Ya ibret alırsınız ya ibret olursunuz!

MUSTAFA ÖZCAN

Beşşar rejimine 8 aydır fırsat verildi ve halkıyla uzlaşma yolunu seçmek yerine aksine halkını katletmeye devam etti ve sorgulayanları da Batı işbirlikçisi ilan etti. Krizini bölgeye yaymak istedi. Batı’ya Kaide ve benzerlerine karşı işbirliği teklif ederken ve bunu fiiliyata dökerken; tehdit altına girince de bizzat kendisi Kaide üslubunu benimsedi ve kullanmaya başladı. Baş müftüsü Ahmet Hassun, Kaide gibi dünyayı tehdit ederken Beşşar da bütün bölgeyi tehdit etti. Sonuçta Arap Birliği katliamın sürmesi üzerine seçeneksizlikten Suriye’nin üyeliğini askıya aldı. Bu Suriye olaylarında bir dönüm noktasını teşkil ediyor. Libya’da halk hareketi başlayınca ne Arap dünyası ne de Batı Kaddafi’ye bu kadar müsamaha göstermişti. Üzerine çullandılar. Suriye meselinin de üzerine yattılar. Suriye konusunda dünya 8 ay boyunca sabretti. Halkıyla uzlaşmasını bekledi. Şam rejimi zaman kazanmak ve halkı sindirmek için muhaberat oyunlarına ve küçük hesaplara başvurdu. Katar Dışişleri Bakanı Hamad bin Casim el Sani Suriye’yi oyalama taktiklerine karşı uyarmış ve Beşşar’a “Rakkase numaralarını bırak” demişti. Lakin imam bildiğini okur misali Suriye rejimi de alıştığı yöntemleri terk edemedi ve rakkase gibi davranmaya devam etti. Sonuçta bu üslup acı meyvesini verdi ve Suriye’yi uluslararası müdahale sürecine açtı. Suriyeli şebbiha güçlerinin basın ayağından birisi El Cezire’de ilginç bir karşılaştırma yaptı: Arap Birliği’nin yeni tutumu dış müdahaleye kapı aralıyor. Bu ise Libya örneğinde olduğu gibi binlerce kişinin ölümüne neden olacak! Öyleyse bırakın rejim bildiğini yapsın!

Burada bir de cerbeze yani mugalata/kandırmaca var. Demek istiyor ki, boşuna Beşşar’ın gitmesini ve devrilmesini istiyorsunuz. Bilançonun veya kayıpların en azda kalması için Beşşar’ın kalmasına müsaade edin ve göz yumun. Aksi takdirde, Esad şansını sonuna kadar deneyeceği için kayıplar artacak. Kayıpları en aza indirmenin yolu statükonun devamına göz ummaktır. Halk umudunu keserse teslim olur. Yani ölümü gösterip sıtmaya razı etmek istiyor. Söz konusu şebbihanın basın kolu, bir de 3500 şehitten bahsediyor ve bu şehitlerin muhalifler tarafından öldürüldüğünü ileri sürüyor. Şam rejimi baştan beri maskeli balo tiyatrosu oynuyor. Kendisine ait olan şebbiha güçlerini muhalifler gibi takdim etmeye çalışıyor ve şebbihanın öldürdüklerini de muhalefete yüklüyor. Şebbiha basını olduğu gibi şebbiha diplomasisi de var. Rusya ve Çin gibi ülkelere de siyasi şebbiha deniliyor. Diplomat şebbihalardan birisi olan Suriye’nin Arap Birliği’ndeki Temsilcisi Yusuf Ahmet, Katar Dışişleri Bakanı Hamad bin Casim el Sani’nin Amerikalıların ve Batılıların misyonunun bir parçası olduğunu ileri sürdü ve bakanı ihanet ve ajanlıkla suçladı. Kararın ardından Suriyeli şebbiha güçleri meydana inerek Katar, Suudi Arabistan ve Türk temsilciliklerine yönelik taşkınlıklar ve saldırılar yaptılar. Elçilik ve temsilciliklere zarar verdiler. Türkiye buna mukabil Suriye’ye nota verdi. Bu yetmez: Elçiyi çekmek ve elçilerini geri göndermek gerekiyor.

Suriye halkının da sabrı da taştı. Suriye Gençleri adlı milli takımın sporcularından olan Abdubasıt Sarot, Arap liderlerinin Suriye’de yaşananlar karşısında kıllarını kıpırdatmadıklarını ve olan biteni ve katliamları maç seyrediyormuş gibi koltuklarına yaslanarak seyrettiklerini ifade ediyor. Sarot, Suriye şebbihalarının Allah’a ve namuslarına küfrettiklerini de ifade ediyor. Gerçekten de Beşşar ve çetesinin avanaklıklarına ve ahmaklıklarına bir son verme vakti gelmiştir. Artık taşkınlıklar meseleyi müdahale zeminine taşıdı. Ok yaydan çıktı. Ve bunu ötelemek veya Beşşar rejimine zaman vermek ve süre tanımak kesinlikle kurbanların sayısını ve bedeli artırmaktan başka bir işe yaramaz. Suriye konusunda keskin viraja gelinmiştir. Rejim sadece içeride değil dışarıda da taşkınlıklarını artırmıştır. Kararlı olmanın dışında başka bir seçenek bırakmamıştır. Sair Abbas’ın Şarku’l Avsat gazetesinde daha önce yapmış olduğu haberin detayları da netleşiyor. Türkiye, uluslararası bir şemsiye olması halinde tampon bölge meselesine sıcak bakmaktadır. Artık bundan böyle Suriye’ye yönelik müdahale senaryoları Arap-Türk işbirliği ve koordinasyonu çerçevesinde taayyün edecektir. Arap Dışişleri Bakanları Rabat’ta Ahmet Davutoğlu’nun da olduğu bir ortamda bir araya gelecekler. En azından böyle bir çağrı var. Muhaliflerden ve insan hakları aktivistlerinden Ammar Kırbi’nin (Kurebi) de ifade ettiği gibi, Arap bakanlar aralarında tampon bölge oluşturulması meselesini görüşecekler. Türkiye böyle bir tampon bölge olacaksa bunun 5 kilometre (derinlik) ile sınırlı kalmasını istiyor. Muhalifler ise 30 kilometre derinliğinde olması arzusundalar. Görüldüğü gibi, bu hususta Türkiye yine çekimser davranıyor. Halbuki çekimser davrandıkça Suriye halkının çilesi ve kayıpların yekünü artıyor.

Mezhep dayanışmasıyla olsa gerek İran ve Irak yönetimi hâlâ şebbiha rejimini desteklemeye devam ediyor. Irak hükümet Sözcüsü Ali Debbağ, Suriye konusunda çifte standart uygulandığını savunmuş ve Suriye’nin Arap Birliği üyeliğinin askıya alınmasına itiraz etmiştir. Suriye Temsilcisi şebbiha diplomat Yusuf Ahmet ise Arap Birliği’nin bu kararıyla meseleyi uluslararası bağlama taşıdığını ve dış müdahaleye zemin hazırladığını ve daha önce de Irak ve Libya meselelerinde böyle davrandığını ileri sürüyor. Lakin unuttuğu bir şey var: Kimseye kendini toparlaması için bu kadar lüks bir süre tanınmamıştır! Bunu da İsrail’e yaptığı hizmetlere saysın. Beşşar ve akılsız iktidarı bir Arap hikmetini unutmuş görünüyor: Akil adam başkalarının akıbetinden ders alan ve çıkartan kimsedir. Ahmak ise başkalarına ibret olandır. Ya ibret alırsınız ya ibret olursunuz.

YENİ AKİT