Yeni anayasa için öneriler: Ekonomi ve sosyal devlet

Ali Bulaç

Yeni ve sivil bir anayasanın kollaması gereken önemli konulardan biri "ekonomi" olmalıdır.

"Ekonomi"den kastım, bir noktadan sonra fizik kuralları gereği patlaması mukadder sürekli şişirilmekte olan balon benzeri "büyüme" değil, gelir adaletsizliğinin ve kitlesel yoksulluğun yol açtığı büyük sorunların önüne geçmek için gerekli yasal tedbirlerin alınmasıdır.

Bunun "devlet müdahalesi-merkeziyetçi planlama veya kolektivizm"le uzaktan yakından ilgisi yok. Kastettiğim, adaletsizliğin giderilmesinin devletin en temel görevlerinden biri olduğunu hatırlatmaktan ibarettir: "Adalet mülkün temelidir." Bu temel hukuki-ahlaki ilke dolayısıyla devletin birinci görevlerinden biri adaleti sağlamak olmalıdır. Ve biliyoruz ki, adaletin hiç göz önüne alınmadığı alanlardan biri ekonomidir.

Türkiye gelir adaletsizliğinin en bozuk olduğu birkaç ülkeden biri. Güngör Uras'ın yerinde deyimiyle "7,3 milyon insanımız Honduraslı, 7,3 milyonumuz İsviçreli." Honduras, Güney Amerika'nın en yoksul ikinci ülkesi. 2010 verilerine göre Türkiye'de 735 milyar dolarlık Milli Gelir'in yüzde 32,2'sini nüfusun yüzde 10'u, yüzde 2,1'ini de en yoksul yüzde 10'u almaktadır (Milliyet, 19 Aralık 2011.)

Anayasada Türkiye Cumhuriyeti'nin "sosyal devlet" olduğu yazılı. Ancak uygulamada hükümetlerin takip ettiği iktisadi politikalar, kamu kaynaklarının nüfusun ilk yüzde 10'unun devlet eliyle zenginleşmesini hedeflemekte olduğundan, yoksulların sosyal devletten faydaları değil, hükmün maksadına aykırı olarak zararları olmaktadır. Dolaylı vergilerin yüzde 67'si halktan toplanıyorsa, yoksul ve orta sınıflar en büyük zararı görüyor demektir. Son 10 senedir takip edilen iktisat politikaları bunu düzeltmedi. İlk yüzde 10 içinde yer alan büyük sermaye sahipleri 2015 hedeflerini 2008'de gerçekleştirdiklerini açıkladılar. Yoksullar ise hâlâ yoksul. Resmi kaynaklar, nüfusun yüzde 15'inin yoksul olduğunu kabul ediyor, fiiliyatta bu oran çok daha yüksek. Nüfusun yüzde 60'ı olan orta sınıfın geliri 46,9'a düşmüş.

İnsanı hüzünlendiren konu, adalet ve refahın yoksullara da yayılması gibi konularda daha hassas olması gereken hocalarımızın "Yoksulluk ve işsizlik yapısal sorun, küresel düzeyde yaşanıyor" deyip, bize ilaç olarak "aynî veya nakdî yardımları" sunmaları. Kur'an ve Sünnet'teki hüküm ve tatbikatların ruhuna bakıldığında "infak, sadaka ve zekât"la ilgili hükümlerin asıl maksadının, açlara balık vermeyi öngören "iane ve yardımları" değil, zenginlerden kaynak aktarmak suretiyle zayıf ve yoksul kesimlere satın alma gücü kazandırmak, balık tutar hale getirmek olduğu görülür.

Adalet konusunda duyarlı bir hükümet, iktisat bürokratlarına ve akademisyenlerine şu direktifi verirse, iktisadi mekanizma buna göre şekillenir: "Benim iktisat politikamın esası, gelir bölüşümünü düzeltmek; orta sınıfları güçlendirmek; yoksulları önce korumak, sonra onları salt tüketici olmaktan çıkarıp üretici ve istihdam edici özneler olarak ekonomiye katmak; büyük sermaye gruplarını bir yandan orta ve yoksul sınıflara karşı korurken, diğer yandan uluslararası piyasalarda rekabete sürüklemektir. Haydi buna göre politikalar ve enstrümanlar bulun." Görürsünüz, sosyal adalet nasıl düzelir. Refah tabana yayılır, orta sınıf güçlenir, yoksullar canlanır, birer üretici özne olarak ekonomiye girer.

Liberallerin iddia ettiklerinin aksine ekonomi, zorunlu-teknik süreç değildir; siyasi tercihtir. Tercihiniz hangi zümrelerden yana ise takip ettiğiniz politikalar ona göre şekillenir. Daron Acemoğlu'nun işaret ettiği üzere akademisyenler, adalet duygusunu zayıflatmak amacıyla politikacılara ve liderlere, "eşitsizliğin teknoloji, küreselleşme, yetenek arzındaki değişmelerden zorunlu olarak kaynaklandığını" telkin edip, ekonominin her ülkede ve dünyada nüfusun yüzde 10'una, hatta 0,1'ine göre şekillenmesine çalışıyorlar. Bu bir göz boyamadır, her ülkeyi eninde sonunda ya büyük krize veya büyük toplumsal patlamalara sürükleyecek adaletsiz düzendir.

Yeni anayasada orta sınıflar ve yoksullar lehine olmak üzere, ama somut cümlelerle "sosyal devlet"in yeniden tanımlanması gerekir.

ZAMAN