Yeni Gazze Planı: Sömürgecilik ve felaket Kapitalizmi

"Yeni Gazze Planı, İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırım savaşı sonrası oluşan felaketi kapitalist ve sömürgeci bir mantıkla yönetmeyi hedefliyor."

Yeni Gazze Planı: Sömürgecilik ve Felaket Kapitalizmi

Mehmet Rakipoğlu / Kritik


"Yeni Gazze Planı, İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırım savaşı sonrası oluşan felaketi kapitalist ve sömürgeci bir mantıkla yönetmeyi hedefliyor. Bu planın en temel ve çarpıcı özelliği, Filistinlilerin kendi kaderlerini kendileri tayin etme, Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkını ve Filistin olgusunu tamamen yok saymasıdır."

19-23 Ocak 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen Davos zirvesine başta ABD başkanı Donald Trump'ın Grönland işgal hamlesi olmak üzere birçok gelişme damgasını vurdu. Transatlantik ilişkileri ve uluslararası sisteme dair aslında bilinen fakat dile getirilmeyen gerçekler ilk kez açıktan dile getirilmeye başlandı. Filistin ve Gazze'nin geleceğine dair de ABD başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner tarafından “Yeni Gazze” isimli bir proje detayları ile açıklandı.  Trump'ın “Barış Konseyi” girişimi ve buna bağlı çalışacak 15 Filistinliden oluşan teknokrat hükümet Aksa Tufanı sonrası Gazze'nin geleceğini belirleyecek oluşumla beraber düşünüldüğünde Yeni Gazze Planı, İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırım savaşı sonrası oluşan felaketi kapitalist ve sömürgeci bir mantıkla yönetmeyi hedefliyor. Bu planın en temel ve çarpıcı özelliği, Filistinlilerin kendi kaderlerini kendileri tayin etme (self-determinasyon hakkı), Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkını ve Filistin olgusunu tamamen yok saymasıdır. Bu nedenle plan, ekonomik kalkınma retoriğinin ardına saklanmış, doğrudan kolonyal (sömürgeci) bir tasarı olarak görülebilir. Ortaya çıkan tablo, Gazze'nin kültürel ve toplumsal dokusunun silinmesi, mülksüzleştirilmiş bir halkın haklarının inkârı ve savaşın yıkımından finansal kâr elde etmeye çalışan bir “felaket kapitalizmi” anlayışının ürünü olarak okunabilir.

Self-Determinasyonun İnkârı ve Açık Sömürgecilik

Kushner'in sunduğu plan, temelde Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını tanımayan ve Gazze'yi “Filistin” olmaktan çıkarmayı hedefleyen kolonyal bir projedir. Planın merkezinde Filistin halkının siyasi iradesi, tarihsel bağları veya ulusal hakları değil, bölgenin tamamen dışarıdan dayatılan bir ekonomik modele göre fiziksel ve sosyal olarak yeniden inşası yer alıyor. Dolayısıyla planın en çarpıcı özelliği, her türlü Filistin özneselliğinin topyekün inkar edilmesidir.  Bu, sadece bir yönetim modeli değil, aynı zamanda bir kültürel silinme projesidir. Davos'ta gösterilen yapay zeka içerikli Gazze tasarımları, cam gökdelenler ve lüks sahil tesisleriyle dolu “Yeni Gazze” vizyonu, kasıtlı olarak Gazze'nin Arap ve Filistinli kimliğine dair hiçbir iz taşımıyor; aksine, Körfez ülkelerindeki kentleşme modelini yansıtıyor. Tıpkı tarihteki diğer sömürgeci projeler gibi, yerel halkın tarihi, mimarisi ve sosyal dokusu, dışarıdan gelen bir “daha iyi yaşam” vaadiyle silinmek isteniyor. Bu süreç, Naomi Klein'ın “Şok Doktrini” olarak tanımladığı felaket kapitalizmi ile iç içe işliyor: Yıkım, yerel halkın haklarını ve bağlarını hiçe sayarak bölgeyi kökten dönüştürmek ve ekonomik çıkar elde etmek için bir fırsat olarak görülüyor.

Barış Konseyi: Gaspın Kurumsallaşması

Trump'ın Gazze'nin yönetimi için önerdiği Barış Konseyi, bu sömürgeci tasarının kurumsal çerçevesini oluşturuyor. Kurul, Birleşmiş Milletler sistemini ve uluslararası hukuku devre dışı bırakan paralel bir yapı olarak tasarlanmış. 1 milyar dolarlık daimî üyelik ücreti, Trump'ın mutlak veto yetkisi ve BM Güvenlik Konseyi'ne rakip olma iddiasıyla, gücü parayla satın alan bir konsorsiyumu andırıyor.

Kurulun ve onun icra komitesinin yapısı, Filistinlilerin kaderinin kendileri dışındaki aktörlere emanet edildiğini açıkça gösteriyor. Jared Kushner, emlakçı Steve Witkoff ve Tony Blair gibi isimlerden oluşan komite, Filistinlilerin self-determinasyon hakkını tamamen görmezden geliyor. Daha da önemlisi, planın hiçbir aşamasında Filistinli mültecilerin topraklarına geri dönüş hakkı gibi uluslararası hukukla garanti altına alınmış temel bir hak tanınmıyor. Aksine, “gönüllü yeniden yerleşim” gibi kavramlarla, mülksüzleştirilmiş insanların kalıcı olarak topraklarından uzaklaştırılmasının yolu açılıyor. Bu, planın sömürgeci doğasının en somut kanıtıdır.

