Zorluklar karşısında mücadele azmine sahip ‘Müslüman genç’

ŞUAYB MEKEÇ
  • فَسَقٰى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ اِنّٖي لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَقٖيرٌ 

Kasas/24 ‘’Bunun üzerine Mûsâ, onların hayvanlarını sulayıverdi. Sonra gölgeye çekilip, ‘Ey rabbim! Bana lütfedeceğin her türlü hayra muhtacım!’ diye niyazda bulundu’’

Ayette, Musa (as)’ın Firavuna karşı başlattığı tevhidi mücadelenin ilk safhalarından hareketle bizlere zorluklara karşı direnme, sabır ve duruş örnekliği sunuluyor. Karşımızdaki gücün tehditleri karşısında mücadeleden çekilmemek; aksine safımızı, duruşumuzu kuvvetlendirmenin yollarını aramak gerekiyor.

Rabbimize yöneldiğimiz o anlar, O’na yakarışımız yolumuzun en önemli tevekkül dayanaklarıdır. Zorlukların üstüne giderek, yalnız Allah’a sığınarak ve sadece O’ndan yardım dileyerek bir çıkış bulmaya çalışmalıyız. Rabbimiz bizlere bu yönelişimizde Rasullerinin hayatlarından en etkili örnekleri aktarmaktadır. İşte Musa (as)’ın Firavun karşısında verdiği mücadelenin başlarındaki kararlılık ve tevekkül örnekleri ayetlerde bu sebeple anlatılmaktadır.

Kasas Suresi’nden bazı ayetler zorluklar karşısında mücadelenin nasıl olacağına dair işaretler sunar;

‘’Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde büyüklük taslamış ve halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı. Biz istiyorduk ki yeryüzünde müstez’aflara lütufta bulunalım; onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım. Yeryüzünde onları kudret sahibi kılalım ve onların eliyle Firavuna, Hâmâna ve ordularına, çekine geldikleri şeyleri gösterelim.

Mûsâ, korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden çıktı; "Ey Rabbim! Beni bu zalim kavimden kurtar" dedi. Medyen'e doğru yöneldiğinde, "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir" dedi. Medyen suyuna varınca, suyun başında (hayvanlarını) sulamakta olan bazı insanlar gördü. Bunların yanında koyunlarını suya salmamak için uğraşan iki kız gördü. Mûsâ onlara "Maksadınız ne?" dedi. Onlar, "Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır" dediler. Bunun üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Ve sonra gölgeye çekilip, "Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım" dedi.

İşte onların, sabredip kötülüğü iyilikle savmaları ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcamaları karşılığında, mükâfatları kendilerine iki kez verilecektir. Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size. Selâm olsun size (bizden size zarar gelmez). Biz cahilleri istemeyiz" derler’’ (Kasas 5,6,23,24,54,55)

İşte tam yolun bittiği, kuşatmanın her yanı sardığı bir anda Müminin “duruş” , “şahsiyet” örnekleridir bunlar.

Musa (as), Mümin bir aileden terbiye almış iffet abidesi genç kızlarına yardım ediyor ve içinde bulunduğu zor durumda Rabbimizin yardımı ulaşıyor. Tıpkı Ashabı Kehf’in tağutlara karşı başlattıkları tevhid mücadelesinde ‘’mağara’’ yardımının yetiştiği gibi. Bu örnekler geçmişe dair masallar, efsaneler değildir. Bunlar Müslüman gence tevhid mücadelesinde güçlü, yenilmez sanılan tağutlara karşı ümmetin önderlerinin insanlık tarihine mal olan numune-i imtisalleridir. Müslümanın ahlaki donanıma sahip karakter örnekleridir.

Kehf Suresi ayetleriyle konuyu tefekkür edelim;

  • نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَاَهُمْ بِالْحَقِّؕ اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًى
  • وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَنْ نَدْعُوَ۬ا مِنْ دُونِهٖٓ اِلٰهاً لَقَدْ قُلْـنَٓا اِذاً شَطَطاً 
  • هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمُنَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهٖٓ اٰلِهَةًؕ لَوْلَا يَأْتُونَ عَلَيْهِمْ بِسُلْطَانٍ بَيِّنٍؕ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباًؕ 

Kehf/13,14,15 ‘’ Biz sana onların başından geçenleri hakikate uygun olarak anlatıyoruz; şüphesiz onlar rablerine inanmış gençlerdi; biz de onların hidayetlerini artırdık. Kalplerini sapasağlam kıldığımız -bu gençler- ayağa kalktılar ve şöyle dediler; “Bizim rabbimiz, göklerin ve yerin rabbidir; O’ndan başkasına asla ilah deyip yalvarmayız. Yoksa kesinlikle yanlış bir şey söylemiş oluruz.  Şu bizim kavmimiz Allah’tan başka ilahlar edindiler. Onların ilah olduğuna dair açık bir delil getirselerdi ya! Allah hakkında yalan uydurandan daha zalim kimdir!’’

