Zaman, insana verilen en sessiz emanettir. Ne tutulur, ne biriktirilir, ne de geri çağrılır. Akıp gider; fakat insanı sürüklemek zorunda değildir. Hayat dediğimiz şey, bu akışın içinde neye yöneldiğimizin adıdır.
İnsan her çağda zamanı konuşmuştur. Çünkü her çağda insan, vaktin içinde kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Kimi hızın içinde kaybolur, kimi oyalanmanın; kimi alışkanlıklarının gölgesinde… Zaman geçer, fakat insan her zaman ilerlemez.
Kur’an bu hakikati tek bir yeminle sabitler:
“Asra yemin olsun ki, insan gerçekten hüsrandadır.” (Asr, 103/1–2)
Hüsran, zamanın geçmesi değildir. Hüsran, geçen zamanın insanı dönüştürmemesidir.
Zaman ve Kalbin Terbiyesi
İslam’ın zaman anlayışı aceleye değil, olgunluğa dayanır. Bunun en öğretici örneklerinden biri, içkinin haram kılınışındaki tedriciliktir. Yasak bir anda gelmemiştir. İnsan tanınmış, zaafları gözetilmiş, alışkanlıkların gücü hesaba katılmıştır. Süreç içinde bilinç inşa edilmiş, en sonunda ise hükümle birlikte sarsıcı bir soru sorulmuştur:
“Artık vazgeçtiniz mi?” (Mâide, 5/91)
Bu soru, sadece bir yasağın sonu değildir; insanın iradesine yöneltilmiş ahlaki bir çağrıdır. Bazı şeyler zamana bırakılır; ama zamanın kendiliğinden onları düzeltmesi için değil. Zaman, çaba olmadan iyileştirmez. Tedricilik, ertelemenin değil; bilinçli dönüşümün ilahî yöntemidir.
Bu soru bugün de geçerlidir. Sadece içki için değil; insanı kendine yabancılaştıran her alışkanlık için…
Bağımlılık Sessizdir
Bağımlılık çoğu zaman bağırarak gelmez. Sessizce yerleşir. İnsan, neye bağımlı olduğunu fark etmeyebilir. Fakat basit ve sarsıcı bir ölçü vardır:
İnsan sabah ilk olarak neye yöneliyorsa, kalbi de oraya eğilmiştir.
Gözlerini açar açmaz telefona uzanan biri, henüz güne başlamadan bir şeye teslim olmuş demektir. Henüz kendisiyle baş başa kalmadan, henüz niyet etmeden… İlk yöneliş, günün istikametini belirler. Bu yüzden Kur’an’ın “artık vazgeçtiniz mi?” sorusu, her sabah yeniden sorulur.
Zaman geçiyor olabilir; fakat alışkanlıklar irade olmadan değişmez.
Zamanı İhya Etmek
Zamanı ihya etmek, onu doldurmak değildir. Zamanı ihya etmek, ona ruh kazandırmaktır. Hayatı anlamlı duraklara bölmektir. Beş vakit namaz bu yüzden vardır. Günü parçalamak için değil; insanı toparlamak için.
“Bir işi bitirdiğinde, hemen diğerine koyul.” (İnşirah, 94/7)
Bu, koşuşturmanın değil; boşluğa teslim olmamanın çağrısıdır. Mümin, zamanın içine savrulmaz; zamanın içinde yön bulur.
Kur’an, müminin zaman ahlâkını şöyle tarif eder:
“Onlar, boş ve yararsız işlerden yüz çevirirler.” (Mü’minûn, 23/3)
Bu bir verimlilik tavsiyesi değil; bir değer beyanıdır.
Gaflet ve Zamanın Sessiz Tüketicileri
Zamanın en büyük tuzağı gaflettir. Gaflet, insanın vaktin farkında olmadan yaşamasıdır.
“İnsanların hesabı yaklaştı; ama onlar hâlâ gaflet içindedir.” (Enbiyâ, 21/1)
Hesap yaklaşır, zaman geçer, ömür eksilir. Fakat insan fark etmez. En büyük kayıp, fark edilmeden harcanan hayattır.
Zaman her zaman dışarıdan çalınmaz; çoğu zaman insan onu kendi içinden tüketir. İnsan bazen başlamak için motivasyonun gelmesini bekler; oysa çoğu iş, başlandıktan sonra insanı motive eder. Bazen her şey kusursuz olsun diye erteler; fakat hastalıklı bir mükemmeliyetçilik, iyiyi değil gecikmeyi üretir.
Kimi zaman insan, herkesi memnun etmeye çalışırken kendi sorumluluğunu ihmal eder. Başarısızlık korkusu, denemeden vazgeçirir; hata yapmamak için hareketsiz kalan kişi, zaten kaybetmeye başlamıştır. Daha da tuhafı, insanın bildiği hataları tekrar tekrar yapmasıdır. Aynı yanlışlara dönmek, zamanı sadece boşa harcamak değil; onu geriye doğru tüketmektir.
Bazen de insan yapmaktan çok planlar. Elbette plan gereklidir; fakat sürekli planlayıp hiç başlamamak, zamanı disipline etmek değil, onu ertelemektir. Zamanı en çok tüketen şey, çoğu zaman dış engeller değil; iç ertelemelerdir.
Son Soru
Hayat, uzunluk değil derinlik imtihanıdır:
“Hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı.” (Mülk, 67/2)
Ve sonunda insanın önüne şu soru konur:
“Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi?” (Fâtır, 35/37)
Bu soru yalnızca ahirette sorulmayacaktır. Her akşam, her sessizlik anında, her yorgunlukta insanın önüne çıkar.
Zaman akar.
Saat işler.
Ama hayat, ancak insan durup baktığında başlar.
Dua
Rabbimiz,
geçmiş için manasız üzülmekten,
gelecek için lüzumsuz kaygılanmaktan bizi muhafaza eyle.
Bugünümüzü dünlerin hüznüne
ve yarınların endişelerine mağlup etme.
Bugünümüzü deli dolu değil,
dolu dolu yaşamayı bizlere nasip eyle.