1. YAZARLAR

  2. ERKAM KUŞÇU

  3. Sosyal medya düzenlemesi ve dijital kaygılar
ERKAM KUŞÇU

ERKAM KUŞÇU

Yazarın Tüm Yazıları >

Sosyal medya düzenlemesi ve dijital kaygılar

06 Ekim 2020 Salı 17:53A+A-

İçerisinde bulunduğumuz çağın insanı dijital bilgi havuzunun içine atılmış bir tipoloji sunmaktadır. Kadim inanışlarda insan kovulmuş bir varlık olarak dünyaya atılmıştır. Bu bağlamda bu ikinci atılış hali aslında yeni bir insanın ortaya çıkması anlamına gelmektedir. Fütürist Gerd Leonhard’ın vurguladığı “bağlanmak oksijen gibidir!"1 sözü bu açıdan çok şey anlatıyor. İnsanın bu yeni anlam düzeyinde varoluşu, bağlanması ile mümkündür. Leonhard devamında bizi biz yapan şeylerin farkında olacağımız varsayımından hareketle bu yeni durum karşısındaki heyecanını dile getirmektedir. Tabi ki insanlığın bu yeni durum karşısında ki hali hakkında bir şey söylemek için çok erken olabilir. Ancak biz tedirginlik halinin anlaşılabilir bir durum olduğu kanaatini taşıyoruz. Bizzat yeninin kendisi büyük imkânlılıklar sunmakla birlikte yeni sorumluluklar da yüklemektedir.  

smk265-001.jpgBu yeni insan dijitalleşme ile oluşan yeni iş modelleri ve bunun oluşturduğu ağ toplumunun içerisindedir. Bu toplumsallığın gerçekleştiği yeni tecrübeler kümesi de yeni ve farklı bir çağa işaret etmektedir. Sosyolog Manuel Castells’ten olduğu gibi aktarmak gerekirse: “Ağ toplumu insanî deneyimde niteliksel bir değişimi temsil eder. Toplumsal eylemin en temel düzeyde doğa ile kültür arasındaki ilişki kalıplarının değişimi olarak anlaşıldığı eski sosyolojik geleneğe göre, gerçekten de yeni bir çağdayız.”2 Ağ toplumunun dijital vatandaşları olarak insanlar yayın akışı içerisinde yeni kimlikler kazanıyorlar. Kimi zaman üretici kimi zaten tüketici olabilen bu yeni kimlikler artık daha aktif bir şekilde katılıma izin veren sosyal platformları sayesinde sistemin içerisinde yer almaktadırlar. Devletler ise artık e-devlet formu içerisinde örgütlenerek dijitalleşmeye çalışmaktadır. Yani bir bakıma sosyoloji, tarih, siyaset düşüncelerinin iletişim disiplini sayesinde entegre olduklarına şahit olmaktayız. Burada telekomünikasyon, medya ve bilgi teknolojileri3 yeni insanın yönergeleri konumundadır. İnsanların sosyal medya kimlikleri üzerinden birbirlerini tanımladıklarını bir vasatta ilişkilerin sahiciliği de ciddi şüpheler barındırmaktadır. Artık gelenekselin karşısında veya onunla birlikte inşa edilen “yeni” söz konusudur. Pandemi sürecinde de bu durum “yeni normal” şeklinde ifade edilmektedir.

Dijital medya uygulamalarının sürdürülebilirliği açısından süper zekâya dayalı sistemlerin gelişiminin önemi de burada yatmaktadır. Kullanıcıların eş zamanlı olarak yapım süreçlerine  beğenileri ile dâhil olabildikleri içerikler sosyal medyanın sunacağı alternatifleri de geliştiriyor. Bu alternatifler içerisine yeni iş imkânları da dâhil edildiğinde çok geniş bir yelpazenin parçalarını oluşturmaktadır. Hatta artık bu yeni iş ilişkilerine dayalı bir insan sosyolojisinden de bahsetmek mümkündür. Sektörlerin ne biçimde ve nasıl bir araya geldiklerini görmek açısından yeni medya araçları önemli bir prototip sunuyor. Televizyon ve telekomünikasyon alanlarının yöndeşmesine bağlı olarak gelişen dört ekran; televizyon, bilgisayar, telefon ve tablet üzerinden kullanıcıların yönelimlerine göre şekil alan izleme alışkanlıkları da bu gelişmelere bağlı olarak büyük ve önemli dönüşümler geçiriyor. Her anın kayıt edilebildiği, izlemenin süreklilik kazandığı ve iletişim sürecinin hiç kesilmediği bu yeni zemin interaktifte sayesinde katılımcıları “zengin” içeriklerine dâhil ediyor.  Tabi ki dehşet bir hızla ilerleyen bir sektörde bir takım tedirginliklerden de söz etmek mümkün. Hızın, toplumsal yapı ve insanların iletişim biçimleri üzerinde tesiri, dijital kaygıları da inşa ediyor. De-hümanize olan bir yapının ortaya çıkma riski ise meslek kodları ile aşılmaya çalışılıyor. Kodlar aslında sosyal medya üzerine yapılan yeni düzenlemelerin4 de özünü oluşturuyor denilebilir.

