Zilhicce ayının ilk on günü ile gelen derin diriliş

RAMAZAN ÇELİKAL

Bayrama doğru gidiyoruz. Büyük bayram, kurban bayramı. Ona doğru gidiyoruz. Şu an Zilhicce ayının ilk on günü içerisindeyiz. Bu günler, çok büyük günler. Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz bu günleri anlatıyor. “Vel fecri ve leyalinaşr.” Allah (cc) fecr’e yemin ediyor. Sonra on geceye yemin ediyor. Sabah vaktine, aydınlığa, uyanışa, dirilişe işaret ediyor. Bir kevni ayet var. Bütün ayetler bizi uyandırmak için. Neden on gece? Hangi geceler bu on gece?

Âlimlerinin büyük çoğunluğu bu on gecenin Zilhicce’nin ilk on günü olduğunu söylüyorlar. Yani Allah (cc) Kur'an-ı Kerim'de diğer günler arasından on güne yemin ediyor. Demek ki bu on günün ayrı bir kıymeti, ayrı bir değeri var. Hac ibadetinin yapılmaya başlanması ve bu kutlu yolculuğun ayak seslerini duymaya başladığımız günler.

Hac, baştan sona sembollerle dolu, hikmetli bir ibadet. İçinde aynı anda tarihe ve iç dünyaya yolculuk var. Varoluşu idrak etmek, mahşeri burada, bu dünyada yaşamak, kalabalıklar içinde yalnızlığı ve ilahî himayeyi derinden hissetmek; İslam ümmetine mensubiyet bilinci, yeryüzü üstündeki ve altındakilerin önem sırasına göre yeniden sıralanması ve bilindik ezberlerin altüst olması fırsatı gibi nice tecelliler ve hikmet pencereleri var.

Haccın büyük bir farkındalık yarattığı çok açık. Büyük bir ümmete mensup olduğumuzu, bu ümmet içinde Allah'ın nice bağrı yanık, gözü yaşlı, duygu seli içinde kendini yok etmiş sevgili kulunun olduğunu fark edip dinin bizim tekelimizde olmadığını, dindarlığımıza güvenip kibre kapılmamak gerektiğini anlıyoruz. Ümmetin rengârenk çeşitliliği içinde ortak bir paydaya sahip bulunduğunu, onun da tek Allah'a bağlılık, Peygamber sevgisi ve din kardeşliği olduğunu, aynı kıbleye dönmenin bu birliktelik için yeterli olduğunu fark ediyoruz.

Bunun dışında ibadetlerin ifa şekilleri arasındaki farklılıklar, dil, renk, ırk, giyim kuşam, kılık kıyafet çeşitliliği önemsizleşirken aynı zamanda sembolik bir anlam da kazanıyor. Sonra o çeşitlilik içinde vahdeti yaşıyoruz.

Tabi ki, bu duyguları çoğunlukla bu kutsal yolculuğa gidebilme imkanına sahip olanlar yaşayacak belki, Ancak; yüce Rabbimiz bu büyük uyanış fırsatından sadece gidenlerin değil, imkan bulamayan bizleri de yararlandırmak istiyor. Bunu da Hacc farizasının yapılacağı Zilhicce ayının bu ilk on gününde ibadetlerimizi, salih amellerimizi, dualarımızı ve yakarışlarımızı arttırarak bu eşsiz uyanışa bizlerin de dâhil olmamızı istiyor.

Allah (cc), dünyanın dört bir yanından hacıları Kabe'ye davet ediyor. Hacılar tavaf ederek, lebbeyk diyerek, Allah'ı zikrederek, Allah'a dua ederek bu kutlu günlerde Allah'ı yüceltiyorlar. Demek ki, Allah bugünlerde isminin yüceltilmesini istiyor. Bize de şunu demiş oluyor. “Hacca gitmemiş olabilirsin,imkânsızlıkların, sağlığın vb.birçok nedenle Hacca gidememiş olabilirsin. Ama sen de zikretmek suretiyle bu kervana katıl. Kutsal topraklarda Allah'ın adı yüceltilirken yeryüzünün tüm mekânlarında da Allah'ın adı yücelsin. Onlar orada bizler burada kalplerimizi ve sesimizi birleştirerek Allah’ın adını hep birlikte yücelteceğiz. Yani bu on günün en büyük ibadeti Allah’ı sıklıkla zikretmek, Allah'ı sıklıkla anmaktır.