Kehf Suresi’nden aktarılan ayetlerde; Allah’ın dini İslam’a, Müslümanlara karşı açılan savaşta bu Mümin gençlerin karşılaştıkları nice zorluklar, her türlü dejenerasyon, gizli açık tuzaklar, kafa karıştıran teklifler karşısındaki muvahhid duruş örnekliği sunulmaktadır. Bu yolda dayanılacak tek varlık; her şeyi yaratan, hüküm koyan, yerin ve göğün rabbi Allah Teâla’dır.

Bu gün gençlerimiz dört bir taraftan maddi manevi kuşatmayla karşı karşıyalar. Medyatik yollardan, şöhret abidelerinin zehirli dilleri ve hileli cümleleriyle etkilenmeye çalışılmaktalar. Kapitalist, nihilist, ladini sektörler müşterileri arasına bizim gençlerimizi de katmayı hedefliyorlar. Şeytan yolumuza oturmuş tuzağına düşüreceği gaflet ehlini beklemektedir. Süslü yaldızlı cezbedici bir dil ve ölçü tanımayan azgın bir saldırganlık var karşımızda. Gençlerimiz ve aileleri şayet sağlam bir iman ve karakter yapısına sahip değillerse etkileşim ve kopuş hızlanacaktır ne yazık ki!

Muhakkak ki İslam yüzeysel olarak değil tüm hayat alanlarında etkin olursa, Rabbimizin lütfedeceği yardımlarla ıslah ve kurtuluş mümkün olacaktır.

Teknolojiyle gelen kolaylıklar iletişimin hızını artırıyor ancak hız kendi tuzaklarını da içinde taşıyor. Cerbezeli propagandalar özentiyi artırıyor. Genç kardeşlerimize empatiyle yaklaştığı algısını oluşturan İslam karşıtı odaklardan gelen bu sempati dolu mesajlar gencimizi sonu hüsran olacak bir hayata çağırıyor! İçinde yaşadığımız toplumda  "Unutmayınız; asli görevimiz çocuklarımızı korumak, kollamaktır. Bağnaz ve yobaz zihniyetlerin sömürülerine hizmet ettirmek değildir." şeklinde cereyan eden tuzak ifadelerin boş teklifler olduğu gerçeğini gençlerimize hatırlatmak, onların güvenlerini artıracak tevhidi bilinç sadece Müslüman kimlik inşasıyla mümkündür.

Aileler bu gidişat karşısında bildik, alışıldık yöntemlerle mücadele edilemeyeceğini bilmeliler. Sağlam bir iman ve Müslüman karakter inşasının modern eğitimin başarı merkezli perspektifinden daha kıymetli ve Allah nezdinde daha değerli olduğunun farkına varmalı ve bu konuda toplumsal farkındalığı oluşturmalıyız! Bunun nasıl sağlayacağımıza dair kafa yormalıyız.

Gençlerimizin, Kur’an ve Sünneti merkez alan, hayatın sorunlarına dair tevhid ve adil şahidlik mücadelesi için fıkıh oluşturmaya çalışan vasat ümmet yolunu hedefleyen bilgi birikimiyle tanıştırmalı her şeyden önce bizler örnek olmalıyız! İslami birikim ve programlardan beslenen Müminler kardeşleriyle irtibatlar kurmalıdırlar. İslami kimliği önemseyen, birikimli ve istişareye ehil kimselerle şuraya önem vermeliler. Hep beraber kendimizin ve toplumun Kuran ve Sahih Sünnet düsturlarıyla ve Allah Rasulü’nün (sav) örnekliğiyle nasıl ıslah olacağı meselesine odaklanmalıyız.  

Bugün, Rabbimizin gerçek ‘’felaha erenler’’ diye müjdelediği ‘’ümmet bilincine sahip, namazı kılan, karşılıksız infak eden, marufu emredip münkerden sakındıran ve sadece Allah’a ve Rasulü’ne itaat eden hayırlı toplum/yaşayan Kuran Nesli’’ olmaya ne kadar da çok ihtiyacımız vardır! Zaman uzadıkça sorunlar da bunalımlar da artıyor. Yara gittikçe derinleşiyor…

İçinde yaşadığımız toplum gerçekliği Allah için çalışma azmimizi kamçılamalıdır!