Bireyselleşme, içeriklerin her bir kullanıcıya özel olarak indirgenmesi ve kullanıcıların içerik üreticilerine beğenileriyle yön vermesini sağlayan işteş bir süreci de beraberinde getirecektir. Ancak tüm bunların yansıması olarak beğenileri geliştiren ve yönlendiren asıl şeyin ne olduğu sorusu akla geliyor. Belirlenmiş bir düzende beğenilerin özgünlüğünden ne kadar bahsedilebileceği üzerinde dikkatle düşünmek gerekmektedir. Belirlenmişten kastımız bir bakıma  hegemonya kavramı ile ilişkili olarak düşünülebilir. Bilindiği üzere hegemonya salt siyasal sistemlerle bağlantılı olarak ele alınamayacak bir paradigmal duruma işaret etmektedir. Bu bağlamda G. Ritzer’in “büyüsü bozulmuş dünya” olarak nitelediği anlamsal düzlemde bireyselleşmenin ahlakiliği üzerine durmak gerekmektedir. Bu sorun da bizleri medya ve iletişim kodları çerçevesinde ahlaki kurallara götürmektedir. Sosyal medya kullanıcılarının sormaları gereken soru şudur: Biz bu içerikleri kimler için üretiyoruz? Bu işin sınırı neresidir? Bu noktada dijital etik(ahlak demiyoruz), medya, gazetecilik başta olmak üzere farklı iş alanlarının son süreçte üzerinde en fazla düşünmesi gereken konuların başında geliyor. Herkesin yayıncı olabilmesinin çeşitlilik gibi avantajları yanında bir takım sorunları da beraberinde getirdiğine şahit oluyoruz. İçerik üretim kalitesinin, yayınların fazlalığından çok daha önemli olduğunu söylemek durumundayız. İnsanların görünme istekleri bağlamında oluşan bir takım davranışların nahoşluğu ve rahatsız ediciliği bugün özellikle sosyal medya kullanımında ayyuka çıkmıştır denilebilir. Aile büyüklerinin kafasında yumurta kırarak onları aşağılayan küçükler, çocuklarının yüzüne su çarparak onları hem güldürü hem beğeni nesnesine indirgeyen ebeveynlerin varlığı gelecek adına ürkütücü bir resim sunmaktadır. Yeni insanın yeni bağımlılıklarının başında görünür olmak gelmektedir.

Meselenin insan ontolojisi ile ilgili boyutu ise post-human kavramsallaştırması bağlamında çalışmamızın başında vurguladığımız “yeni insan” tipine denk geliyor. Artık kader ile değil tasarım ile inşa olan bir insandan5 söz edilebilmektedir. Bu noktadan hareketle oluşturulması elzem olan mesleki etik kodları politik ve ideolojik koşullar çerçevesinde yine paradigmanın izin verdiği ölçülerde tanımlanacaktır. Bu kodların gerekliliği ne kadar tartışmasız ise atlanılmaması gereken nokta kodların doğası gereği inşa edilirken kendi sınırlarını da inşa ettikleri gerçeğidir. Bu bağlamda asıl sağlanması gereken şey etik çelişkilerle karşı karşıya kalacak olan içerik üreticisinin ahlaki davranışın vazgeçilmez önemini kavraması gerektiğidir. Zira kodlar, yaşanan her durumu karşılayamaz.6 Kodların vazgeçilmezliğini vurguladıktan sonra onların toplumsal, kültürel ve dini değerler ile bağdaşması ve uyum içinde olması gerektiği de vurgulanmalıdır.