Efendimiz (sav), Buhari'de, Ebu Davut'ta diğer hadis mecmalarında geçen hadisi şerifinde bu on geceyi şöyle anlatıyor. “Kendisinde salih amel işlenen günlerin Allah’a en sevimlisi bu günler yani (Zilhicce’nin ilk) on günüdür.”

Sahabeler: Ya Rasulallah! Allah’ın yolunda yapılan cihat ta mı (o günler kadar sevimli) değildir? diye sordular.

Resulullah (sav) de şöyle buyurdu: “Evet, Allah’ın Yolunda yapılan cihat ta! Ancak canı ve malı ile cihada çıkıp da onlardan hiçbir şeyi geri döndürmeyen (yani şehid olan) hariçtir!”

İnsan şaşırıyor gerçekten. Şimdi burada kılacağımız bir namaz cihat edenden daha mı fazla ecir alacak Allah katında? Peygamber (sav) “Allah yolunda cihad ta buna dahildir” diyor. Bugünlerde yapılan amel cihattan da daha faziletlidir. Tek bir mücahit sınıfını istisna tutuyor peygamber Efendimiz. Evinden malıyla ve canıyla çıkan ve hiçbir şeyle geri dönmeyen yani canını Allah yolunda feda eden, malını Allah yolunda feda eden, tamamen Allah yolunda fani olan insan dışındaki mücahitlerin yapmış olduğu amelden de daha faziletlidir." Diyor.

Demek ki, bizim bu on günde samimi ve sadece Allah rızası için yapacağımız ibadet ve salih ameller karşılığında Allah (cc), bize, normal zamanlarda yaptığımızda asla ulaşamayacağımız derecelere ulaşacağımız günleri hediye olarak verecek. Ve bu da Allah'ın kullarına en büyük rahmetlerinden bir tanesidir.

İtikâfa girilen Ramazan’ın son on gününü andıran Zilhicce’nin bu ilk on günü maalesef Ramazan ayında olduğu kadar manevi bir atmosferde icra edilmiyor. Böyle önemli ve fırsatlar içeren kıymetli vakitler, gereği gibi değerlendirilmiyor. Bir sonraki güne uyanıp uyanmayacağımız meçhul imtihan dünyasında Rabbimizin sonsuz merhametiyle önümüze sunduğu bu fırsatları en güzel şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Bugün itibariyle bir kısmını tükettiğimiz günlerin en azından kalan günlerini Rabbimizin rızasına mazhar şekilde geçirme imkânımızhala önümüzde duruyor.

Peki, bu günleri nasıl değerlendirelim? Hadisi şerifte Salih amelleri çoğaltın, diyor. Biraz daha somutlaştırmak gerekirse hadislerden, Aleyhisselam efendimizin tavsiyelerinden damıtılmış birkaç başlığı şöyle özetleyebiliriz.

Birincisi: Hac ibadetini, sadece kutsal topraklarda değil, bulunduğumuz beldelerde gündeme getirerek yaşayabilir ve yaşatabiliriz. Çünkü bugünler Hac günleridir.Gidemiyoruz ama hacdaymışız gibi, Haccı ihya ediyormuşuz gibi o manevi atmosferi bu on günde oluşturmak imkânına sahibiz.

İkincisi: Ramazan ayında yaptığımız gibi muhasebe ve murakabelerimizi çoğaltabiliriz.  Çünkü bir rahmet mevsimi duruyor önümüzde. Sevaptan daha fazla istifade edebilmemiz için muhasebemizi yapalım ki, eksik ve kusurlarımızı tespit edip telafi etme imkanımız olsun.