Müslümanların yaşantılarına her fırsatta dil uzatan, onları “gerici” olarak tanımlamaktan çekinmeyen malum odaklar, cahili kültür sözcüsü bu popüler tipler aslında İslam’dan; İslami cemaatlerden, vakıflardan, medreselerden, yurtlardan; birlikte kılınan namazlardan, hayır hasenat faaliyetlerinden, mültecilerden nefret etmektedirler. Karşılarına çıkan her fırsatı bu tarz kurumlara, faaliyetlere düşmanlığa çevirmektedirler.

Böyle bir toplum içinde yaşıyor olmamız her şart ve koşulda İslam’a olan bağlılığımızı daha çok artırmalıdır. Bu olgu bizleri; eğitimden ahlaka, kültürden davranışlara tüm hayatı kuşatan salih amellere, hasenat eylemlerine, cemaat bilincine daha çok yaklaştırmalıdır. Bu atmosfere gençleri dahil etmek için çabalarımız yoğunlaşmalıdır. Elbette gereksiz ısrar ve talep görmeyen özendirmeler muhatabın ilgisizliğini daha da artıracaktır. Mantıklı, İslami tutarlılığa sahip ve her hangi bir zorlamanın olmadığı, ihlas çemberi içinde gerçekleşen İslami eğitim ve irşad faaliyetleri daha hayırlı ve daha sağlıklı sonuçlar verecektir.

İyi derecede dünyalık vadeden bir okula veya işe girmesi bir genç için asla onu mutlak anlamda mutlu edecek bir faktör olamaz. Sanıldığının aksine bu yönlendirmenin çoğu genci mutlu etmediği intihar vakalarıyla ortadadır.

Mesleki statüye ve başarıya odaklanarak robot gibi yetiştirilen gençler imtihanlarda elde ettikleri derecelerin yetersiz kaldığını görünce hedef tutturamama krizine girmekteler. Ne yazık ki modern hayatın yarış kulvarlarında yer alan bu hedefler bazı Müslüman ailelerce de başarının yegâne yolu olarak kabul görmektedir. İslami hayat hedefinden uzak, bu tarz başarıya endeksli eğitim modelleri maalesef hüsran ve bunalımdan başka bir şey ortaya çıkartmayacaktır. Küçük yaşlarda başlayan bu serüven neredeyse olgunluk yaşlarına kadar sürmektedir. Şayet salt başarı odaklı girilen bu yolda Müslüman bir şahsiyetin varlığı söz konusu değilse kimliksel bunalım da, seküler yaşam tercihi de hayatın akışını oluşturacaktır. Bu gencin yaşanan şartlarda İslam namına geliştireceği bir tavrı yoktur artık!  

İslam, dünyalık kazanımlarla ahiretin perdelenmesine izin vermez!

İnşirah Suresi’nde zikredilen; ‘’Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Muhakkak ki her zorluğun yanında bir kolaylık vardır. O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul. Ve yalnız rabbine yönel.’’ ayetlerde Rabbimiz din ile dünya işlerini birbirinden ayırmadan yol haritasını çizmiştir.

İbn Âşûr âyeti herhangi bir özel iş ve ibadetle sınırlamaz; “Önemli işlerden birini tamamlayınca ardından başka bir işe yönel ki böylece bütün vakitlerini önemli işlerle değer­lendirmiş olasın” şeklinde açıklamıştır. Resûlullah (sav) ve Müslümanlardan vakitlerini hayırlı ve yararlı işlerle değerlen­dirmeleri; ibadet, dua, tebliğ ve irşad gibi İslami faaliyetlerinin; çalışma, üretme, öğrenme-öğretme, yardımlaşma ve dayanışma gibi dünyevî faaliyetlerinin hakkını vermeleri istenmiştir. (Kur'an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:643-644)

  • وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِهٖ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِؕ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظٖيمٌ 

‘’Lokmân oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Oğulcuğum! Allah’a ortak koşma; çünkü O’na ortak koşmak en büyük zulümdür” ‘’Kuşkusuz Allah her şeyi bütün gizlilikleriyle bilir, O her şeyden haberdardır. Yavrucuğum, namazını özenle kıl, iyi olanı emret, kötü olana karşı koy, başına gelene sabret. İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir’’ (Lokman/11,16,17)

Lokman’ın as oğluna yönelttiği bu öğütler hayata dair hikmet meyveleridir. Ayette geçen “İşte bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir” ifadesi, hayat dair detaylarda dengenin, makul davranışların, ilim, eğitim, ahlak konularının her birinin ibadet hassasiyetiyle yaşandığı, ölçünün gözetildiği ayrıntılara işaret etmektedir.

