Yeni bir rahmet iklimine girerken...

"Tekrarı olmayan bir hayatta yaşıyoruz ve zaman çok hızlı akıyor. Giden bir ânı geri döndürme ya da yeniden yaşama imkânımız da yok. Öyleyse yaşadığımız her bir ânın kıymetini bilmeli."

Yeni bir rahmet iklimine girerken

Mahmut Ay / Yenişafak


Tekrarı olmayan bir hayatta yaşıyoruz ve zaman çok hızlı akıyor. Giden bir ânı geri döndürme ya da yeniden yaşama imkânımız da yok. Öyleyse yaşadığımız her bir ânın kıymetini bilmeli. Her bir ânın bize bir kez verildiğinin ve bize özel biricik anlar olduğunun farkındalığına varmalı. Sevdiğimiz bir insanla, bir dostla, anamız babamız, evlatlarımız ve eşimizle geçirdiğimiz her ânın ayrı bir nimet olduğunu bilmeli. Onlara sevgi dolu bir bakış attığımızda ya da muhabbetli bir söz söylediğimizde, bunun tekrarının olmadığını; hatta belki de son bakışımız ya da son sözümüz olabileceğini düşünmeli. Ona göre bakmalı; ona göre konuşmalı ve ona göre sevmeli.

Zamanın kıymetini, sevdiklerimizle ilişkimizde bilmek gerektiği gibi bizi de zamanı da yaratan ve bizim bu zaman içinde yaşamamızı takdir eden Hak Teâlâ ile ilişkimiz ve O’na karşı sorumluluğumuz söz konusu olduğunda da bilmeli. Hatta asıl O’nunla ilişkimizde zamanın kıymetini daha iyi anlamalı. O’nun, bize bu hayatta bahşettiği her bir ânı, bir şükür vesilesi edinmeli. O’na yakınlaştığımızı hissettiğimiz anların, bizim için en kıymetli zaman dilimleri olduğunu hissetmeli.

Bu hayatın tekrarı olmadığı gibi, hayattaki hiçbir şeyin de tekrarı yok. Kıldığımız namazlar, tuttuğumuz oruçlar, yaptığımız zikir ve tesbihler, bir kerelik ve biricik. Ve bu ibadetleri eda ettikten sonra benzer bir ibadeti yapacak bir süre kadar hayatta kalabileceğimizin garantisi de yok. O hâlde, her bir ibadeti yerine getirirken sanki son ibadetimizmiş gibi eda etmeye çalışmalı. Bu hususta, Efendimiz’in (sav) “Namazını hayata veda etmek üzere olan kişinin namazı gibi kıl!” tavsiyesi ne kadar anlamlıdır! İstanbul’umuzda medfun bulunan Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin (ra) rivayet ettiğine göre bir gün bir adam Resûlullah’a (sav) gelerek şöyle der: “Ey Allah’ın Elçisi! Bana (faydalı bir şey) öğret ve özlü söyle (ki aklımda tutabileyim).” Efendimiz (sav) o kişiye şöyle buyurur: “Namaz kıldığın zaman hayata veda etmek üzere olan kişinin namazı gibi namaz kıl. Özür dilemeni gerektirecek bir sözü söyleme ve insanların ellerindeki (dünyalık) şeylerden ümidini kesme konusunda kararlı ol” (İbn Mace, Zühd, 15). Aynı hadisi Hz. Ömer’in (ra) oğlu Abdullah (ra) da rivayet etmiştir. (Bk. Beyhakî, ez-Zühdü’l-Kebîr, 2/210).

Önümüzdeki hafta yeni bir ramazan ayına yani rahmet iklimine gireceğiz inşallah. Efendimiz’in (sav) namaz hakkındaki bu tavsiyesini, ramazan için de uyarlayabiliriz. Sanki bu ramazan son ramazanım, sanki tutacağım oruçlar son oruçlarım, kılacağım teravihler son teravihlerim, vereceğim sadaka ve zekatlar son sadaka ve zekatlarım olacakmış gibi kendimi motive etmeliyim. Tartışmasız gerçek şu ki, on binlerce belki de yüz binlerce Müslüman için bu ramazan son ramazan olacak. Bir daha ramazan göremeyecekler hayatlarında. Belki bunlardan biri de biz olacağız. O hâlde gelin bu ramazanı ve yaşadığımız sürece idrak edeceğimiz tüm ramazanları “sanki bu son ramazanımız olacakmış gibi” değerlendirmeye gayret edelim.

Fahr-i kâinât Efendimiz’in (sav) şöyle buyurdukları rivayet edilmiştir: “İki günü eşit olan ziyandadır” (Bu hadisin senedi zayıftır ancak manası sahihtir. Zira bu manaya gelebilecek pek çok hadis mevcuttur). Bu hadisi, ramazana şöyle uyarlayabiliriz: “İki ramazanı eşit olan ziyandadır.” Yani; bir önceki ramazana nispetle bu ramazanda daha çok sevap kazanmak, Kur’an ile daha fazla meşgul olmak, zekatlarımızı daha bol vermek, daha derin bir kulluk yaşamak, daha yüksek manevî hisler tecrübe etmek gibi bir gayemiz ve planımız olmalı.

Şimdiden ramazan-ı şerifinizi tebrik eder, ramazan boyunca yapacağınız ibadetlerin Cenâb-ı Hak nezdinde makbul olmasını ve O’na yakınlaşmanıza vesile olmasını cânu gönülden niyaz ederim.

Geçtiğimiz senelerde olduğu gibi bu ramazanda da inşallah sizlerle bu köşede her gün birlikte olacağız. Malumunuz, ramazan Kur’an ayıdır. Ramazanı kıymetli kılan, Kur’an’ın bu ayda nazil olmaya başlamasıdır. Şu hâlde ramazanda mümkün mertebe Kur’an ile meşgul olmalı; dilimizi, dimağımızı, zihnimizi ve gönlümüzü Kur’an ile süslemeye, vakitlerimizi Kur’an ile doldurmaya çalışmalı. Bu sebeple geçtiğimiz ramazanda olduğu gibi bu ramazanda da her gün, birinci cüzden başlayarak sırasıyla Kur’an’ın bir cüzünden seçeceğimiz âyetleri birlikte anlamaya çalışacağız. Mevlâ, doğru hissedip doğru hissettirebilmeyi, isabetli anlayıp isabetli anlatabilmeyi nasip eylesin!

Yorum Analiz Haberleri

İran'da toplumsal dinamikler: Mevcut durum ve eğilimler
“İnsanları buharlaştırabilen bir canavarlıkla karşı karşıyayız”
Bangladeş seçimleri: Beklenen uzak değil!
Dijital hegemonyanın gölgesinde ailenin sessiz tasfiyesi
Maskat hattında gerilim mi çözüm mü?