Direniş ve Meşruiyet Krizi

“Yeni Gazze” ve Barış Konseyi planları hem Filistinliler hem de uluslararası toplum nezdinde büyük bir meşruiyet krizi yaşıyor. İspanya gibi ülkeler planı uluslararası hukuka aykırı bularak reddederken, pek çok hukukçu ve aktivist planı insanlığa karşı suç bağlamında değerlendiriyor. Fakat İsrail'in bu sürece dair itirazları ve Türkiye gibi Filistin destekçisi ülkelerin Barış Konseyi'nde yer alması, Gazze'nin geleceğine dair olumlu işaretleri ortaya çıkarabilir.

Planın en büyük ve muhtemelen aşılması imkansız engeli ise Filistin direnişi ve halkın kolektif iradesidir.  Hamas'ın silah bırakma olasılığının, Filistin devleti kurulmadan, işgal sona ermeden ve mültecilerin geri dönüş hakkı tanınmadan sıfıra yakın olduğu ifade edilebilir. Bireysel teknokratlar üzerinden dayatılan bir yönetim, topluluk ve örgütlenmeden yoksun olduğu için Filistin halkını temsil etme meşruiyetinden yoksundur. Filistinliler için mesele, lüks gökdelenler değil; toprak, kimlik, özgürlük ve 1948'den beri devam eden sürgünün sona ermesidir. Bundan ötürü “Yeni Gazze Planı”, Trump'ın merkezinde olduğu Barış Konseyi ve teknokrat hükümetin asıl odak noktasının İsrail işgalinin son bulması olması gerekiyor. Hamas'ın ve diğer silahlı grupların silah bırakması sürecinin İsrail işgalinin sona ermesi ile birlikte yürütülecek bir sürece entegre edilmesi bu anlamda önemli bir gelişme olarak görülebilir. Dolayısıyla bu senaryo her ne kadar yöntem ve içerik olarak büyük sorunlar barındırıyor olsa da Türkiye gibi aktörlerin süreci denetleyici, uygulayıcı ve yeri geldiğinde baskı kurabilecek pozisyona sahip olması İsrail'in Filistin topraklarında işgalinin son bulmasına dair somut sonuçlar üretebilir.

Sonuç olarak Kushner ve Trump tarafından şekillendirilen “Yeni Gazze” vizyonu, Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını ve mültecilerin geri dönüş hakkını bütünüyle dışlayan, Gazze'yi Filistin siyasal varlığından koparmayı hedefleyen açık bir sömürgeci projedir. Bu plan, savaşın yarattığı yıkımı ve travmayı bir “yeniden inşa” fırsatı olarak pazarlarken, aslında Filistinlileri tarihsel, siyasal ve toplumsal bağlamlarından kopararak kendi topraklarında hak ve egemenlikten yoksun bir nüfusa dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Bu yönüyle “Yeni Gazze Planı”, ekonomik kalkınma söylemi ardına gizlenmiş bir felaket kapitalizmi ve kolonyal yeniden düzenleme girişimidir. Bu çerçevede, Barış Konseyi ya da teknokrat hükümet gibi önerilerin mevcut biçimleriyle Filistin halkı nezdinde meşruiyet üretmesi mümkün değildir. Filistin'de yaşanan kriz bir yönetim, teknik kapasite ya da yatırım sorunu değil; doğrudan işgal, sömürgecilik ve tarihsel adaletsizlik sorunudur. İsrail işgali sona ermeden, Filistinlilerin siyasal öznesi tanınmadan ve geri dönüş hakkı kabul edilmeden, silahsızlanma ya da “normalleşme” çağrıları gerçekçi olmadığı gibi, sahada karşılık da bulmayacaktır.

Bununla birlikte, bölgesel ve uluslararası aktörlerin sürece dâhil olması ancak tek bir koşul altında anlamlı olabilir: Bu aktörlerin rolü, sömürgeci projeyi uygulayan ya da meşrulaştıran değil; İsrail işgalinin sona ermesini, Filistinlilerin kolektif haklarının tanınmasını ve gerçek bir self-determinasyon sürecini zorlayan bir pozisyonla sınırlı olmalıdır. Aksi hâlde bu tür girişimler, Gazze'nin geleceğini tayin etmekten ziyade, işgali yeni kurumsal ve ekonomik formlarla kalıcılaştırma işlevi görecektir. Gazze'nin geleceği; lüks projeler, yapay zekâ görselleri ya da dışarıdan dayatılan kalkınma planlarıyla değil, ancak İsrail işgalinin sona erdiği, Siyonist sömürge düzeninin dağıtıldığı ve Filistin halkının kendi siyasi kaderini özgürce belirleyebildiği bir zeminde inşa edilebilir. Tarihsel deneyim açıkça göstermektedir ki Filistin meselesinde kalıcı çözüm, direnişi ortadan kaldıran değil, işgali ortadan kaldıran bir siyasal dönüşümle mümkündür.

Yorum Analiz Haberleri

Zamanın ritmi: Hız çağında vaktin ahlâkı
Yüzyıl önceki trajedimiz ve şimdi
ABD'de ICE kaynaklı gerilimler: Göçmen politikası neyin habercisi?
Hanedanların düellosu: Suud-BAE rekabetinde ümmetin kaybolan maslahatı
Liberal illüzyonun çöküşü: Trump, küresel statükoyu nasıl sarsıyor?