin bir konuma sahip olduğunu ve sufiliğin; Nakşibendilik, Kadirilik, Çiştiyye gibi yapılanmalarla yaşatıldığını, bununla beraber farklı etnik unsurların toplum dokusunda tarihsel süreçte etkin olduklarını söylüyor. Farklı etnik yapılar ise, kabileler arası ilişkilerde sürtüşmelere ve ihtilaflara sebep olmuştur. Bununla beraber cihad anlayışının Afgan toplumunun dokusunda önemsenemeyecek bir yeri olduğu göz ardı edilemez.

1960'lı yılların başında Afganistan İslami Hareketi tepkisel/savunmacı anlayıştan sıyrılarak rejime karşı örgütlü bir mücadele geleneği oluşturmaya başlıyor. Afganistan İslami Hareketinin ilk öncülüğünü genelde medrese eğitimi alan çevrelerin yaptığı, bu kişilerin Pakistan Cemaat-i İslami Partisi'nden ve daha çok olmak üzere Mısır İhvanü'l-Müslimin örgütünden etkilendiklerini görüyoruz. Ezher'de eğitim gören Dr. Gulam Niyazi, Burhaneddin Rabbani, Sıbgatullah Müceddidi, Tavana gibi şahsiyetler bu etkilenmede önemli yere sahiptirler. Söz konusu etkilenmelerin sonucu Seyyid Kutup ve Mevdudi'nin bazı eserlerinin çevrilerek yayınlandığına şahit oluyoruz.

Daha çok öğrenci kitlesi üzerinde kültürel faaliyet kurmayı amaçlayan ve önderliğini üniversite hocalarının yaptığı Tahrik-i İslam ve Nehzat-il İslam teşkilatları Cemiyet-i İslami'nin ilk nüvesini oluşturur.

O. Roy, 1965'te Komünist Parti'nin kurulmasıyla beraber üniversite kampüslerinde yoğun bir İslami muhalefetin başladığını, rejime karşı Cihad Risalesi başlığını taşıyan bir broşürün kampüslerde dağıtıldığını 1965-1972 yılları arasında dünya gündeminde olan Altı Gün Savaşı ile Siyonizme, Vietnam krizi ile Amerika'ya gösterilen tepkiler üzerinde duruyor. Bu süreçte üniversite kökenli Müslüman Gençlik Teşkilatı adıyla anılan hareket doğuyor. Kampüslerde oldukça etkili olan hareket İslam devrimini savunuyor.

Afganistan İslami Hareketinin ilk başta sadece öğrenci kitlesini kapsaması hareketin halk tabanında yaygınlaşamaması sonucunu doğuruyor. Sonraki dönemlerde kısmen netliğini yitiren hareketin halktan geniş destek aldığını görüyoruz. AİH'nin yapılanması şura esasına dayanıyor. 1972'ye kadar Dr. Gulam Niyazi riyaset makamında bulunuyor. Bu tarihte şura emirliğini B. Rabbani devralıyor. Sekreterliğine Mühendis Habibur-rahman getirilerek aynı zamanda askeri kanattan sorumlu oluyor. Sekreterlik, Habiburrahman'ın 19751e şehid edilmesiyle Gulbeddin Hikmetyar'a veriliyor. Hücreler şeklinde örgütlenen Müslümanlar, sorumluluk alanlarını bölgelere göre düzenliyorlar.

Şura sorumluluğunda yönlendirilen öğrenci hareketinin liderleri (Habiburrahman, Gulbeddin Hikmetyar, Abdurrahman Niyazi) diğer üyelere nazaran daha çok ön plana çıkmışlardır. Hareket 1970'e kadar kampus dışına taşamıyor. Davet-ü Tanzim adıyla dışa açılma stratejisi geliştirilerek yaz tatillerinde memleketlerine giden üniversite öğrencileri tarafından etkin tebliğ faaliyetleri yapılıyor.