kom265-001.jpgTeknolojiye artan meyil onu doğru kullanma mecburiyetini de doğuruyor. Bilinçli ve farkında kullanım için gerekli hususlar sağlanmadan yeni medya araçlarının ve sosyal platformların sunduğu imkânların olumsuz tesirlerinden kaçınmak mümkün olmayacaktır. Manipüle etmeden, dezenformasyona dayalı içerik paylaşımı yapmadan yeni bir dile ihtiyacımız olduğu gün gibi ortadadır. Yoksa iletişim araçlarının bizzat kendileri iletişimin önündeki en büyük engel haline geliyorlar. McLuhan’ın çok meşhur “araç, iletidir” sözü de bu noktada bir kez daha anlam kazanmış oluyor.7 Bu bağlamda meslek kodlarının manevi, maddi, özel ve mahremiyet hakları üzerinden inşa edilmesi aynı zamanda bireysel ve toplumsal iletişim kanallarının da sağlıklı bir şekilde çalışmasına yardımcı olacaktır. Öncelikle araçların doğasına yönelik felsefi, sosyolojik analizlerin yapılması ve buradan hareketle olmazsa olmaz yapıların yani kodların inşa edilmesi gerekmektedir. Bu yönüyle yapılan düzenlemenin gerekliliği de anlaşılmakla birlikte salt yaptırıma indirgenmiş düzenlemelerin verimliliği de tartışmalı olacaktır. Bugünden yarına içselleştirilmesi mümkün olmasa da her şeyden önce yapılması gereken ahlaki tutumun vazgeçilmezliği üzerinden eylemde bulunmaktır.

Dijitalleşmenin sunduğu imkânlar sayesinde ulaşılabilirliği müthiş seviyelere çıkan yayıncılık faaliyetlerinin sınırları ortadan kaldırması, -örnek olarak geleneksel yayın faaliyetinde bir mekândan yine belirli mekânı hedef kitle olarak seçen yayın tarzından, mekânı ortadan kaldıran- her yere ulaşabilen yayın akışına ulaşılmıştır. Bu durum olumlu yansımasının yanı sıra insanlığı tedirgin eden gelişmelere de kapı aralamaktadır. Bu gelişmenin önümüze çıkartacağı en önemli problemlerden birisi kullanıcı merkezliliğin sınırlarının belirlenmesi problemidir. Şiddeti, cinselliği, ırkçılığı yaygınlaştırabilecek yayın içerikleri bir takım ortak karar alma mekanizmalarını gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda daha evvel ele almaya çalıştığımız meslek kodlarının içerik üretimi üzerinde bir dogma olamayacağı vurgulanmalıdır. Kodlar kendi tarihsellikleri içerisinde anlamlı olan yapılar olarak gözükmektedir. Ancak bu durum onların gerekliliğini tartışmaya açmak anlamına gelmiyor. Önemli olan inşa etmek istediğimiz sağlıklı iletişim sürecinin kurulabilmesidir. Bu bağlamda bu arka plan atlanılmadan oluşturulacak esnek yapılarla iletişimin sağlıklı bir sistem üzerinden düzene oturtulması sağlanabilir. Bu sebeple birbirimizle gerçek bir iletişim deneyimi yaşamak adına, ortaklıklarımızı vurgulayan ancak farklılıklarımızı da görmezden gelmeyen ve var olan paradigmanın dışında yeni bir bakış açısına ihtiyacımız olduğu ortaya çıkmaktadır.

 

[1] https://www.youtube.com/watch?v=DXn2QaYOhhU (Erişim Tarihi: 10.08.2015)

[2] Castells, M. (2008) Enformasyon Çağı: Ekonomi, Toplum ve Kültür Cilt 1- Ağ Toplumunun Yükselişi, İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları, s.631

[3] Kandemir, C. (2013). IPTV Yayıncılığının Sorunları ve Geleceği, İstanbul: Derin Yayınları, s. 4

[4] Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’a yapılan eklemeler kast ediliyor. https://www.hurriyet.com.tr/aile/yazarlar/sinem-rumeli/sosyal-medya-duzenlemesi-neler-getiriyor-41585336 (Erişim Tarihi: 13.08.2020)

[5] Şişman, N. (2011) Yeni İnsan: Kaderle Tasarım Arasında, İstanbul: İnsan Yayınları, s. 177

[6] Belsey, A., Chadwick, R. (2011) Medya ve Gazetecilikte Etik Sorunlar, İstanbul: Ayrıntı Yayınları,  s.24

[7] Maigret, E. (2011) Medya ve İletişim Sosyolojisi, İstanbul: İletişim Yayınları, s. 130

YAZIYA YORUM KAT