Üçüncüsü: Muhasebeden sonra bir adım atılmalı ki, o muhasebenin bir anlamı ve değeri olsun. O da tevbe eylemidir. Tevbelerimizi çoğaltabiliriz. Nasuh bir tevbe, Müslüman kalmanın en iyi dayanağıdır.

Dördüncüsü: Nafile ibadetlerimizi arttırabiliriz.  Allah’a daha fazla yaklaşmaya vesile olan nafile ibadetleri elimizden geldiğince çoğaltma gayreti içinde olmalıyız.

Beşincisi; nafile oruçlarımızı tutabiliriz. Ramazan ve şevvalden sonra oruç günleridir bu günler. Dokuz gün oruç, onuncu gün bayram. Dokuz günün tümünü tutamıyorsak hiç değilse pazartesi ve perşembe günlerini oruçla geçirebiliriz. Onu da yapamıyorsak muhakkak arefe gününü oruçlu geçirelim inşallah. Çünkü arefe günü orucunun ne kadar kıymetli olduğunu Allah Resulü (sav) şu şekilde izah ediyor:

"Arefe günü tutulan orucun, geçmiş bir senenin ve gelecek senenin günahlarına kefaret olacağını Allah'tan ümit ediyorum." Geçmiş senenin günahlarını hepimiz anlıyoruz değil mi! Ama gelecek senenin günahlarına kefaret olması, hayalini bile kuramayacağımız müjdeler veriyor bizlere.

Arefe günü ile ilgili başka bir Hadisi şerifte Aleyhisselam Efendimiz "Allah, o gün cehennemden insan azat ettiği kadar başka hiçbir günde insan azat etmezdi" buyuruyor. Yani o gün tabiri caizse genel af günü. Neden bu fırsatı tepelim veya kaçıralım!

Altıncısı: Dualarımızı fazlalaştırabiliriz. Çünkü bu günler, dua günleridir. Fırsat buldukça dua edelim. Dua için özel bir zamanı, özel bir zemini kollamaya gerek olmadan, mesela yolda yürürken, ticaretimizi yaparken, yolculukta veya her nerede olursak olalım Rabbimize yakarışımıza ara vermeyelim. Ayrıca namazlardan sonra böyle daha farklı bir ruh dünyasıyla işin içerisine girerek yapabiliriz dualarımızı. Seccademizde, gece vakti gözyaşlarını da bu işe şahit kılarak yakarabiliriz. Bugün hem kendimiz için hem iman etmiş diğer kardeşlerimiz için ama hassaten, uzun bir süredir zulmün en şiddetlisine maruz bırakılan Gazzeli kardeşlerimiz için duamızı eksik etmeyelim.

Yedincisi: İnfaklarımız kesintisiz devam etmeli. Ramazan bayramından sonra infakların bıçak gibi kesildiğini söylemişti yardım faaliyetleriyle uğraşan bir kardeşimiz. İnfak sadece Ramazan ayına mahsus değil. Bu ay, bu mevsim de bir infak mevsimidir, unutmayalım.

Sekizincisi: Zikirlerimizi çoğaltabiliriz. Özellikle bugünlere özel tekbirlerle Rabbimizi yüceltelim. Lebbeyk, Allāhümme lebbeyk. Lebbeyk, lâ şerîke leke lebbeyk. İnne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk, lâ şerîkelek. ("Buyur Allah'ım, emrindeyiz! Buyur, senin hiçbir ortağın yoktur. Şüphesiz hamd ve nimet sana aittir, mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur.")

Allah’ım… Bizleri Zilhicce’nin bereketine ulaştırdığın gibi, rahmetine de ulaştır. Bu mübarek günleri gafletle değil; zikirle, şükürle ve ibadetle geçirmeyi nasip eyle. Kalplerimizi takvâ ile süsle… Dilimize istiğfarı, gönlümüze huzuru yerleştir… Bizleri affedilen kullarından eyle. Anne-babamıza rahmet, hastalarımıza şifa, borçlulara kolaylık, gençlerimize istikamet ver. Bizleri Sana yakınlaştıran amelleri sevdirmeyi; nefsimize ağır gelen ibadetleri kolaylaştırmayı nasip eyle. Âmin.