Lokmân (as) Müslüman gencin hayatının merkezine tevhidi, tevhidin gereklerini yerleştirmeyi istemiştir; ‘Unutma oğlum şirk en büyük zulümdür!’’

Allah Rasulü sav gençlerin eğitimine özen göstermiş, onlarla ilgilenmiş, mescidinin yanındaki Suffe’de gençlere İslam’ı, Kur’an’ı, ictihad yollarını, hikmetli düşünüp hikmetli kararlar vermeyi onlara öğretmiştir. “Allah Resulü (sav) nün, Abdullah b. Abbas’a verdiği öğütlerden biri şöyledir: “Delikanlı! Sana bazı sözler öğreteceğim: Allah’ı(n hakkını) koru ki Allah da seni korusun. Allah’ı(n hakkını) gözet ki O’nu hep yanında bulasın. Bir şey istediğinde Allah’tan iste. Yardım dilediğinde Allah’tan yardım dile. Şunu bilmelisin ki, bütün toplum (varlık âlemi) bir konuda senin yararına bir şey yapmak için bir araya gelse ancak Allah yazmışsa sana destek verebilirler. Yine bütün toplum sana zarar vermek için bir araya gelse ancak Allah yazmışsa sana zarar verebilirler. Zira kalemler kaldırılmış, sayfalar kurumuştur.”   (Tirmizi, Sıfatu’l-Kiyame,59)

“İnsanlar içinde Allah katında en değerli kimse, kötülükleri terk edip, iyiliklere yönelen gençtir.”  (Ebu Davut, Salât,26)

Şehid Hasan el-Benna da meşhur risalelerinde bu konunun önemine değinmiştir. Hasan el-Benna’nın gençlere tavsiyelerinden seçme sözlerle yazımızı sonlandıralım:

"Ey gençler! Davalar ancak kendisine olan inancın kuvvetli olduğu, samimiyetin tam olduğu, fedakarlığa her zaman hazır olunduğunda başarıya ulaşır.

Şartlar ne olursa olsun ezanı duyduğunuz zaman namaza kalkın. Kur‘an‘ı Kerim‘i okuyun, inceleyin ve dinleyin. Yararsız işlere vakit ayırmayın. Dilinizi düzgün konuşun. Davet dinimizin şiarıdır. Arapça öğrenin, Kur‘an en güzel Arapça bilinerek anlaşılır. Hiç bir konuda aşırı tartışmayın. Fazlaca gülmeyin. Çünkü Allah‘a bağlı olan gönül, sakin ve vakarlı olur. Maskaralık yapmayın. Mücahid bir millet, ciddiyet ile ayakta kalır.

Kişileri çekiştirmek ve tavırları küçümsemekten sakının. Hayırdan başka bir şey konuşmayın. Karşılaştığınız kardeşlerinizle sizden istemese bile tanışmaya bakın. Yapacak bir göreviniz varsa onu en kısa yoldan en güzel şekilde bitirmeye çalışın. Ahdinize, sözünüze vefa gösterin. Şartlar ne olursa olsun bunlara aykırı davranmayın.

Müslümanların gazete ve dergilerini çokça mütalaa edin. Küçük de olsa kendinize ait bir kütüphaneniz olsun. İhtisas sahibi iseniz branşınızda derinleşin.

Geliriniz ne kadar az olursa olsun, ondan fakir ve yoksullara bir hak ayırın. Az da olsa malınızın bir kısmını beklenmedik hadiseler için ayırın ve katiyen lüks eşyaya kapılmayın. 

Durmadan tövbe ve istiğfar edin. Uyumadan evvel birkaç dakikanızı nefsinizi muhasebeye ayırın. Şüpheli şeylerden kaçının ki harama düşmeyesiniz.

Eğlence yerlerine yaklaşmak şöyle dursun, onlara karşı bir savaşa girişmelisiniz. Bütün konfor ve rehavet görüntülerinden uzaklaşın. Her yerde davanızı yaymaya çalışın. Nefsinizle şiddetli bir şekilde mücadele edin ki, onun yularını ele alasınız; gözünüzü haramdan ayırın, duygularınıza hâkim olun. Sürekli cemaatle ruhen ve amelen bağlantılı olun ve kendinizi daima kışlasında emir bekleyen bir asker gibi kabul edin’’