O. Roy, hareketin 1976 yılına kadar görev taksimiyle yürüdüğünü, ihtilafların bu tarihe kadar gün yüzüne çıkmadığını vurguluyor. 19731e Davud, Perçem fraksiyonuna dayanarak yaptığı darbe sonrası, Müslümanlara yönelik sindirme politikası gütmeye başlıyor. B. Rabbani, Perçem fraksiyonuyla ilişkilerini kesmesi şartını koyarak Davud'a destek vermeyi teklif ediyor. Davud'un bu teklifi kabul etmemesi ve müslümanlara yönelik baskı politikasını sürdürmesi üzerine, önde gelen müslüman liderler çareyi yurt dışına çıkmakta buluyorlar. Zamanın Pakistan Devlet Başkanı Butto'nun harekete destek vermesi üzerine önderlerin bir çoğu Peşaver'e gidiyor. Pakistan'da üslenen mücahitler, subaylardan askeri eğitim alarak, Afganistan şartlarında ayaklanma planları geliştiriyorlar. Ve Penşir'den Mesud, Laguan'dan Mevlevi Habiburrahman, Badahşan'dan Ömer, Herat'tan Nusretyar, Pakti-ya'dan da Hikmetyar sorumlu tutuluyor.

1975 yılında silahlı mücahitler önderliğinde isyan hareketleri başlatılarak halkın desteği kazanılmaya çalışılmıştı. Halkın Davud'u komünist görmemesi ve örgütlü mücadeleyi iyi tanımaması, organizasyondaki bozukluklar ayaklanma girişimini başarısız kıldı. Bu ayaklanmayı sindirme politikasının sonucu, bir çok mücahit ve önde gelen lider şehit edilerek hareket zayıflatıldı. Hayatta kalan liderler Peşaver'e giderek faaliyetlerini devam ettirdiler. Bu süreçte 1975 ayaklanmasında yapılan stratejik/taktik hataların sorgulanması ve örtük olan farklı metod anlayışlarının bu vesileyle serdedilmesi, hareketi liderliklerini Gulbeddin Hikmetyar ve Burhaneddin Rabbani'nin yaptıkları, iki kutba ayırdı.

O. Roy, B. Rabbani ve G. Hikmetyar'ın örgüt anlayışına değinerek hareketin bölünmesinde bu şahsiyetlerin etnik popülaritelerinin etkisi üzerinde duruyor. Roy, Rabbani'nin sahip olduğu kişiliğin onu mutedil davranmaya ittiğini belirterek, Hikmetyar'ın örgütçü anlayışı ve sert mizaçlı oluşu, muhafazakar çevreye karşı takındığı eleştirel tavrın çatlamada belirgin rol oynadığını vurguluyor. Roy'un burada değindiği bir başka ayrılık konusu da İbn Teymiyye ile gündeme gelen Moğol yöneticilerine karşı geliştirdiği tekfir anlayışının Afgan toplumunda rejime ve devlet şahsiyetlerine ilişkin tartışmalardaki belirleyiciliğidir. Buna örnek olarak Mısır'da Enver Sedat'ı katleden İhvan ve Cihad örgütü arasındaki tartışmaya dikkat çekiyor. Rabbani'nin geniş cephe anlayışı cemaat kavramıyla belirginleşirken, Hikmetyar'ın devrimci/ihtilalci anlayışı hizib kavramıyla uç veriyor.

O. Roy, Ahmed Şah Mesud'un ününü, Penşir vadisine yapılan saldırıları püskürtmede gösterdiği başarı ile Batı basınında kendisine olan ilgiye bağlayarak, S. Müceddidi'nin ve Geylani'nin hareketin dümen suyunda gittiklerini, S. Müceddidi'nin Zahir Şah yanlısı politikalara destek verdiğini vurguluyor.

Kitapta Roy'un aktardığı malumatlar, Afganistan toplum mozayiği, mücahitlerin örgütsel tabanı, yapılanma farklılıkları ile Rus işgali sonrası mücadele seyri hakkında bir arkaplan mahiyetindedir. Bu bakımdan konunun güncelliği de gözönüne alınırsa kitap, okunmaya değer bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor.

Afganistan toplumunun sosyal, kültürel etnik yapısı, cihad sürecinde içice geçen ilişki karmaşasını beraberinde getirdi. Rus emperyalizmi ve yerli uşaklarına karşı verilen mücadelede birbiriyle yakın diyalog fırsatını iyi değerlendiremeyen mücahit liderleri dileriz ki bundan sonra aralarındaki ihtilafları Kur'an'ın aydınlığında çözmeye çalışırlar.

Tarihin kültürel enkazını Türkiyeli Müslümanlar olarak iyi analiz etmeliyiz. Ümmetin tekrar tekrar aynı sıkıntılara maruz kalmaması bizlerin çabalarına bağlı. Mücadele sürecinde üzerimize düşen, sürekli ıslah ve devrimci anlayışımızı her durumda canlı tutmaktır.

BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR